17 Şubat 2008 Pazar

Kara kış

Bu haftanın gündemi kar idi pek çoğumuz için. Kar kış derken beynim flash back yaptı ve 2 anıyı hatırlattı bana.

Birinci hikaye kankam Mehtap ile İstanbul'da geçiyor. Sanıyorum 2004 kışındayız. Berbat bir hava var İstanbul'da kar kış felaket. Biz ise saat 17.30 da 40 km uzaktaki işimizden eve nasıl varacağımızı planlıyoruz. İki akıllı dedik ki servise binip harap olmayalım, Nebil Bey ile Erenköy'e gidip oradan taksi bulalım. Binbir güçlükle saat 18.45 de vardık Erenköy' e. Başladık taksi beklemeye, kar ve fırtınayı anlatmamın imkanı yok, birbirimize sarılmış kakırdıyoruz meşhur İstanbul lodosunda. Yarım saat boyunca vızır vızır olan yoldan bir tane toplu taşıma aracı veya taksi geçmedi. Taksiden filan vazgeçtik, en sonunda bulduğumuz bir dolmuşa attık kendimizi ki kapısı zor kapandı... Normalde varma mesafemiz 15 dakika Ataşehir'e, ama o yol sürdü herhalde 45 dakika filan...Üstelik eve varamadan Ataşehir'in yarı yolunda indik, zira arabalar üstümüze üstümüze kayıyor. Neyse kendimizi pastanemize atıyor 5 dakika soluklanıyoruz orada ama sonrasında evde çoluk çocuk bekler diye doğru yola. 10 dakikalık yolu birbirimize sarılmış ve yapışık bir şekilde ilerliyoruz korkunç rüzgarda uçmamak için! Sonuçta eve varıyoruz ama herhalde 3 saat sonra filan işten çıktıktan sonra! Bu arada normal servisle gelenler sadece yarım saatlik gecikme ile varıyorlar evlerine, biz akıllıyız ya daha hızlı gelecektik hani:-))))

İkinci anımız çok sevgili üst komşularımızla yaptığımız kızak keyfimiz. Aşağıdaki resimde Selahattin amcamız, Nesrin teyzemiz bulunuyor, öyle güzel günlerimiz oldu ki onlarla birlikte, işte aşağıdaki de bir tanesi.....


Hiç yorum yok: