gezi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gezi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Haziran 2009 Salı

New York

Veee evet, Rochester sonrası cuma öğleden sonra New York'dayız. Bize verilen 1,5 günlük serbest zaman için Hilton Oteli'nde rezervasyon yapıldı. 65 katlı binanın 38. katındayım. Manzara böyle, hava berbat :-((



Benim için New York'un en heyecanlı yanı dostum Emriye ile buluşmam. Üniversiteden arkadaşım olan Emriye'yi Kasım'da Birleşmiş Milletler'e uğurladık... Canım arkadaşım akşam yemeği yediğimiz restorandan aldı beni bakın nerelere götürdü;

İlk durak Meatpacking district denilen görünümde son derece eski püskü binaların olduğu ancak sosyetik tüm gece kluplerinin, barların restoranların yeni yeni yerleştiği bir bölge burası. Adı üstünde eskiden bu bölgede sadece kasaplar bulunurmuş.

Spice Market adında bir restorana gittik. Uzak doğu yemekleri ile ünlü ancak yemekler inanılmaz orijinal, şöyle ki mesela Çin yemeklerini Malezya baharatları ile pişirip Hint tarzında sunuyorlar. Bu tür mutfağa füzyon mutfak deniyor, yani farklı uluslara ait mutfak teknikleri ile malzemeleri tek bir tabakta birleşiyor. Son bir kaç yıldır hep duyuyordum da denemek burada nasip oldu... İstanbul W Otel de bir şubesi mevcut, İstanbullular mutlaka denesin derim...

http://www.spicemarketnewyork.com/

Spice market sonrası hem gece hem gündüz görmelisin "Time Square" i dedi Emriye ve atladık taksiye oradayız. Allah'ım bir renk cümbüşü burası, Taksim'e benzer ancak 10 katı büyük bir meydan, her taraf yüksek katlı binalar ve neon lambalarla dolu... Bir yönü de Trafalgar Meydanı'na benziyor sanki...Öylesi ışık var ki gözleri kamaştırıyor.. Bu arada arka sokaklar Broadway ve ışıltılı Broadway sahneleri...



New York tam bir yürüme şehri, büyüklüğüne rağmen inanılmaz bir düzen var, yürüyerek şehri gezmek çok keyifli, ertesi sabah buluşmak üzere ben otele Emriye evine ayrılıyoruz.

Sabah önce grup ile başlayan malum 5. cadde yürüyüşü, burası da bir yanı ile Oxford street gibi. Tüm şık, asortik mağazaların bulunduğu upuzun bir cadde. Hava şahane şansımıza, öğleye doğru gruptan ayrılıp Emriye ile tekrar buluşuyoruz... Sohbet muhabbet, Rockerfeller center, Plaza hotel derken çok hoş bir bistroda öğlen yemeği yedik. Hemen arkasından Central Park'a dalıyoruz. 800 metre eninde 4 km uzunluğunda bir park burası. Yeşilliği inanılmaz, içinde göletler, lunapark, cafeler çok çok hoş... Herkes ayrı bir alem, kimi güneşleniyor, kimi bisiklete biniyor, kimi spor yapıyor, kimi lunaparkda çocuklarını eğlendiriyor, kimi uzaktan kumandalı yelkenlisi ile göletde vakit geçiriyor. Her adım başı bir aktivite var, stepciler, repçiler, caz orkestraları pandomimciler ne ararsan var... yürürken yürürken biri bitiyor diğeri başlıyor, şaka gibi....




Central Park sonrası tekrar yürüyerek Times Square'e doğru ilerliyoruz. Cumartesi günü yaklaşık 12 km yol yürümüşüz, ayaklarımız şiş meydana varıyoruz. Amaç tkts denilen yerden akşam ki Broadway showuna yer bulmak. Gidenlere tavsiye, burası o günün showlarını % 50 daha düşük fiyata bilet alabildiğiniz bir yer. Doğal olarak biraz kuyruk bekleniyor ama sıkılmanıza imkan yok çünkü kuyrukta beklerken üniversite öğrencileri geliyor, ve showların her biri hakkında bilgi veriyorlar. Anlatımlar harika, ne de olsa Amerika bir pazarlama dünyası... Şans eseri en çok istediğim "Chicago" müzikaline yer buluyoruz. İşte bakın aşağıdaki bayan showu nasıl tanıtıyor sokakta!



Çok çok hoştu müzikal hatta rüya gibiydi, akşam yürüyerek Emriye'nin evine gidiyoruz. Emriye'nin evi Manhattan'ın ortasında çok şık bir rezidansda. Arkadaşımla geç saate kadar şarap, peynir, meyve tabağı takılıyor, eski günleri yad ediyoruz...

Ertesi sabah grup arkadaşlarımla buluşmak üzere otele döndük, aa bir de ne göreyim koca caddeye pazar kurulmuş, şaka gibi! Eh malum ekonomik kriz önce ABD yi sonra bizi vurdu tabii, vallahi eni konu pazarları var bizim gibi:-))

Dostumla vedalaşıp 12 saatlik dönüş yolculuğuna başlıyoruz. heyecan devam ediyor, gezmek bir yerler görmek güzel ama en güzeli çok çok özlediğim Deniz'im ve eşimle kucaklaşmak, aldığım hediyeleri vermek..

Deniz'e yaklaşık 7 parça bir şeyler aldım, her seferinde bu son diyerek teker teker çıkardım. Heyecanını unutmam mümkün değil " anne rüyada gibiyim bu da mı benim?" diye diye açtı hediyelerini. "senin bağırmalarını bile özledim" diye diye kucaklaştık. Home home sweet home!

New York resimlerim de aşağıda...


ttp://picasaweb.google.com.tr/anteksltd/NewYork?feat=directlink

14 Haziran 2009 Pazar

Rochester-New York

Neyse ki kazasız belasız, domuz gripsiz evime vardım, gezimiz hem verimli hem keyifli geçti.

Xerox davetlisi olarak gittim bu geziye, Türkiye'den davet edilen 8 firmadan biri olan firmamı temsilen...

Yer Rochester, New York. 100.000 m2 lik bir alanda kurulu sektöründe dünyanın en büyük üretim tesisleri ve "Innovation center" ı.

3 gün boyunca dijital baskı teknolojisindeki yenilikler, konvansiyonel baskı sistemlerine göre dijital dünyanın gidişatı, Xerox cephesinde yeni ürün lansmanları ile dolu dolu konuşmalarla geçti. 2. günün sonunda seminer salonunda "evet şimdi showroom ve demo gezisine katılıyoruz" cümlesinden sonra karşımızdaki duvardan kapılar açıldı ve işte aşağıdaki showroom ortaya çıktı..



Yaklaşık 1000 m2 lik alanda 20 den fazla dijital baskı makinalarının bazılarının demosu mühendisler tarafından adeta bir showmen edasıyla tanıtıldı. Gerçekten mühendisliklerinin yanı sıra çoğu müthiş bir pazarlama üstadı...

Rochester inanılmaz yeşillik dolu bir yer, öyle ki otel ile Xerox arasında her gün giderken yol boyunca ceylanlar görüyorsunuz. Zaten otoban boyunca "Dikkat ceylan çıkabilir" levhaları mevcut. Hatta bir sabah odamdan otel bahçesine baktığımda bile bir ceylan gördüm, maalesef balkonum olmadığı için camdan çektim, o da pek hoş çıkmadı:-(

Bir gün öğleden sonra Niagara şelalerine götürüldük. Bildiğiniz üzere Niagara şelalerinin bir tarafı Kanada. Bot ile şelalelerin çok yakınına kadar geldik....



Suyun hareketi, çıkardığı ses çok büyüleyici...



Niagara şelalelerinin etrafı müthiş yeşil bir park ile çevrili, bu sefer de etrafta sürekli sincap görüyorsunuz, çöp tenekesinde bile :-)))



Aşağıdaki de çok hoş, dayanamadım, Xerox firmasının kapısında duruyor bu tabela....



Aşağıdaki linkde gezimin bu bölümüne ait fotoğraflar göreceksiniz. Fotoğraflar daha çok Niagara ve otel Xerox arası muhtelif manzaralar var.

http://picasaweb.google.com.tr/anteksltd/Rochester03?feat=directlink

3 gün seminer sonrası 2 gün New York 'da serbest zaman için ayrılmıştı, onu da bilahare yazıcam; şimdilik bu kadar...

31 Mayıs 2009 Pazar

Amerika gezisi

Off ya bir domuz gribi eksikti başımıza...

Tam rahatlamışık, sesi soluğu kesilmişti sanki, bugünkü haber canımı sıktı, sinir oldum yani... Hani ABD den gelen 2 Türk de çıkan domuz gribi var ya ondan bahsediyorum.

Ne alaka diyorsunuz, alaka şu, yarın sabah New York'a uçuyorum.. Çalışmakta olduğumuz bir firmanın seminer daveti vesilesi ile Salı- Cuma Rochester'de fabrika turu ve seminerler, Cuma-Pazar ise New York'da serbest zaman şeklinde program. Benim için en heyecan verici yönü üniversiteden dostum Emriye ile New York 'da buluşmam olacak. Yıllara uzanan dostluğumuzu orada paylaşmak çok özel bir durum gerçekten, o da benimle aynı heyecanı yaşıyor...

Biraz araştırınca aslında normal bir grip virüsünden farklı olmadığı ama bağışıklığı düşük kişilerde ölüme yol açtığı söyleniyor. Dünya Sağlık Örgütüşimdilik seyahat sakıncası görmüyor, ancak yolculuklarda mutlaka maske takılması, ellern sık yıkanması ve yüksek ateş halsizlik gibi şikayetlerde vakit kaybetmeden doktora gidilmesi gerektiğini vurguluyor. Genel olarak ülkemiz için aşırı bir tehtid, bir salgın tehlikesi içermiyor, çünkü bu bir grip çeşidi olduğundan soğukta yaşıyabiliyor ve türkiyenin yaz sıcaklarında yayılma ihtimalı oldukça az gözüküyor..

off ne bileyim ben, maskelerim, purel, ıslak mendillerim yanımda, daha da fazla yapabileceğim bir şey yok, haydi hayırlısı deyip yarın yola çıkıyorum...

Kuzumla vedalaştık, az önce, eski naz niyazları kalmadı, artık büyüdü ve daha doğal karşılayabiliyor bu durumları..

Hadi siz de benim için dua edin, sağ salim gideyim ve de geleyim...

28 Nisan 2009 Salı

İzmir İzmir

Efendim baharın gelmesiyle İzmir'e bir hafta sonu kaçamağı yaptık; görümcem ve kayınvalidemi ziyarete gittik.

Cumartesi günün bir kısmını deniz kenarında sohbet muhabbet, uçurtma uçurmaca ve yeme içme şeklinde geçirdik...



Kan çekmesi denen durum vardır ya müthiş doğru bir laf, Deniz dünyanın en mutlu insanı idi hafta sonunda çok uzun zamandır görmediği Selin ablası, halası, eniştesi, babaannesini görünce aklını yitirdi

Deniz keyfi sonrası çok değişik bir aktiviteye dahil olduk, müze şekline dönüştürülen bir savaş gemisi ve denizaltını ziyaret ettik. Kısaca sizlerle de edindiğim bazı bilgileri paylaşmadan edemeyeceğim...

135 metre boyunda 460 ton ağırlığında bu gemi...



İçinde inanılmaz dar koridorlardan ve merdivenlerden ilerliyorsunuz..



Her taraf aklımın alamadığı şalter, düğme, göstergeler, kablolar dolu...

Burası geminin reviri..



Burası kaptan köşkü...



Geminin roket atarı, dakikada 34 adet atıyor...



Bu bir torpido...



İçeride yaşam hiç de kolay değil, yatakların eni anca yarım metre, yataklar ranza ve aralıklar 2 karış yok! Denizaltında ise saf oksijen solunuyor , 48 saatte bir denizaltı yukarıya çıkıyor..



Kısacık bir geziye ancak bunları sığdırabildik....

Bahar gezileri tüm hızıyla devam edecek, bu hafta sonu ise İstanbul'dayızzzzz....

2 Şubat 2009 Pazartesi

İstanbul ve kankalarım

23 Ocak malum sömestr başladı. Heyecan içinde karnemizi aldık, ne kadar heyecanlı olduğumuz kısa kollu oluşumuzdan belli:-)))

Karneyi aldığımız gibi hooop atladık İstanbul'a bir hafta sonu kaçamağı yaptık. Akşamın körü varır varmaz, Mehtap teyzemizin yaptığı karne pastasını afiyetle yedik...

Esas sebebi ziyaretimiz çok sevgili dostum Arzu'nun Amsterdam'dan 1 haftalığına gelişi idi. 1 ay öncesinden planlar yapıldı, Cumartesi sabah Mehtap'ın evinde kahvaltı organizasyonuna karar verildi; kocalar satıldı, ayrı hayatlarımızdaki hikayeler hızla ve özetle aktarıldı. Nasıl geçtiğini anlamadık zamanın, herşeyi aktarmak doyasıya sohbet mümkün değil, çünkü Zuzu'nun zamanı yok.. Daha koyu sohbetler için Amsterdam planı oluşturmaya çalışıyoruz :-))


Sadece özleşen biz miyiz? Ya onlar? Birbirlerini öyle sayıklıyorlar ki bazen "niye bizi ayırdınız? " diye öyle laflar ediyorlar ki boğazıma yumru takılıyor duyunca...

Hızla geçti zaman; bol sohbet, bol yemek, bol alışveriş...

resimlerin devamı aşağıda...
http://picasaweb.google.com.tr/anteksltd/KankalarStanbulDa#

keyifli hafta sonu sonrası evimize geldik, sömestr Deniz açısından hızlı ve keyifli geçiyor, onu da bilahare yazıcam...

16 Nisan 2008 Çarşamba

Amasra

Akşam üstü surlarında otele varış... Bu benim amasra'ya 3. gelişim ancak bu otel kaldıklarımzın en iyisiydi...


Denizin üstünde set şeklinde sıralanmış ağaçların içinde bungolavlar... Oh deniz kokusu burnumuzun ucunda ....Akşam yemeği sınırsız balık salata mmmm nefis....

Çocuklarımızın keyifli saatleri...


Bu kadar yorgunluğa rağmen, turun yarısı saat 22.00 de yatarken biz doğru amasra içine... Akşam deniz kenarında çay keyfi, gözler yorgunluktan kapanıyor olmasına rağmen..

Sabah yine enfes bir kahvaltı. Sonrası kale yürüyüşü ve sonrası tekne turu... daha önce iki sefer Amasra'ya gelmemize rağmen böyle bir tura hiç dahil olmamıştık..




tekne turu sonrası doğru Çakraz'a... Anılar gelince aklımıza biraz burkulduk burada, (sonra yazıcam)neysem enges bir balık ziyafeti daha çektik burada...

Sonrası Ankara'ya doğru hareket. Dönüşte baston yapımıyla ünlü Devrek'de meşhur çelebi bastonlarının yapıldığı atölyedeyiz. Merak edenler için envai çeşit bilgi var, internetde..

Bu gezi sonunda ne anladım biliyor musunuz, benim kızım büyümüş... İlk kez bu gezidde hiç yoruldum demedi, mızıklanmadı tamamen bize adapte oldu çocuğum....

çoook keyifli aynı zamanda çoook yorucu geçti bu gezi ama çooook iyi geldi çoookkk..

resimlerin tümü işte aşağıda...

http://picasaweb.google.com/anteksltd/Safranbolu

Safranbolu

Cumartesi saat 7.00 Ankara'dan ayrılış, uykulu gözlerle otobüste muhabbet...

Gerede mevkii Esentepe otelinde enfes bir köy kahvaltısı....


Kahvaltı sonrası dışarıda çay sohbeti, ohhh mis gibi oksijen var burada yahu...

Saat 10.00 civarı safranbolu şehir merkezine varış.. Önce yaya kısa bir gezinti, sonrasında merkezden tüm ilçeyi "city car" denilen araçlarla turlama....Bindiğimiz araçlar inanılmaz keyifli, Deniz çok eğlendi....

İşte bir Safranbolu evleri manzarası...

Aşağıdaki eski bir cami. Tabakhane kenarına kurulmuş, orada çalışanlara yönelik özel olarak yapılmış, kokularından dolayı diğer insanlar rahatsız olmasın diye tabakhane çalışanlarına ayrı camii yapılmış. Köyün camiisi buranın üzerinde...

Bu da eski tipik bir Safranbolu evi...


otantik bir yerde yenen enfes öğlen yemeği, çorba, sarma ve pilavdan oluşan... (ama pilav safranlı değil:-()

Sonrası Yörükler köyüne hareket.... Köyün Filiz teyzesinden evin tarihçesi hakkında bilgi, çok keyifli bir köy turu...

akşam üstü Bartın üzerinden Amasra'ya hareket... Bartın'dan perili köşk 'e selam, ah keşke fırsat olsa tanışsak, kahve davetine cevap verebilsek.... Söz bir daha ki sefere...

11 Nisan 2008 Cuma

Aile gezimiz

İçim kıpır kıpır.... çok heyecanlıyım... Yarın ağabeylerimin eşleri, yeğenler, annem babam Deniz ve ben hafta sonluk bir Safranbolu gezisine gidiyoruz... Babamla en son ne zaman böyle bir hafta sonu geçirdim bilemiyorum, herhalde 10-12 yaş civarı en son... Hele böyle ailecek bir gezi hiç olmadı. İşte bu anlamda çok heyecanlıyım... Biraz yorucu geçecek gerçi ama iyi olacak. hele ki son zamanlarda yaşadığımız keyifsiz olaylardan sonra iyi gelecek hepimize. Haydi herkese iyi hafta sonları....
__________________________________________________

9 Şubat 2008 Cumartesi

İstanbul kaçamağı

Kartalkaya sonrası Deniz ile Mehtap kankalarımıza 2 günlük bir İstanbul gezisi yaptık. Vardığımız akşam eski patronlarımdan babam gibi sevdiğim Semih Bey ile Tuzla’da akşam yemeği yedik… Yeni başlayacağım işim ile ilgili koyu bir sohbet yapıp feyz aldım Semih Bey'den...


Bizler külli muhabbetde iken, çocuklarımız da ayrı bir masada oyun kurdular, sohbet ettiler; tıpkı bizim gibi onlar da hasret giderdiler...

Pazar günü Koray'cığımız sağ olsun çocuklara bakım işini üstlenirken,biz de attık kendimizi yeni açılan Meydan’a… Sonra da İkea’ya, hani şu 1 yıldır aradığım meşhur çamaşır sepeti olayı vardı ya, tabii ki İkea’da çözüldü…. Sonrasında havanın da güzelliğinden faydalanıp sahil yolunda Suadiye cafe'de leziz bir öğle yemeği yedik. Son zamanların şirket dedikoduları, kankamdan alınan yeni işime yönelik tavsiyeler, Amsterdam planı, yaz tatili planı vs derken bir solukta geçti o günde...

Ertesi gün ise iş koşuşturmacısı ile geçti ve böylece bir İstanbul gezimiz daha sona erdi, muhabbetlerimizin tadı yine damağımda kalarak....

Neyse çok yakında devamı olacak bu muhabbetlerin, bu sefer Ankara’da… Bekliyoruz kankalar.............

6 Şubat 2008 Çarşamba

Kartalkaya

Biz bu sene ilk defa kış seyahatine çıktık Zeynep ablamızın okul gezisi ile... Kartalkaya Grand Otel de idik 4 günlüğüne... Odada ben, Deniz, Zeynep, Zeynep'in çocukluk arkadaşı Ali Can ile kaldık...

Bu vesile ile Deniz için de tabii ki kayağı bir denesin istedik..

Daha önceki yazımda yazmış idim, Deniz 'in bu işi sevmeyeceğinden emindim, çünkü çocuğumu iyi tanıyorum. Birincisi giyinmekten nefret eder, Deniz'i tanıyanlar çok iyi bilir bu konuyu... Kışlık yün kazağı bile nadiren giydirebilirim Deniz'e...İkincisi hem ödlek hem inanılmaz temnkinlidir. İlk yürümeğe başladığında halıdan parkeye bile geçerken ince hesaplar yapan bir çocuk idi kendisi... Attığı adıma müthiş dikkat eder..

neyse uzatmayalım, 4 kişilk bir kayak dersine soktum onu ikinci gün ve ben de yukarıda bir pencereden takip ettim dersi. Gülmekten yerlere yattım izlerken, ders boyunca herkes gösterilen hareketleri yapabilirken bir tek benim çocuğum yapamadı, hoca sürekli onunla ilgilenmek zorunda kaldı:-)))) Ders sonrası onu karşılamaya gittiğimde ilk lafı " Anne sevmedim hiç ben bu işi istemiyorum, zaten hiç bir hareketi de yapamadım" oldu. Ne yapalım denedik olmadı, herkes herşeyi yapacak değil ya, hemen kapattık bu sayfayı...

Bu arada İstanbul'dan Mete dayılarımızla orada birlikte olmak müthiş keyif oldu bizim için, kuzenler hasret giderdi, kayak dersine girdi, biz de bol bol muhabbet ettik hep birlikte...



Aynı gün akşam üstü bu sefer ben denedim ve ilk dersimi aldım. Ders boyunca pencereden Deniz'i izlediğim ve güldüğüm için kendimi çok kötü hissetiim zira ben de pek başarılı olamadım gibi geldi ilk derste....

Düşündüm taşındım, olmaz dedim, bir kere de karar verilmez, bir ders daha almalıyım dedim ama ertesi gün şansıma kar fırtınasından dolayı pistler kapandı, tüm dersler iptal edildi...

sonraki gün sabah ikinci dersimi aldım, baby lift pistinde. Lifti ilk tutuşum tamamen faul, hooop tepetaklağım... Neyse sonrası iyi gitti, kaymanın keyfine vardım...

Akşam üstü bir ders daha aldım ve daha da keyifli geldi. Nasıl, fena değilim di mi?



tatilin keyfine en çok Zeynep ile Ali Can vardı, sabah kahvaltı sonrası 10.00 da başlayan kayak keyifleri öğle yemeğine kadar sürdü. Yemek sonrası tekrar çıkıp akşam üstü saatlerine kadar yine kaydılar.... Biz ise ana kız kah derslerde, kah çocukların peşinde, bir kaç kez havuzda, Mete ağabeylerimle bol sohbet, muhabbet derken tatilimizi tamamladık. Son gün akşamı Zeynep'imizin rahatsızlanması ile keyfimiz kaçtı ama neyse ki sağ salim vardık hepimiz...

tadı damağımda kaldı bu kayak işi benim, bu kış bir kaç ders daha alabilsem diyorum ama zor gözüküyor, bakalım???

Bu arada bu tatile ait resimlerin devamı aşağıda...Hayatımın en büyük gafını yaptım bu tatilde, makinamın şarjını unuttuğum için ilk 2 güne resim çekebildim sadece:-(
http://picasaweb.google.com/anteksltd/Kartalkaya

3 Aralık 2007 Pazartesi

Keyifli hafta sonumuz

Hafta sonu kaçamağı yaptık İstanbul'a Cumartesi-Pazartesi arası. Eşimin mezun olduğu GS Lisesi'nin meşhur pilav günü vardı Pazar günü. Özlediğimiz dostlarımızın pek çoğunu bu vesile ile görebilmek amaçlı çıktık cumartesi öğleden sonra yola...

Cumartesi akşam saatlerinde İstanbul'da idik, hiç vakit kaybetmeden kızımı, Eren ve İrem ile birlikte Kader ablalarının güvenli ellerine teslim edip, oturduk denize nazır rakı sofrasına can dostlarımızla...

Biz gecenin keyfine böyle varırken rakı masası başında geç saatlere kadar;

çocuklarda kendi içlerinde keyifli bir geceyi böyle noktalamışlardı biz döndüğümüzde...

Pazar sabahı Mehtap'ımın evinde yaptığımız hızlı bir kahvaltı sonrası Deniz 'i adaşı Deniz'in evine bırakıp biz de doğru pilav gününe doğru yol aldık.
Eray arkadaşlarını gördü mü pilav günlerinde dünyayı unutuyor, başlıyor muhabbetli yatılı gecelerinin anıları... Her pilavda ayrı bir anı duyuyorum sohbetlerinde, o kadar çok şeyi paylaşmışlar ki yıllar boyu, anlata anlata bitiremiyorlar. Ben de Deniz'i yatılı mı versem diye düşünmuyor değilim:-)

Pilav sonrası ise doğru Beyoğlu'nda bir kafeye gittik muhabbetin devamı için..

Sonrasında akşam 5 çayına sevgili eski komşum Gülin'e uğradık. Yine muhabbet, muhabbet, birlikte yaşanan nice güzel günleri andık... 6 aylık Mehmet'imizi sevdik...


Akşam yemeğine ve tekrar yatıya doğru kankam karamelizenin evine. Kendimizi her zaman evimizde gibi hissettiğimiz, birlikte İstanbul'da yaşarken sık sık yaptığımız şarap eşliğinde akşam yemeğimizi yedik.. Deniz ve Eren öyle güzel oynadılar ki doyamıdılar birbirlerine, aynı yatakta yatıp saatler boyu masal anlattılar birbirlerine kıkır kıkır..

Detaylı resimleri görmek isteyenler aşağıdaki linke bir tık yapsınlar lütfen...
http://picasaweb.google.com/anteksltd/IstanbulGezimiz

Az da olsa hasret giderdik dostlarımızla, güzel bir hafta sonu geçirdik hep birlikte sağ olun,var olun!

3 Ekim 2007 Çarşamba

Aaa bir bakmışımki 10 gün olmuş yazmayalı, nasıl yani ya? O kadar mı çabuk geçmiş zaman, anlayamadım vallahi... Geçen Pazartesi akşamı itibarı ile 3 geceliğine İstanbul’a gittim, hani ben home-office çalışıyorum ya, hani Alman bir firmanın Türkiye temsilcisiyim ya, işte bu sebepten Alman firma sahibim ile İstanbul’da buluştuk. Şeker mi şeker bir adam bu Elmenhorst, inanılmaz bir zeka ve yaşına rağmen enerjisi var. Havaalanında buluşup iftar saatini Gloria Jeans’de bitirip attık kendimizi Nevizade sokaklarına.. Bir sohbet bir muhabbet, akşam 11.00 ‘ i ettik. Niye bilmem ama bir şekilde yabancılarla diyaloğu ve iş yapmayı seviyorum ben, İngilizcemi kullanmayı seviyorum, başka kültürlerle kaynaşmayı seviyorum yapımda var bu...

Neysem bu buluşma benim için çok çok farklı bir özelliğe daha sahip, zira 8 sene İstanbul’da çalıştığım ve ithalat müdürlüğü yaptığım eski firmama ziyarete gidiyorum iş için... İşin komik yani şu bilmeyenler için, 8 sene ithalat müdürlüğü yaptığım ve satın aldığım malı satıyorum şimdi ben.. Yani biraz karışık ve değişik bir durum ama hayat beni bir şekilde bu noktalara getirdi işte... Kalbim küt küt atıyordu yine eski firmamdan içeriye girerken ama sıcak kucaklaşmalarla rahatlayıverdim birden. Mehtap’ı, Pervin’i kucakladım ya tamam oh rahatladım işte...

Neysem eski firmamın yeni sahipleriye (?!!!) yaptığımız keyifli bir iş sohbetinden sonra diğer iki firmamızı ziyarete koyulduk, Allah’ım bu ne trafik, vallahi ne çok özlemişim derken İstanbul’u anında Ankara’ya dönesim geldi oracıktan. Sonradan öğrendim ki Media Markt açılışı sayesinde kilitlenmiş özellikle bizim gittiğimiz yerler o gün.. (oysa ki İstanbul’da hiç trafik olmaz değil mi!!!!) Herşeye rağmen işlerimizi bitirip 2 saatte karşıya geçip Hanedan’da eski patronumla rakı sofrasına oturunca unuttum gün boyunca çektiğim trafik rezaletini ve vurduk muhabbetin dibine o akşam... Akşamın sonunda da önce kankam Mehtap’a uğrayıp keyifli bir muhabbet ardından Işıl’ın evinde yine muhabbet ve derin bir uyku ile ertesi sabahı ettim.

Ertesi gün yine oradan oraya koşturma; firma ziyareti, iş icabı market ziyareti, kiralık arabayı teslim et, Elmenhorst’u havaalanına bırak derken can hıraş yetiştim Ankara otobüsüne.. Veeee 23.30 itibarıyla evimdeyim, çok özlemişim önce kızımı, sonra kocamı ve deee evimi.......

9 Eylül 2007 Pazar

Bugünü sabahdan Deniz’in hem eğlenebileceği hem de eğlenirken yorulacağı (ki akşam erken yatsın), öğleden sonrayı da hep birlikte sakin geçirme üzerine plan yaptım. Dünden Noelle ile konuşup Eymir gölüne gitmeğe karar verdik, havanın serin olacağını bildiğim için göl kenarı yürüyüşünün iyi geleceğini düşündük bize ve çocuklara...

Sabah saat 9.30’da buluştuk, kahvaltıyı orada piknik şeklinde yapmak üzere hazırladık. Önce yaklaşık 4 km ‘lik bir yürüyüş yaptık (hala 4 çocukla nasıl yaptığımıza inanamıyorum, bir 4 km de döndük çünkü)


Göl kenarında konuşlandık, çıkınlarımızı çıkadık ve keyifle kahvaltılarımızı yedik. O kadar acıkmışız ki kahvaltı bittikten sonra fark ettim hiç fotoğraf çekmediğimi...

Göl maalesef küresel ısınma nedeni ile biraz çekilmiş, kenarları bataklık şekline dönüşmüş.. Boğazımız ve denizimiz olmasa da her şeye rağmen 20 dk ötemizde etrafı orman kaplı bir gölümüz var.-)), umuyorum bol yağmur yağar da bundan da mahsur kalmayız bu şehirde...

Yolumuzun üstünde yine tavşanlara rastlıyoruz, bloğumu takip edenler hatırlayacak bugünlerde her gittiğimiz yerde çıkıyor karşımıza, havuç taşıyacağım artık bu sevimli hayvanlara vermek için...


Çocuklar bol bol açık havada koşturdular,top oynadılar ve 4 km’lik dönüş yolundan sonra saat 14.00 civarı evimize döndük.

Sonrasında banyomuzu yapıyoruz ve okuldan söylenenlere göre ilk gün çantamızı hazırlıyoruz: Çizgili defter, boya kalemler, kalem kutusu, oyun hamuru ve yedek kıyafet. Yarın saat 9.00’da törene sınıf öğretmenine teslim edip Deniz’i, akşam servis ile karşılayacağız

Tüm gün okul ile ilgili soru sormasını bekliyorum Deniz’in, hiç br şey sormuyor.. Akşam beraber yatabilirmiyiz diyor ve tabii ki kabul ediyorum. Saat 20.00 den itibaren çok uykusu geliyor, 20,45’de yataktayız...

-Anne bir şey sorabilir miyim?
- tabii tatlım (okul ile ilgili sorular başladı nihayet diyorum)
-Köpeklerin akciğerleri nasıl oluşuyor acaba?
-????!!!! Tüm canlılar anne karınlarında organları minik minik oluşmaya başlıyor, zamanla bebek büyüdükce organlar da büyüyor ve doğum zamanında artık tüm organlar yeteri kadar gelişip çalışıyor...
Sessizlik....
-Bir soru daha sorabilir miyim anne?
-Tabii tatlım (tamam okul sorusu geliyor...)
-Deniz kestanesi niye batıyor insanların ayaklarına?
-İkinci şok.. Çünkü deniz kestanesi üstünde çok uzun ve sert dikenler var, insan da onun üstüne basınca dikenler batmış oluyor.. artık uyusak, biliyorsun sabah okul var erken kalkacağız..
-Son bir soru daha sorabilir miyim anne?
-Son olsun lütfen sor canım ..
-Sen bana hamileyken sadece yan ve sırt üstümü yatıyordun?

Şaklabanlık yaparak nasıl yattığımı anlatıyorum ve de hafiften fırçalıyorum artık uyuması için. Tekrar emin oluyorum ki Deniz son derece kendime güvenen bir çocuk ve yarın hiç bir sorun yaşamayacağız ve de umuyorum tüm okul hayatı boyunca....

26 Ağustos 2007 Pazar

Beypazarı

Ankara'ya geldiğimizden beri aklımızda idi Beypazarı. Baktık hafta sonu hava nane molla, havuza girme şansımız yok, hemen yaptık Beypazarı planını. Üniversiteden arkadaşımız Mahmut'da katıldı bize, önce biz de keyifli bir brunch sonrası saat 12.00'de evden çıkıp 1 saat 15 dakikada vardık Beypazarı'na..

İlk bakışta evler göze çarpıyor, eski Ankara evleri. Sadece kart postallardan ve de Ankara ile ilgili eski resimlerden tanıdığımız evleri görüyoruz karşımızda.. Turistik olan şehir merkezinde bolca var bu tip evelerden... Sonra dar bir sokak, sağlı sollu esnaflar: kimi Beypazarı kurusu fırınları, kimi yöresel 80 katlı baklava yapanlar, kimi havuç suyu satanlar, kimi erişte makarna, tarhana satanlar, kimi daha turistik bakır eşya satanlar şeklinde sıralanmışlar..



Tarım ürünleri açısından çok zengin olan bir ilçe Beypazarı; İstanbul, Ankara gibi merkezlerin domates, ıspanak, salatalık, marul, biber, havuç ihtiyacı da yine Beypazarı'ndan karşılanoyor imiş. Türkiye'deki havuç ihtiyacının %60'ı da Beypazarı'nda yetiştiriliyor. Bu anlamda havucu her şekilde görüyorsunuz etrafınızda; havuç suyu, havuç lokumu, havuç reçeli ve hatta havuç dondurması bile yapılmış...

Çarşıyı turladıktan sonra her yerde Yaşayan Müze oklarını görüyoruz ve takip ediyoruz. Vee karşımıza 100 yıllık bir konak çıkıyor, en komiği de kurutulmak üzere asılmış biberleri kemiren tavşan karşılıyor bizi müze girişinde.

Derken içeriye doğru yöneliyor ve gönüllü turzim elçilerinden konak hakkında bilgi alıyoruz, tiftik tüccarı bir bey ve öğretmen hanımının evleriymiş ve kültür bakanlığı'na miras bırakılmış.. Konağın orijinal hali mümkün oldğunca korunabilmiş, bu arada eski geleneklerden olan kurşun dökme olayını yaşatıyorlar size..Aşağıdaki resme tıkladığınızda konağa ve Beypazarı'na ait detaylı resimlerimizi görebilirsiniz.
Beypazarı

Çıkışte müze bahçesinde çay keyfi yaparken sohbet ediyoruz kendi aramızda; dedelerimizin evlerinin aslında böyle olduğunu düşünüyoruz ama bence o kadar uzağa gitmeğe gerek yok ki babalarımızın çocukluğu bile böyle bir evde geçmiş olablir diye düşündüğümü söylüyorum.

Ertesi gün babamın yanında alıyorum soluğu, gösteriyorum resimleri, gözleri dolu dolu anılarına gidiyor aynen böyle bir mutfakları olduğunu, buzdolabı olmadığı için karanlık bir mahzen de (ki aynısını konakta görmüş idik) nasıl yiyeceklerini muhafaza ettiklerini anlatıyor bana. İnanamıyor insan sadece bir nesil öncesinin bizlerden nasıl farklı bir ortamda büyüdüğünü duyunca. Sözleştik, okullar açılp kızımın okulda olduğu bir gün doğduğu yerlere gidip kamerayla çekim yapıp babamın ağzından çocukluğunu dinleyeceğim.....