iş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
iş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Mayıs 2009 Pazar

Amerika gezisi

Off ya bir domuz gribi eksikti başımıza...

Tam rahatlamışık, sesi soluğu kesilmişti sanki, bugünkü haber canımı sıktı, sinir oldum yani... Hani ABD den gelen 2 Türk de çıkan domuz gribi var ya ondan bahsediyorum.

Ne alaka diyorsunuz, alaka şu, yarın sabah New York'a uçuyorum.. Çalışmakta olduğumuz bir firmanın seminer daveti vesilesi ile Salı- Cuma Rochester'de fabrika turu ve seminerler, Cuma-Pazar ise New York'da serbest zaman şeklinde program. Benim için en heyecan verici yönü üniversiteden dostum Emriye ile New York 'da buluşmam olacak. Yıllara uzanan dostluğumuzu orada paylaşmak çok özel bir durum gerçekten, o da benimle aynı heyecanı yaşıyor...

Biraz araştırınca aslında normal bir grip virüsünden farklı olmadığı ama bağışıklığı düşük kişilerde ölüme yol açtığı söyleniyor. Dünya Sağlık Örgütüşimdilik seyahat sakıncası görmüyor, ancak yolculuklarda mutlaka maske takılması, ellern sık yıkanması ve yüksek ateş halsizlik gibi şikayetlerde vakit kaybetmeden doktora gidilmesi gerektiğini vurguluyor. Genel olarak ülkemiz için aşırı bir tehtid, bir salgın tehlikesi içermiyor, çünkü bu bir grip çeşidi olduğundan soğukta yaşıyabiliyor ve türkiyenin yaz sıcaklarında yayılma ihtimalı oldukça az gözüküyor..

off ne bileyim ben, maskelerim, purel, ıslak mendillerim yanımda, daha da fazla yapabileceğim bir şey yok, haydi hayırlısı deyip yarın yola çıkıyorum...

Kuzumla vedalaştık, az önce, eski naz niyazları kalmadı, artık büyüdü ve daha doğal karşılayabiliyor bu durumları..

Hadi siz de benim için dua edin, sağ salim gideyim ve de geleyim...

12 Şubat 2008 Salı

İlk günler...

Neyse en zor 2 günü atlattım galiba...

İlk gün inanılmaz idi, Saat 11.00 de girdiğim toplantıdan saat 18.15 de zor çıktım. İlk gün için ne alaka değil mi? Şöyle ki, var olan yazılım sisteminin bir üst versiyonuna geçileceği için bilgisayar firması ile toplantı düzenlenmiş; eh ben de üstüne gelince bütün gün toplantıya dahil oluverdim. Çok güldüm bu işe, çünkü eski işimin son günleri de aynen böyle toplantılarla bitmişti, bıraktığım yerden başladım yani:-)" Hoşgeldin" şeklinde sıcak karşılamaların yanında buz gibi esen rüzgarlar da var, bakalım zaman neler gösterecek? 14 ay sonraki ilk günüm böyle geçti işte.....

Bugün daha konum ile ilgili işleri öğrenmeye başladım, üretime indim, depo alanlarını gezdim sistemi öğrenmeğe çalıştım vs.. İş ortamım hat safhada sessiz, herkes kafasını kaldırmadan çalışıyor bütün gün, eskisi gibi kikirdeyen kızlar yok yani etrafta, çok şaşırdım doğrusu! Tek ses gün boyunca hoparlörden yayımlanan hoş müzikler...

Bu arada yeni iş derken hep eski işim aklıma düştü bugünlerde... Hatta bir de son günüme ait resimlerimi buldum...

Aşağıdaki resim 9 sene çalıştığım firmamdan ayrılacağım son günü canım patronumla çekildi. Gözlerim ağlamaktan şişmiş vaziyetde....

Bu da canım kankam karemelize ile yine çok sevdiğim iş arkadaşlarımdan Pervin ile çekildi... Üçümüz de sarılıp sarılıp ağlaşmıştık o gün....

İşte böyle, bu resimlerin ertesi gününden itibaren buradayım işte.......

10 Şubat 2008 Pazar

Sömestr biterken...

Kartalkaya, İstanbul derken tatilimizn 10 günü zaten şehir dışında geçti.

Kalan günlere ise her güne bir program koyduk, "Don Kişot" ve "Asteriks" e gittik. Annemin karma resim sergisine gittik veeee kitap okuma işine hız verdik. Blogdaşlarım sağ olsun hepsi çok güzel tavsiyelerde bulunmuşlar, henüz hepsini edinemedim tabii ama itina tüm yazılanları not aldım, zaman içerisinde alacağım.

İlk etapta sınıf öğretmeninin hediye ettiği 2 kitabı bitirdik, derken anneannemizin aldığı el yazısı olan bir "Winnie" kitabını okuduk. Bu arada sobem sayesinde Mehtap teyzemizin aldığı "Çıtır Çıtır Felsefe" nin bir serisine başladı, ancak henüz bitiremedi, ama çok sevdi.. Bu arada kendiliğinden kütüphanesinde bulunan (ve benim hiç haz etmediğim hatta nefret ettiğim) "Sizinkiler" serisinin "Aşk dediğin kapı tokmağıdır" kitabını bulup bir çırpıda okuyuverdi... Arkasından tutturdu beni Arcadium'a sürükleyip yine bu seriden bir kitabı aldırıp bugün başladı... Bu durum aynı bana çocuk gibi'nin sobeme yazdığı yazıyı anımsattı, zira kendisi değişik türden kitaplar alarak denememizi tavsiye etmişti. Seçtiği türden hiç hoşlanmamama rağmen okusun da ne okusun şeklinde bulaşmıyorum şu anda...

Ben ise son iki günü daha bir yoğun geçirdim, araya bir diş olayı, blogdaşlarımla buluşma ve eski patronumun oğlunun düğün işini sığdırdım. Yeni işime yönelik tüm hazırlıklarımı tamamladım, 1 haftalık giyeceğimi planlayıp ütüledim veeee dört gözle pazartesiyi bekliyorum, içim kıpır kıpır...

11 Ocak 2008 Cuma

yine yeniden:-(, :-), ?, !

Hani bir önceki yazımın bitiminde dedim ya 2008'e çok hızlı başlıyorum diye, şimdi bu konuyu açayım...

Son 1,5 aydır görüştüğüm bir firma var idi, 2 mülakat her biri 2,5 'ar saat sürdü ve sonunda kabul edildim. Biraz düşünme payı istedim ve geçen hafta bugün, ben de işi kabul ettiğimi bildirdim kendilerine...

Ne güzel bir haber gibi görünüyor değil mi? siz bir de bana sorun.. İşi kabul etmemle kafam allak bullak, kalbim güm güm, annelik hormanlarım alt üst vaziyetde. 13 ay olacak bu ayın ortasında, tam zamanlı çalışmayalı... Bu 13 ayın hayatıma artıları eksilerinden mutlaka daha fazla. Çünkü 2 aylıkken çocuğumu ellere emanet edip işe gidip 6 yaşı dolduruncaya kadar bakıcılarla çocuk büyüttüm ben. Hem de İstanbul'un ağır koşullarında... Hem de annemin senede sadece 2 kez 1'er hafta kalmasıyla... Hem de ekonomik kriz ile birlikte eşimin iş sorunları ile boğuşarak... Hem de günde 40 km uzaklıkta bir işe giderek....

İşte bu anlamda çok iyi geldi bu ara anne kız ikimize de... Doyasıya öpüş koklaş olduk, gezdik, eğlendik 1 sene boyunca. Kanımca bir çocuğun hayatındaki en önemli en önemli dönemlerinden olan ilkokul 1'in yarısını da birlikte devirmek üzereyiz. Canım ona sürpriz yapmak istedi, çat kapı tenefüsüne giderek kucakladım onu, servise binmek üzereyken "ceee" yapıp arabamla alıp şarkı söyleyerek döndük eve... Öğretmenleri ile yakınen ilişki kurdum bu arada... yıllar boyu yapamadığım şeyleri yaptım, hani çalışırken kıskandığım o ev hanımlarının yaptıklarını yaptım ....

eeee ne oldu da büyü bozuldu? veya bozulmak zorundamıydı ki ben yeni bir işe gidiyorum??? Bilmem ki? Çok düşündüm bu konuyu kendi kendime; 35 yaşındayım, hayatımın en verimli dönemindeyim, böyle evde turarak mı geçmeli hayatım diye çok düşündüm. Aslında evde de oturmuyorum, yani biliyorsunuz, ben Alman bir firmanın Türkiye temsilcisiyim ve home-office çalışıyorum ama yetmedi işte... Manevi anlamda yetmedi çünkü enerjimin hepsini almadı bu iş benim... Daha fazla enerjim var ve bunu iş hayatında açığa çıkarıp hem kendimi daha fazla geliştirmek hem de kariyerime devam etmek istedim...Şimdi bir itiraf duyacaksınız benden; bir de elalem "Aman Nazlı da fıstık gibi işi bırakıp Ankara'ya gitti evde oturuyor" demesin istedim bir yandan da.... Haa bir de işin maddi boyutu var tabii, eşim ticaret yapıyor, çok şükür her şey yolunda ama ya böyle gitmezse??? Özel okulda okuyan bir çocuğum var, bu durumu korumalıyım ve de üstelik hayat standardımızı daha da geliştirmeliyiz diye düşündüm ve iş arayışına başladım....

İyi bok yedim, şimdi ne olcak? Güzel bir ünvan verildi bana, "Satın Alma Müdürü ve Organizasyon ...." sı oldum. (.... düşünülüyor henüz). Maaşım idare eder, iş yerim Ankara standartlarına göre çok uzakta, 27 km kadar....mesai saatleri de kötü bana göre, ama 2 hafta normal saatte 2 hafta 45 dakika geç gideceğim işe, bu durumu kabul ettiler... İşe de sömestr sonrası yani 11 Şubat'da başlayacağım, son kez kızımla bir tatil keyfi yapayım diye düşünerek öyle istedim... Amma velakin, işe başlamayla birlikte, eee çocuğumu sabahları kim bırakacak, evin düzeni ne olacak, çocuğum ödevlerini nasıl yapacak? Çat kapı okula gidemeyeceğim artık hiç, ona hiç sürpriz yapamayacağım.... Gün içinde çat kapı "anne çayı koy ben geliyorum" diyemeyeceğim. Yine gün içinde kocişkomla doyasıya gezemeyeceğim, arada yaptığımız kızlarla öğle tatili kahve keyfi yapamayacağım... yapamadıklarımı düşündükce deliriyorum.... Beni en iyi anlayanlardan biri karamelize olacak, çünkü 9 sene İstanbul'da aynı koşullarda yaşadık ikimizde ve de 10 Ocak'da yazdığı yazı şimdiki duygularımla tamamen örtüşüyor..

Bundan sonra kızımla sadece 1,5-2 saat görüşebileceğimiz aklıma geldikçe oynatıyorum....

Anladığınız dağılmış bir vaziyetdeyim, aslında bir yandan da herşeyin İstanbul'daki gibi zor olmayacağını da biliyorum. Şimdiden ayarladım, Deniz'in çok sevdiği bir ablamız var aylık olarak gelecek artık ve hem ev işlerini kontrol edecek hem Deniz'i karşılayacak. E ailem yanımda istediğim an anneciğim gelebilecek, hatta söz verdi haftada 1 gün kalacak... Eşim iş saatleri uygun olduğu için okul sürprizlerine devam edebilecek benim yerime... Falan filan..

Bunlara rağmen ben tam mutlu olamıyorum, neden neden neden??? Biri bana yardımcı olabilir mi lütfen??? aldım ya o tadı bir kere, hani çocuğunla doyasıya vakit geçirme fırsatını, çok zor geliyor şimdi..Doğum izninden sonra işe ilk gittiğim günü dün gibi hatırlıyorum. Deniz'i emzirdim, öptüm kokladım ağlayarak Emi'ye verdim ve 40 km boyunca ağladım yolda... İşe geldim öğlen 12.00'ye kadar ağladım odamda, hiç unutmuyorum patronum geldi "kızım git git ne olur evine git rahatça toparlan öyle gel" demişti bana... Şimdi de aynı duyguları tekrar yaşıyorum...

Sizce iş hayatıyla birlikte bir kaç ay içinde aşağıdaki kadına döner miyim????

3 Ekim 2007 Çarşamba

Aaa bir bakmışımki 10 gün olmuş yazmayalı, nasıl yani ya? O kadar mı çabuk geçmiş zaman, anlayamadım vallahi... Geçen Pazartesi akşamı itibarı ile 3 geceliğine İstanbul’a gittim, hani ben home-office çalışıyorum ya, hani Alman bir firmanın Türkiye temsilcisiyim ya, işte bu sebepten Alman firma sahibim ile İstanbul’da buluştuk. Şeker mi şeker bir adam bu Elmenhorst, inanılmaz bir zeka ve yaşına rağmen enerjisi var. Havaalanında buluşup iftar saatini Gloria Jeans’de bitirip attık kendimizi Nevizade sokaklarına.. Bir sohbet bir muhabbet, akşam 11.00 ‘ i ettik. Niye bilmem ama bir şekilde yabancılarla diyaloğu ve iş yapmayı seviyorum ben, İngilizcemi kullanmayı seviyorum, başka kültürlerle kaynaşmayı seviyorum yapımda var bu...

Neysem bu buluşma benim için çok çok farklı bir özelliğe daha sahip, zira 8 sene İstanbul’da çalıştığım ve ithalat müdürlüğü yaptığım eski firmama ziyarete gidiyorum iş için... İşin komik yani şu bilmeyenler için, 8 sene ithalat müdürlüğü yaptığım ve satın aldığım malı satıyorum şimdi ben.. Yani biraz karışık ve değişik bir durum ama hayat beni bir şekilde bu noktalara getirdi işte... Kalbim küt küt atıyordu yine eski firmamdan içeriye girerken ama sıcak kucaklaşmalarla rahatlayıverdim birden. Mehtap’ı, Pervin’i kucakladım ya tamam oh rahatladım işte...

Neysem eski firmamın yeni sahipleriye (?!!!) yaptığımız keyifli bir iş sohbetinden sonra diğer iki firmamızı ziyarete koyulduk, Allah’ım bu ne trafik, vallahi ne çok özlemişim derken İstanbul’u anında Ankara’ya dönesim geldi oracıktan. Sonradan öğrendim ki Media Markt açılışı sayesinde kilitlenmiş özellikle bizim gittiğimiz yerler o gün.. (oysa ki İstanbul’da hiç trafik olmaz değil mi!!!!) Herşeye rağmen işlerimizi bitirip 2 saatte karşıya geçip Hanedan’da eski patronumla rakı sofrasına oturunca unuttum gün boyunca çektiğim trafik rezaletini ve vurduk muhabbetin dibine o akşam... Akşamın sonunda da önce kankam Mehtap’a uğrayıp keyifli bir muhabbet ardından Işıl’ın evinde yine muhabbet ve derin bir uyku ile ertesi sabahı ettim.

Ertesi gün yine oradan oraya koşturma; firma ziyareti, iş icabı market ziyareti, kiralık arabayı teslim et, Elmenhorst’u havaalanına bırak derken can hıraş yetiştim Ankara otobüsüne.. Veeee 23.30 itibarıyla evimdeyim, çok özlemişim önce kızımı, sonra kocamı ve deee evimi.......