Daha dün gibi yazmıştım Deniz okullu oldu diye...
Bu yıl 3. sınıfta kuzum.. Zaman akıyor, e'leri yapamaz iken daha dün, bugün üç basamaklı sayılı topluyor.
Her zaman şikayetci olduğum dağınıklık konusunda ise tık yok, yağmurlukla gidiyor, onsuz dönüyor, her hafta sonu Fransızca defteri eve gelecek, tekrar edilecek diyorum hak getire... Neyse ki ödevlerini düzenli yapıyor ya bu duruma şükrediyorum.Arada bir de öğretmencilik oynarken extra bir şeyler yapıyoruz.
Geçen gün Fransızca defterini kontrol edeyim dedim, öğretmen soruları yazmış o da cevaplamış, diyalog aynen şöyle;
- Comment tu t'appeles? ( adın ne?)
- Je m'appelle deniz (adım deniz)
- Tu as quel age? (kaç yaşındasın?)
- J'ai 9 ans (dokuz yaşındayım)
- Qu'est ce que tu aimes? (ne seversin?)
- J'aime chiens . (köpekleri severim)
- Tu aimes le cole? (okulu seviyormusun?)
- Non. (hayır)
Herşeyi doğru yazdığı için öğretmen "tres bien" vermiş...
Delirmiş bir şekilde kankime anlattım telefonda, "senin gibi anneye ve öğretmene karşı bu kadar açık yürekli davranmış ya aferim Deniz' e demez mi?" Şaka bir yana açık yürekliliği ile ben de övündüm sonradan....
Hani başlığım maraton ya, biraz da onu açayım. İyi de tabii okulların uzun yaz tatili, yarı bize de tatil sayılır. Sabah koşturmacası yok, akşam erken yatma derdi yok, hafta sonları kurs yok derken bizler de yayım yayım yayılıyoruz yaz boyu....
Yayılmasına yayılıyoruz da sonrası toparlanmak bir felaket. Hadi bakalım 3 hafta önce okul başladı bu hafta da kursla başlıyor...
Birinci sınıfta tenise gitti, yarısında burun kıvırdı. Zaten asla sportmen bir çocuk olmadı Deniz, gerçi ilkokul 1 den sonra fiziken çok hareketlendi ama oldum olası spora uzak bir çocuk... 2. sınıfı org ve koro ile geçirdik. Allah'ım koro 3 saat, bitmek bilmezdi, çocuk baydı tabii. Geçen sene kendi kendime söz verdim kesinlikle bir tek çeşit kursa gidecek diye...
Geçen hafta geldi listeler, oh yaşasın bu seneki org kursu bire bir benim Fransızca kurs saatimle tutuyor, harika. zaten kendisi de istedi hadi bakalım bu işi çözdük. Derken derken "anne ben eskrime gidecem demez mi?" saçımı başımı yolacaktım, sen eskrim ne biliyor musun dedim, evet kılıçla yapılan bir döğüş dedi. zaten erkeksi bir çocuk, oldum olsaı bebeklerle oynamadı, etek, elbise vs sevmedi bir de bu çıktı başıma... Tamam sporun erkeği kızı olmaz ama ne alaka yani; belli ki bir arkadaşı gidiyor o da bundan etkilenmiş... Akıllıca davranmalıyım dedim, interneti açtım o uyuduktan sonra; eskrim sayfalarına girdim. Sağolsun wikipedia her zamanki çok güzel bir özet geçmiş, eskrimi kıyafetleriyle bir güzel anlatmış. Tamam dedim buradan vururum ben, Deniz hayatta giyinmeyi sevmez, o maskeyi filan görsün derhal vazgeçer. Ertesi gün sakin sakin, "tamam eskrime tabii ki istersen gidebilirsin ama bu spor hakkında bilgi sahibi olduğunu sanmıyorum, gel biraz araştıralım internetden, sen yine ilgi duyarsan yazdıralım seni eskrime" dedim. Açtım malum sayfayı, biraz okudu, kıyafetleri gördü " anne ya ben hayatta böyle şeyler giyemem" dedi ve konu kapandı..
Bir kaç gün sonra
-anne ben voleybol kurusuna gidebilir miyim?
- hayırdır dedim?
-tenefüslerde top oynuyoruz, arkadaşlarım atabiliyor, ben top atıp tutamıyorum!
haydddi.. Ne atıp da ne tutamyor veya diğer arkadaşları ne yapıyor anlamadım ama tabii ki isteğini kabul ettim. ne de olsa babam yıllarca voleybol oynamış ve de Türkiye'nin en uzun dönem "Voleybol federasyon Başkanlığı" yapmış kişi idi. Belki de yanılıyorumdur, çocuğum spora yatkındır diye düşünerek bu kursa yazdırdım. pazartesi okul çıkışı da voleybola gidecek, haydi hayırlısı gelişmeleri takip edersiniz...
Bu arada her daim kızıma " bak kızım dil tekrar edilerk öğrenilir, şu Fransızca defterlerini hiç olmazsa hafta sonu getir, bir kere oku" diye çemkiren ben Haziran da biten ve bu cumartesi başlayacak kursum arasında geçen 3 ay içinde bir kere bile defteri açmadığım için paniğe düşmüş durumdayım. Bugün işe defter kitabımı götürdüm, Allah'ım herşeyi unutmuşum. Belli ki ilk ders yaz boyu ne yaptık onu anlatacağız, bari yazayım dedim, bir cümle bile yazamadım.. Berbat durumdayım berbat, yarın öğlen de arada ders çalışıcam artı akşam ciddi ciddi çalışacağım.
dedim ya maraton başlıyor, cumartesi benim Fransızca, Deniz'in org, pazartesi akşam voleybol, hadi bakalım maraton başlıyor!
okul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
okul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
8 Ekim 2009 Perşembe
8 Şubat 2009 Pazar
ben nerde yanlış yaptım??
Sinirden delirmiş bir durumdayım... Ellerim titriyor, nereye kaçsam da gitsem bu evden modundayım...
Sömestrimizin nasıl geçtiği konusunu yazdım, gayet keyifli, sadece 3 gün evde geçirilmiş kalanı program dolu, dün dahil. Akşam kuzenler ve arkadaşları bizdeydi enfes bir sofra hazırladım, Deniz ve kuzen Pelin oynadı, akşam bizde yatıldı, gece 1.00'e kadar kıkırdandı, az önce Pelin'i aldılar.
Arkasından dananın kuyruğu koptu...Deniz'e "ödevler bitti değil mi diye" son bir teyit sorusu sordum,(10 gündür günde 3 kez sordum bu soruyu) Cevap Evet. Türkçe ve Matematiği bitirdiğin biliyorum zaten çok fazla değildi. Franszıca dand atekrar amaçlı hem büyük hem küçük defterdeki kelimelerin yazılıp yanlarına resimlerin çizilmeis istenmişti. Ödevi tekrar okuyunca kendisi büyük defteri yazmadığını fark etti.. Ben de şalterler attı, 1 saat avaz avaz bağıdırm, çocuğuma söylenmeyecek korkunç cümleler söyledim, tembel ve sorumszu diye bağırdım, eşyalarını fırlattım... hala sinirlerim boşalmadı, Eray ile kavga ettik, hepimiz berbat durumdayız.. ben yazıyorum "ben nerede yanlış yaptım" diye kafamda 40 tilki ile mücaele veriyorum, Eray ciğerlerine daha bir çekererek sigara içiyor mutfakta Deniz ise ağlaya ağlaya ödevini yapmaya çalışıyor...
Normalde çok sorumlu bir çocuk, gelir gelmze ödevlerini yapar ama dikkatsizlik sorunu büyük sorun. Ödevini doğru dürüst okumamış, okuduğu aklında kalana göre yapmış, bir zahmet kontrol etmemiş 15 gün hay huyla zaman geçmiş, son gün sinirler perişan bir haldeyiz...
Keşke kontol etseydim diyoum, kendimi suçluyorum ama hatırlıyorum benim kimse peşimden koşmadı, elimden tutmadı. eray desen aynı...Ama noluyosa oluyor şimdi böyle olmuyor, veya bizde olmuyor....
yarından tezi yok sıkı güvenlik önlemleri olacak bu evde, hafta sonu az gezilecek, mutlaka hafta içi yapılanlar tekrar edilecek, hafta içi TV yok aklıma ilk gelen önlemler...
Akşam üstü Noelle'in Fransız annesine küçük bir yemek daveti veriyorum, ceza olarak Deniz bugün çocuklarla oynayamayacak.
hala düşünüyorum ben nerde yanlış yaptım???
Sömestrimizin nasıl geçtiği konusunu yazdım, gayet keyifli, sadece 3 gün evde geçirilmiş kalanı program dolu, dün dahil. Akşam kuzenler ve arkadaşları bizdeydi enfes bir sofra hazırladım, Deniz ve kuzen Pelin oynadı, akşam bizde yatıldı, gece 1.00'e kadar kıkırdandı, az önce Pelin'i aldılar.
Arkasından dananın kuyruğu koptu...Deniz'e "ödevler bitti değil mi diye" son bir teyit sorusu sordum,(10 gündür günde 3 kez sordum bu soruyu) Cevap Evet. Türkçe ve Matematiği bitirdiğin biliyorum zaten çok fazla değildi. Franszıca dand atekrar amaçlı hem büyük hem küçük defterdeki kelimelerin yazılıp yanlarına resimlerin çizilmeis istenmişti. Ödevi tekrar okuyunca kendisi büyük defteri yazmadığını fark etti.. Ben de şalterler attı, 1 saat avaz avaz bağıdırm, çocuğuma söylenmeyecek korkunç cümleler söyledim, tembel ve sorumszu diye bağırdım, eşyalarını fırlattım... hala sinirlerim boşalmadı, Eray ile kavga ettik, hepimiz berbat durumdayız.. ben yazıyorum "ben nerede yanlış yaptım" diye kafamda 40 tilki ile mücaele veriyorum, Eray ciğerlerine daha bir çekererek sigara içiyor mutfakta Deniz ise ağlaya ağlaya ödevini yapmaya çalışıyor...
Normalde çok sorumlu bir çocuk, gelir gelmze ödevlerini yapar ama dikkatsizlik sorunu büyük sorun. Ödevini doğru dürüst okumamış, okuduğu aklında kalana göre yapmış, bir zahmet kontrol etmemiş 15 gün hay huyla zaman geçmiş, son gün sinirler perişan bir haldeyiz...
Keşke kontol etseydim diyoum, kendimi suçluyorum ama hatırlıyorum benim kimse peşimden koşmadı, elimden tutmadı. eray desen aynı...Ama noluyosa oluyor şimdi böyle olmuyor, veya bizde olmuyor....
yarından tezi yok sıkı güvenlik önlemleri olacak bu evde, hafta sonu az gezilecek, mutlaka hafta içi yapılanlar tekrar edilecek, hafta içi TV yok aklıma ilk gelen önlemler...
Akşam üstü Noelle'in Fransız annesine küçük bir yemek daveti veriyorum, ceza olarak Deniz bugün çocuklarla oynayamayacak.
hala düşünüyorum ben nerde yanlış yaptım???
12 Ocak 2009 Pazartesi
Son 1 yıldır Deniz'e "büyüyünce ne olacaksın" sorusuna "yazar olacağım" diyor Deniz..
çalıştığım işyerinden mi etkilendi bilmiyorum, hoş benim yazarlıkla ve yazarlarla ilgim yok ama sanki yeni işimle birlikte alındı bu karar..
Öğretmeni de söylüyor, gerçekten yazma konusunda da başarılı...Yazı yazmayı da çok seviyor ve yazısıda gerçekten çok düzgün ve güzel...
Geçenlerde resimlere göre bir öykü yazma ödevi verilmişti.
İşte aşağıda yazdığı öykü, aynen yazıyorum:
"Yağmurlu bir günde kaybolmuş Boncuk diye bir köpek dolaşıyordu. Boncuk üşümeye, korkamya, acıkmaya ve susamaya başlamıştı. zavallı Boncuk yorulmaya da başlamıştı. Yürüdü, yürüdü bir kedi gördü. İkisi de birbirlerinden çok korkmuşlardı.Kedinin adı Fındık'tı. Boncuk asil bir köpekti. Kedilere zarar verip kovalamazdı. Çok geçmeden birbirlerine alıştılar. Fındık ve Boncuk çok üşümüşlerdi. Boncuk hemen sıcak büyük bir kulube buldu. İlk önce Boncuk kulubeye girip tehlike var mı diye kontrol etti. Tehlike yoktu. Fındık'ta içeriye girdi. Dışarı çıkıp biraz hava aldılar. Hava biraz ısınmıştı. Hatta gökkuşağı çıkmıştı. Biraz durduktan sonra içeriye girmişler. Yine önce Boncuk sonra Fındık girmiş. Biraz evi dolaşmışlar, sonra burası gayet kaliteli gayet güzel demişler. Boncuk öyle tatlı öyle güzel birsüt hazırlamış. Fındık ve Boncuk bayıla bayıla içmişler."
Ne dersiniz? Hiç fena değil di mi?
çalıştığım işyerinden mi etkilendi bilmiyorum, hoş benim yazarlıkla ve yazarlarla ilgim yok ama sanki yeni işimle birlikte alındı bu karar..
Öğretmeni de söylüyor, gerçekten yazma konusunda da başarılı...Yazı yazmayı da çok seviyor ve yazısıda gerçekten çok düzgün ve güzel...
Geçenlerde resimlere göre bir öykü yazma ödevi verilmişti.
İşte aşağıda yazdığı öykü, aynen yazıyorum:
"Yağmurlu bir günde kaybolmuş Boncuk diye bir köpek dolaşıyordu. Boncuk üşümeye, korkamya, acıkmaya ve susamaya başlamıştı. zavallı Boncuk yorulmaya da başlamıştı. Yürüdü, yürüdü bir kedi gördü. İkisi de birbirlerinden çok korkmuşlardı.Kedinin adı Fındık'tı. Boncuk asil bir köpekti. Kedilere zarar verip kovalamazdı. Çok geçmeden birbirlerine alıştılar. Fındık ve Boncuk çok üşümüşlerdi. Boncuk hemen sıcak büyük bir kulube buldu. İlk önce Boncuk kulubeye girip tehlike var mı diye kontrol etti. Tehlike yoktu. Fındık'ta içeriye girdi. Dışarı çıkıp biraz hava aldılar. Hava biraz ısınmıştı. Hatta gökkuşağı çıkmıştı. Biraz durduktan sonra içeriye girmişler. Yine önce Boncuk sonra Fındık girmiş. Biraz evi dolaşmışlar, sonra burası gayet kaliteli gayet güzel demişler. Boncuk öyle tatlı öyle güzel birsüt hazırlamış. Fındık ve Boncuk bayıla bayıla içmişler."
Ne dersiniz? Hiç fena değil di mi?
10 Ocak 2009 Cumartesi
Deniz'in Sınıfı
Deniz'in sınıfına uğradım geçtiğimiz hafta sonların birinde...
Panoların birinde Ay'ın Kitabı asılmış. Aralık ayının kitabı arkadaş yayınevi'nden çıkan çocuk serisi kitaplarından biri. Serinin hepsi birbirinden güzel, özellikle 2. ve 3. sınıflar için uygun. Dili ve yazı fontu tam bu yaş çocuklara göre...

Deniz'in okulunda çocuklara ilk 3 sene hedef olarak öğrettikleri şey okuma alışkanlığı. Müthiş bir teşvik var bu anlamda. Daha öncede yazmıştım; 2003 yılından beri her gün 10 dakika en üst düzeyden en alt kadameye kadar herkes kitap okuyor, bu saatlerde telefonlar kapanıyor, ziyaretci kabul edilmiyor.
Geçen sene kartonlardan balıkları var idi panoda, okunan her kitap için balıklarına bir pul ekleniyordu...
bu sene tırtılları var sınıfta, mesela 10 kitap bitiren kırmızı boğumdan yeşile geçiyor. Basamak basamak yükseliyor boğum atladıkça, sonraki boğuma geçmek için 15 kitap okumak gerek gibi...

Bu da Fransızca panoları, günler, öğrendikleri muhtelif kelimeler resimleriyle asılı.

Bir duvarda Güzel Okuma, Yazma ve Dinleme'ye ilişkin kuralların olduğu yazılar var..

ve 2 köşede Ata'm var...


İlkokul 2'ye dönmek istedim...
Panoların birinde Ay'ın Kitabı asılmış. Aralık ayının kitabı arkadaş yayınevi'nden çıkan çocuk serisi kitaplarından biri. Serinin hepsi birbirinden güzel, özellikle 2. ve 3. sınıflar için uygun. Dili ve yazı fontu tam bu yaş çocuklara göre...
Deniz'in okulunda çocuklara ilk 3 sene hedef olarak öğrettikleri şey okuma alışkanlığı. Müthiş bir teşvik var bu anlamda. Daha öncede yazmıştım; 2003 yılından beri her gün 10 dakika en üst düzeyden en alt kadameye kadar herkes kitap okuyor, bu saatlerde telefonlar kapanıyor, ziyaretci kabul edilmiyor.
Geçen sene kartonlardan balıkları var idi panoda, okunan her kitap için balıklarına bir pul ekleniyordu...
bu sene tırtılları var sınıfta, mesela 10 kitap bitiren kırmızı boğumdan yeşile geçiyor. Basamak basamak yükseliyor boğum atladıkça, sonraki boğuma geçmek için 15 kitap okumak gerek gibi...
Bu da Fransızca panoları, günler, öğrendikleri muhtelif kelimeler resimleriyle asılı.
Bir duvarda Güzel Okuma, Yazma ve Dinleme'ye ilişkin kuralların olduğu yazılar var..
ve 2 köşede Ata'm var...
İlkokul 2'ye dönmek istedim...
30 Eylül 2008 Salı
2. sınıf
Kızişkom bu sene 2. sınıf.
Allah'ım ne zaman doğdun da 2. sınıf oldun!
6 dişi çıkmış, 2 si yenilenmiş vaziyetde. Dört gözle diğerlerinin gelmesini bekliyoruz.. Yemekler hiç sorun olmazken sorun olmaya başladı, pirzola yapıyorum dişi kesmiyor, tost yapıyorum ısırıp yiyemiyor, herşeyi yan yan kemiriyor. Çok komik çok..
Bu arada okulun 2. haftası bir heyecan geldi eve
-Anne bir şey söylicem
-Evet canım dinliyorum
-Birisi bana açık oldu biliyor musun 2-C den? Benden çok hoşlanıyormuş öyle söyledi.
-Eee sen ne dedin?
-Ben senden hoşlanmıyorum dedim, Gıcık oluyorum anne!
Haydi hayırlısı dakika bir gol 1 bakalım daha neler görücez???
1 Şubat 2008 Cuma
İlk Karnemiz
İlk karnemizi aldık biz, veliler resimlerini çekmek istediklerinden dolayı 1. ve 2. sınıflara karneleri konferans salonunda törenle verildi. İşte o günden kareler....
Deniz adının anons edilmesini beklerken....

Deniz sınıf öğretmeninden karnesini alırken....

Deniz karnesini aldıktan sonra incelerken....

Veeee sınıf öğretmeni ile.....

Sınıf öğretmeni ben de isterim bu resimlerden diyince, akşamında hemen e-mail ile gönderdik resimleri. Deniz yazdı e-maili ve şöyle dedi "Öğretmenim tatilde sizi çokkk özleyeceğim"
Bu arada karne nasıl mı??? İlkokul 1. sınıf nasıl olması gerekiyorsa öyle işte:-)))
Deniz adının anons edilmesini beklerken....
Deniz sınıf öğretmeninden karnesini alırken....
Deniz karnesini aldıktan sonra incelerken....
Veeee sınıf öğretmeni ile.....
Sınıf öğretmeni ben de isterim bu resimlerden diyince, akşamında hemen e-mail ile gönderdik resimleri. Deniz yazdı e-maili ve şöyle dedi "Öğretmenim tatilde sizi çokkk özleyeceğim"
Bu arada karne nasıl mı??? İlkokul 1. sınıf nasıl olması gerekiyorsa öyle işte:-)))
24 Kasım 2007 Cumartesi
Öğretmenler Günü
Kızımın okulu Tevfik fikret'de Öğretmenler Günü vesilesi ile küçük bir tören düzenlendi Cuma günü... Esasında veliler net olarak davet edilmemişti, kendi aralarında bir tören idi ama kızım 1 ve 2. sınıfların yer aldığı bir koroda olduğu için tabii ki uçtum...
Yine sürprizlerle dolu idi tören, çocukların sundukları yanında öğretmenler mini bir tiyatro hazırlamışlar pek bir eğlenceli, konusundan bahsedeyim; olay sokakta geçiyor bir Fransız geliyor polise Fransızca birşeyler soruyor, polis da yardım etmek için çırpınıyor ve etraftaki insanlardan yardım istiyor. Sokaktaki herkes bir şekilde okulda Fransızca okumuş ancak hiçbiri konuşamıyor, Fransız kadın çırpınıyor, etraftakiler çırpınıyor ama sonuç yok... Oyunun sonunda da işte aşağıdaki şekilde müzikli danslı bir mesaj iletiyorlar çocuklarımıza; istediğin kadar dil öğren konuşamadıktan sonra anlamı yok, esas olan insanlarla iletişim, ne hoşbir mesaj değil mi?
Her törende öğretmenlerin bir rol alması (hatırlayacaksınız Cumhuriyet Bayramında yine öğretmenler ve liseli gençler birlikte yapmıştı Cumhuriyet Oratoryasını)çocuk-öğretmen etkileşimi açısından çok hoş,izleyin bakın çok keyif alacaksınız...
Vee aşağıdaki de kızımın da için de yer aldığı koro, tanımayanlar için hemen solda mavi ayakkabılı, tavşan kulak saçlı olan benim Deniz'im....
Bu arada tüm öğretmenlerimizin bu özel gününü kutluyorum....Tüm öğretmenlere sevgilerimi iletiyorum buradan...
Yine sürprizlerle dolu idi tören, çocukların sundukları yanında öğretmenler mini bir tiyatro hazırlamışlar pek bir eğlenceli, konusundan bahsedeyim; olay sokakta geçiyor bir Fransız geliyor polise Fransızca birşeyler soruyor, polis da yardım etmek için çırpınıyor ve etraftaki insanlardan yardım istiyor. Sokaktaki herkes bir şekilde okulda Fransızca okumuş ancak hiçbiri konuşamıyor, Fransız kadın çırpınıyor, etraftakiler çırpınıyor ama sonuç yok... Oyunun sonunda da işte aşağıdaki şekilde müzikli danslı bir mesaj iletiyorlar çocuklarımıza; istediğin kadar dil öğren konuşamadıktan sonra anlamı yok, esas olan insanlarla iletişim, ne hoşbir mesaj değil mi?
Her törende öğretmenlerin bir rol alması (hatırlayacaksınız Cumhuriyet Bayramında yine öğretmenler ve liseli gençler birlikte yapmıştı Cumhuriyet Oratoryasını)çocuk-öğretmen etkileşimi açısından çok hoş,izleyin bakın çok keyif alacaksınız...
Vee aşağıdaki de kızımın da için de yer aldığı koro, tanımayanlar için hemen solda mavi ayakkabılı, tavşan kulak saçlı olan benim Deniz'im....
Bu arada tüm öğretmenlerimizin bu özel gününü kutluyorum....Tüm öğretmenlere sevgilerimi iletiyorum buradan...
30 Ekim 2007 Salı
Okula vardığımızda yine her şeyin çok organize olduğu açıkca belliydi.. İlk dikkat çeken şey öğrencilerin töreni ayakta değil oturarak izlemesi için sandalyelerin bahçeye konulması idi. Şahsen okul yıllarımdan törenlere ait aklımda kalan şey ayakta dikilmenin zorluğu olduğu düşünüldüğünde, bu fikrin süper olduğuna karar verdim...
Sonrasında çocuklar önce sınıflarında toplandı, yoklama alındı ve itina ile her sınıf öğretmenleri eşliğinde bahçeye indirildi ve tören başladı..
İlk yapılan tabii ki şehitlerimizin anısına saygı duruşu ve İstiklal Marşı... Gözlerimden yaşlar süzüldü bu anlarda, baktığımda pek çok kişinin benim gibi olduğunu gördüm, yüreğimde hissettim şehitlerimizn analarının acısını o anlarda.
Arkasından koro, coşkulu marşlar, şiirler, günün anlam ve önemine dair konuşmalar. Yine çok hoşuma giden bir şey daha, çok güzel bir oratoryo hazırlanmış Cumhuriyet’e dair.. Benim için inanılmaz olanı oratoryonun sunumunun sadece öğrenciler tarafından değil, okul müdür yardımcıları ve öğretmenlerle birlikte yapılması... Hayatımda ilk kez karşılaştığım bu durum ile tam puan aldı kızımın okulu benden. Okul kıstaslarının çok değiştiği günümüz ortamında kızımın Atatürk'cü bir okulda okuduğundan emin olduğum için bir kez daha içim çok rahat...
Sonrasında çocuklar önce sınıflarında toplandı, yoklama alındı ve itina ile her sınıf öğretmenleri eşliğinde bahçeye indirildi ve tören başladı..
İlk yapılan tabii ki şehitlerimizin anısına saygı duruşu ve İstiklal Marşı... Gözlerimden yaşlar süzüldü bu anlarda, baktığımda pek çok kişinin benim gibi olduğunu gördüm, yüreğimde hissettim şehitlerimizn analarının acısını o anlarda.
Arkasından koro, coşkulu marşlar, şiirler, günün anlam ve önemine dair konuşmalar. Yine çok hoşuma giden bir şey daha, çok güzel bir oratoryo hazırlanmış Cumhuriyet’e dair.. Benim için inanılmaz olanı oratoryonun sunumunun sadece öğrenciler tarafından değil, okul müdür yardımcıları ve öğretmenlerle birlikte yapılması... Hayatımda ilk kez karşılaştığım bu durum ile tam puan aldı kızımın okulu benden. Okul kıstaslarının çok değiştiği günümüz ortamında kızımın Atatürk'cü bir okulda okuduğundan emin olduğum için bir kez daha içim çok rahat...
YAŞASIN CUMHURİYET!

Cumhuriyet'imizin kuruluşunun 84.yılını kutladık bu yıl.. Kızım ilkokula bu sene başladığı için yeni okulundaki ilk töreniydi... Sabah birlikte yaptığımız keyifli kahvaltıdan sonra koyulduk yola, yolda şöyle bir diyalog geçti aramızda;
-Deniz'ciğim bugünün önemini biliyorsun; (son bir haftamızın konusu Atatürk idi evimizde ve okullarında) ben bugün törende İstiklal marş'ımızı ve bildiğim tüm marşları çok coşkuyla söyleyeceğim.. Sen de öyle söyle emi annecim?
- coşku? yani yüksek sesle mi?
-Evet anneciğim yüreğinden ve yüksek sesinle, Atatürk'e ve tüm dünyaya duyurmalıyız bugün sesimizi...
- Atatürk bizi duyar mı anne? Biliyormusun ben Atatürk'ü çok özlüyorum anne, keşke ben doğduktan sonra ölseydi, yani keşke görebilseydim, elini öpebilseydim- onu çok isterdim anne....
Tüylerim ürperdi, çocuğumun yüreğinde şimdiden Atatürk sevgisinin oluşmasıyla onur duydum, ah keşke dedim; keşke yaşasaydı da başımızdakilerin hakkından gelebilseydi aaaah ahh...
4 Ekim 2007 Perşembe
Hoş hoş pek hoş
Dün servisten kucakladım kızımı, şöyle idi diyaloğumuz;
-Anne bir ağabeyim oldu benim:-)))
-Nasıl yani?
-Birinci sınıflar için bir ağabey ya da bir abla verdiler herkese, benim de bir ağabeyim oldu... İsmi Onur
-Ne olacak, nasıl olacak peki?
-Onlar bize ablalık ağabeylik yapacak, yanımıza gelecek tenefüste kitap okuyacak istersek, veya bir sorunumuz olduğunda onlara gidip sorunumuzu paylaşabileceğiz.
-Aaa ne kadar güzel,sevdin mi peki ağabeyini, sen ne gibi yardım isteyeceksin ondan?
- Çok sevdim de biraz yaramaz galiba, peşinden koştum koştum bütün gün (!!:-)) Ama söylicem bana biraz okuma öğrenirken yardım etsin...
Ne hoş değil mi, dayanışmanın süper bir örneği bence, büyüklere sorumluluk, küçüklere ise hem paylaşmayı öğretmede bir yöntem hem de okula alışma sürecinde sorunlarla karşılaştığında kolaylık. Bakalım nasıl işleyecek, hep birlikte göreceğiz... Haaa sene sonunda da yılın ablası, ağabeysi seçilecekmiş okulyönetimi tarafından....
Çok hoş bir şey daha var Tevfik Fikret'de; her gün düzenli okuma saati. Saat 12.45,13.00 arası okul tamamen bir sessizliğe bürünüyor, ziyaretci kabul edilmiyor ve telefonlara bakılmıyor. Bu 15 dakikada herkes ama herkes yani güvenlik, temizlik görevlisi, kantin görevlisi dahil kitap/gazete okumak durumunda. Bizimkilere şimdilik öğretmenleri veya seçilen ağabey/ablalar okuyor. Yılbaşından itibaren ümit ediyoruz kendileri okuyabilecek. Bakalım benim evdeki çabalarım, okuldaki bu güzel yöntemler Deniz'de okuma alışkanlığı oluşturacak mı?
-Anne bir ağabeyim oldu benim:-)))
-Nasıl yani?
-Birinci sınıflar için bir ağabey ya da bir abla verdiler herkese, benim de bir ağabeyim oldu... İsmi Onur
-Ne olacak, nasıl olacak peki?
-Onlar bize ablalık ağabeylik yapacak, yanımıza gelecek tenefüste kitap okuyacak istersek, veya bir sorunumuz olduğunda onlara gidip sorunumuzu paylaşabileceğiz.
-Aaa ne kadar güzel,sevdin mi peki ağabeyini, sen ne gibi yardım isteyeceksin ondan?
- Çok sevdim de biraz yaramaz galiba, peşinden koştum koştum bütün gün (!!:-)) Ama söylicem bana biraz okuma öğrenirken yardım etsin...
Ne hoş değil mi, dayanışmanın süper bir örneği bence, büyüklere sorumluluk, küçüklere ise hem paylaşmayı öğretmede bir yöntem hem de okula alışma sürecinde sorunlarla karşılaştığında kolaylık. Bakalım nasıl işleyecek, hep birlikte göreceğiz... Haaa sene sonunda da yılın ablası, ağabeysi seçilecekmiş okulyönetimi tarafından....
Çok hoş bir şey daha var Tevfik Fikret'de; her gün düzenli okuma saati. Saat 12.45,13.00 arası okul tamamen bir sessizliğe bürünüyor, ziyaretci kabul edilmiyor ve telefonlara bakılmıyor. Bu 15 dakikada herkes ama herkes yani güvenlik, temizlik görevlisi, kantin görevlisi dahil kitap/gazete okumak durumunda. Bizimkilere şimdilik öğretmenleri veya seçilen ağabey/ablalar okuyor. Yılbaşından itibaren ümit ediyoruz kendileri okuyabilecek. Bakalım benim evdeki çabalarım, okuldaki bu güzel yöntemler Deniz'de okuma alışkanlığı oluşturacak mı?
19 Eylül 2007 Çarşamba
Büyü bozuldu!!!!!!!!
Bu kadar mı çabuk bozulacaktı okulun büyüsü? Dün akşam ki diyaloğumuz:
- Anneee boğazım ağrıyor ya biraz yarın okula gitmesem??
- Deniz’ciğim daha önce de anlatmış idim, yuvada iken böyle gitmemeler olabiliyor ama ilkokuldan itibaren böyle şeyler olmaz. Ciddi bir hastalık olmadığı sürece okula gitmemeyi kabul etmiyorum.
- Ama boğaz ağrısı ciddi değil mi anne? Zor yutkunuyorum bak..
- Ben bu akşam sıcak bitki çayları içeceğiz, yatarken de ilaç vereceğim bak gör sabaha hiç bir şeyin kalmayacak...
- Geçen hafta bir arkadaşım ishaldi ve tam 3 gün okula gelmedi.
- İshal farklı bir şey yavrum, çok şiddetli olabilir, mikrobik olabilir... Hala ikna etmeye çalışıyorum ilkokulda devamlılığın önemi ile ilgili...
- Ufff anne, sabah kalkmak çok zor....
Her şey çok iyi gidiyor derken sükut-u hayal oldu bu konuşmalar sonrası.. Daha ilk haftadan olurmu yani, oluyor işte....Çalışan anne çocukları başlıyor okula 3 yaşında mecburiyetden ve bundan dolayı da galiba sıkılıyorlar erkenden okuldan...Gerçi dünkü sadece bir denemeydi ya tutarsa diye ama yemedi tabii...
Bu arada halen tek parça gelmeyi beceremedi Deniz.. Bir gün silgi kayıp, bir kalemtraş. Dün yazı defteri serviste kalmış, çünkü defterini çantaya koymaya üşenmiş miş.... Sabah hava serin olduğu için hırka ile gidiyor akşam geliyor hırka okulda:))) Ertesi gün yine bir hırka derken, artık bügün 3 hırka ile dönmesini bekliyorum okuldan:-)) Amma velakin, benim için en önemli ve endişelendiğim nokta olan tuvalet konusunda hiç bir sorun yok... İlk ödevimiz verildi, çizgi çaışması ve boyama, işte aşağıda...


Bu arada Cumartesi günü veli toplantımız var okulda, tüm öğretmenlerle tanışacağız, heyecan devam ediyor...
- Anneee boğazım ağrıyor ya biraz yarın okula gitmesem??
- Deniz’ciğim daha önce de anlatmış idim, yuvada iken böyle gitmemeler olabiliyor ama ilkokuldan itibaren böyle şeyler olmaz. Ciddi bir hastalık olmadığı sürece okula gitmemeyi kabul etmiyorum.
- Ama boğaz ağrısı ciddi değil mi anne? Zor yutkunuyorum bak..
- Ben bu akşam sıcak bitki çayları içeceğiz, yatarken de ilaç vereceğim bak gör sabaha hiç bir şeyin kalmayacak...
- Geçen hafta bir arkadaşım ishaldi ve tam 3 gün okula gelmedi.
- İshal farklı bir şey yavrum, çok şiddetli olabilir, mikrobik olabilir... Hala ikna etmeye çalışıyorum ilkokulda devamlılığın önemi ile ilgili...
- Ufff anne, sabah kalkmak çok zor....
Her şey çok iyi gidiyor derken sükut-u hayal oldu bu konuşmalar sonrası.. Daha ilk haftadan olurmu yani, oluyor işte....Çalışan anne çocukları başlıyor okula 3 yaşında mecburiyetden ve bundan dolayı da galiba sıkılıyorlar erkenden okuldan...Gerçi dünkü sadece bir denemeydi ya tutarsa diye ama yemedi tabii...
Bu arada halen tek parça gelmeyi beceremedi Deniz.. Bir gün silgi kayıp, bir kalemtraş. Dün yazı defteri serviste kalmış, çünkü defterini çantaya koymaya üşenmiş miş.... Sabah hava serin olduğu için hırka ile gidiyor akşam geliyor hırka okulda:))) Ertesi gün yine bir hırka derken, artık bügün 3 hırka ile dönmesini bekliyorum okuldan:-)) Amma velakin, benim için en önemli ve endişelendiğim nokta olan tuvalet konusunda hiç bir sorun yok... İlk ödevimiz verildi, çizgi çaışması ve boyama, işte aşağıda...
Bu arada Cumartesi günü veli toplantımız var okulda, tüm öğretmenlerle tanışacağız, heyecan devam ediyor...
13 Eylül 2007 Perşembe
İlk günler
Yarın da bitince ilkokul hayatımızın ilk haftasını devirmiş olacağız... Şimdilik herşey çok yolunda (tü tü maşallah) sabah uyanma güçlüğü dışında hiç bir sorunumuz yok. Okul dönüşü servisten inişinde gülen yüzünden anlıyorum ne derece keyifli olduğunu...İnşallah tüm okul hayatı böyle keyifle geçer....
İlk gün servisten iner inmez ilk lafı şu oldu “Anne biliyormusun tam 7 tane tenefüs var, üstelik bir tanesi çok uzun” Çok güldüm bu lafa, ne bu ya dedim ilk günden tenefüslerin hesabı. Neyse; ilk günü boyama, hamur oynama, tanışma ve muhtelif oyunlarla geçirmişler. Çok sevmiş öğretmenini kızım...
İkinci gün servisten inince “Bonjour” ile karşılandım, arkasından “Je m’apel Deniz” ve “Comment alles vous? “ şeklinde cümlelerle. Pek bir hoş geldi kulağıma Fransızca söyledikleri... Fransızca öğretmenini de çok sevmiş, biri Türk imiş adı Muzaffer, diğeri bir kızmış ve hiç Türkçe bilmiyormuş!
Üçüncü gün “anne biliyormusun, öğretmenler sınıfa girince hep ayağa kalkacağız bundan sonra” dedi okuldan dönünce. Akşam boyu ben öğretmen oldum, o öğrenci; ben içeri girdim odadan o ayağa kalktı: “Günaydıııınn öğretmenim” diye oyun oynattı bana. Bu kuralı da çok sevmiş okulda))
Bugün ise şaşırttı beni servisten inince,
- Anne eve gider gitmez deterjanlarımızın üzerine bakacağız!
- Neden peki?
- Geri dönüşüm işareti var mı yok mu diye?
- Peki sen geri dönüşüm ne demek biliyormusun?
- Evvet bugün öğrendim, çevre dostu demek, ambalajın çevreye zarar vermemesi demek. Hadi bakalım anne...
Eve gelir gelmez, hemen banyoya gidip dolaptaki tüm deterjanları indiriyor ve geri dönüşüm işaretini arıyor ve hepsinde buluyoruz. Pek bir mutlu oluyor. Arkasından suyu tasarruflu kullanma ile ilgili öğütler veriyor,
-Anne dişimizi fırçalarken suyu boşa akıtmamalıyız, sen de hep söylüyordun bunu öğretmenim de anlattı bugün.
Nasıl ilk günler için hiç fena değil ne dersiniz?
İlk gün servisten iner inmez ilk lafı şu oldu “Anne biliyormusun tam 7 tane tenefüs var, üstelik bir tanesi çok uzun” Çok güldüm bu lafa, ne bu ya dedim ilk günden tenefüslerin hesabı. Neyse; ilk günü boyama, hamur oynama, tanışma ve muhtelif oyunlarla geçirmişler. Çok sevmiş öğretmenini kızım...
İkinci gün servisten inince “Bonjour” ile karşılandım, arkasından “Je m’apel Deniz” ve “Comment alles vous? “ şeklinde cümlelerle. Pek bir hoş geldi kulağıma Fransızca söyledikleri... Fransızca öğretmenini de çok sevmiş, biri Türk imiş adı Muzaffer, diğeri bir kızmış ve hiç Türkçe bilmiyormuş!
Üçüncü gün “anne biliyormusun, öğretmenler sınıfa girince hep ayağa kalkacağız bundan sonra” dedi okuldan dönünce. Akşam boyu ben öğretmen oldum, o öğrenci; ben içeri girdim odadan o ayağa kalktı: “Günaydıııınn öğretmenim” diye oyun oynattı bana. Bu kuralı da çok sevmiş okulda))
Bugün ise şaşırttı beni servisten inince,
- Anne eve gider gitmez deterjanlarımızın üzerine bakacağız!
- Neden peki?
- Geri dönüşüm işareti var mı yok mu diye?
- Peki sen geri dönüşüm ne demek biliyormusun?
- Evvet bugün öğrendim, çevre dostu demek, ambalajın çevreye zarar vermemesi demek. Hadi bakalım anne...
Eve gelir gelmez, hemen banyoya gidip dolaptaki tüm deterjanları indiriyor ve geri dönüşüm işaretini arıyor ve hepsinde buluyoruz. Pek bir mutlu oluyor. Arkasından suyu tasarruflu kullanma ile ilgili öğütler veriyor,
-Anne dişimizi fırçalarken suyu boşa akıtmamalıyız, sen de hep söylüyordun bunu öğretmenim de anlattı bugün.
Nasıl ilk günler için hiç fena değil ne dersiniz?
10 Eylül 2007 Pazartesi
Okulluyuz!!!!
Daha dün annemizin kollarında coşarken
Çiçekli bahçemizin yollarında koşarken
Şimdi okullu olduk, sınıfları doldurduk
Sevinçliyiz hepimiz yaşasın okulumuz!

http://picasaweb.google.com/anteksltd/OkulumuzunIlkGunu
Çiçekli bahçemizin yollarında koşarken
Şimdi okullu olduk, sınıfları doldurduk
Sevinçliyiz hepimiz yaşasın okulumuz!
http://picasaweb.google.com/anteksltd/OkulumuzunIlkGunu
9 Eylül 2007 Pazar
Dünkü tanışma toplantımız çok keyifli geçti, önce tüm veliler ve öğrenciler konferans salonunda toplandık. 5 sınıf başlayacak bu sene birinci sınıfa 25’er kişiden. Okul yönetimi 25 kişilik sınıfları hazırlamışlar bir kağıda, 5 öğretmeni de çağırdılar salona ve öğretmenler kura ile sınıflarını çektiler, yani öğretmen seçme konusunda torpil yok bu okulda. Sonra her öğrencinin ismi okundu ve öğretmenler sevgiyle karşıladılar öğrencilerini...

Daha sonra onlar çıktı salondan ve bizler de öğretim yılı için hazırlanan ve her zümre başkanı tarafından sunulan bilgilendirme konuşmalarını dinledik....
Yaklaşık 45 dakika sonra çocuklarımızla yemekhanade buluştuk, her sınıf ayrı ayrı oturmuş yerlerine bizler için hazırlanan ikramları yemeğe başlamışlardı bile... İşte Deniz’in beni ilk gördüğü an...

Herkes öğretmenlerin etrafını sarmış panik havasında sorular soruyordu, pek çoğu zırva span sorular, neyse son dereec sabırla ve güleryüzle cevapladı sorulanları Tuğba öğretmen.. Genç ve sempatik olması ilk edindiğim intibalar....
Deniz ‘e daha sonra sınıfını göstermesini istiyorum, gayet kendinden emin tüm sınıfların başına bakıyor ve “E” harfini arıyor, işte burası diye gösteriyor bulunca... Sınıftaki panoları anlatıyor bana...
Kopamıyoruz bir türlü okuldan çocuk bahçesinde oynayıp duruyor kendi gibi Yağmur adında bir çocukla... Annesi babası da benim gibi bekliyor orada, derken annesi yanıma geliyor ve çocuklarımızın aynı sınıfta olduklarını öğreniyoruz şans eseri,. İş güç derken bir de öğreniyorum ki Yağmur’un babası Mustafa Balbay... Yaklaşınca hemen tanıyorum zaten kendisini ve çok seviniyorum tanıştığımıza, zira 1 ay kadardır 25 sene okuduğum gazete olan Hürriyet’i bırakıp Cumhuriyet’e döndüğüm için her yazısnı takip ediyorum her gün...
Derken vedalaşıp arabalarımıza biniyoruz ve öğretmeni ile neler yaptığını soruyorum Deniz’e.
- İşte sınıfa girdik, tanıştık, yaka kartlarımızı taktı öğretmenimiz, 2 hafta taşıyacakmışız bunları, bilmem ne bilmem ne...
- Bu bilmem ne de ne demek diyorum kendi kendime... “E peki sevdin mi öğretmenini”
- Eveeet çok sevdim, çok tatlı..
- Sinir oluyorum tek kelimelik cevaplara ama yumuşakca tekrar soruyorum “Çok sevindim çünkü ben de çok beğendim, peki başka neler yaptınız”
- Üff anne ne çok soru soruyorsun, sohbet ettik, bol bol boya yapacakmışız, güzel vakit geçirecekmişiz birlikte bilmem ne bilmem ne... Ha bir de hindistan cevizli çikolata verdi hepimize.... Sorma artık...
Bu kadar bilgi alabildim ancak, kıl oldum bu bilmem ne bilmem ne lafına....
Daha sonra onlar çıktı salondan ve bizler de öğretim yılı için hazırlanan ve her zümre başkanı tarafından sunulan bilgilendirme konuşmalarını dinledik....
Yaklaşık 45 dakika sonra çocuklarımızla yemekhanade buluştuk, her sınıf ayrı ayrı oturmuş yerlerine bizler için hazırlanan ikramları yemeğe başlamışlardı bile... İşte Deniz’in beni ilk gördüğü an...
Herkes öğretmenlerin etrafını sarmış panik havasında sorular soruyordu, pek çoğu zırva span sorular, neyse son dereec sabırla ve güleryüzle cevapladı sorulanları Tuğba öğretmen.. Genç ve sempatik olması ilk edindiğim intibalar....
Deniz ‘e daha sonra sınıfını göstermesini istiyorum, gayet kendinden emin tüm sınıfların başına bakıyor ve “E” harfini arıyor, işte burası diye gösteriyor bulunca... Sınıftaki panoları anlatıyor bana...
Kopamıyoruz bir türlü okuldan çocuk bahçesinde oynayıp duruyor kendi gibi Yağmur adında bir çocukla... Annesi babası da benim gibi bekliyor orada, derken annesi yanıma geliyor ve çocuklarımızın aynı sınıfta olduklarını öğreniyoruz şans eseri,. İş güç derken bir de öğreniyorum ki Yağmur’un babası Mustafa Balbay... Yaklaşınca hemen tanıyorum zaten kendisini ve çok seviniyorum tanıştığımıza, zira 1 ay kadardır 25 sene okuduğum gazete olan Hürriyet’i bırakıp Cumhuriyet’e döndüğüm için her yazısnı takip ediyorum her gün...
Derken vedalaşıp arabalarımıza biniyoruz ve öğretmeni ile neler yaptığını soruyorum Deniz’e.
- İşte sınıfa girdik, tanıştık, yaka kartlarımızı taktı öğretmenimiz, 2 hafta taşıyacakmışız bunları, bilmem ne bilmem ne...
- Bu bilmem ne de ne demek diyorum kendi kendime... “E peki sevdin mi öğretmenini”
- Eveeet çok sevdim, çok tatlı..
- Sinir oluyorum tek kelimelik cevaplara ama yumuşakca tekrar soruyorum “Çok sevindim çünkü ben de çok beğendim, peki başka neler yaptınız”
- Üff anne ne çok soru soruyorsun, sohbet ettik, bol bol boya yapacakmışız, güzel vakit geçirecekmişiz birlikte bilmem ne bilmem ne... Ha bir de hindistan cevizli çikolata verdi hepimize.... Sorma artık...
Bu kadar bilgi alabildim ancak, kıl oldum bu bilmem ne bilmem ne lafına....
7 Eylül 2007 Cuma
Üç, iki, bir....
Çok heyecanlıyım çoook.. Kızım bu sene ilkokula başlayacak. Aslında hayatında çocuk olduğu sürece onun her yeni bir şeye başlaması veya öğrenmesi veya bunu sunması ayrı bir heyecan ebeveyn için. Ama bu sefer ki gerçekten bambaşka,şimdiye kadar ki hepsinden farklı vallahi.. Garip bir heyecan yüreğimde acaba nasıl olacak ne yapacak diye...Aslında 3 yaşından beri full time okulda zaten kendisi ama bu sefer ki başka tabii. 40’ar dakikadan günde 8 ders dinleyecek, tuvaletini tamamen kendisi yapacak, yemeğini kendisi yiyecek,ilk kez servise binecek vs.vs.. Aslında % 100 güveniyorum kızıma, tek kafamı kurcalayan konu sabah erken kalkışı olacak zira hayatında 7.00’de kalkmadı benim çocuğum. Bebekliğinde öyle fosur fosur uyurdu ki hani derler ya “ sabah 5’den beri ayaktayız” diye, biz hiç yaşamadık böyle bir şey... Bakalım biyolojik saati nasıl alışacak yeni düzene..
Son günlerde bol bol okul alışverişi yaptık; önlüğü, yazlık-kışlık içliği, soket çorabı, diz altı çorabı, külotlu çorabı, ayakkabısı, spor eşyaları, kırtasiye malzemeleri şeklinde uzayıp giden bir alışveriş. Sanıyorum sonraki senelerde bayacak bu alışveriş ama ilk kez olduğu için çok keyifliydi. Gözlerim dolu dolu oldu okul kıyafetini giyince...Yarın da öğleden sonra velilere ve öğrencilere yönelik bir okul toplantısında olacağız. Kızımızın öğretmeni, sınıf arkadaşları ve anne babaları ile tanışacağız...Okul hakkında ve ilk günlerle ilgili daha detay bilgi alacağız... Çok heyecanlıyız çoook...
9 Haziran 2007 Cumartesi
Kızım mezun oldu!
Yine heyecan dolu bir gün.. Bugün kızımın okulunda küçük bir yıl sonu gösterisinin daha ardından kep giyme töreni yapıldı.
Okula vardığımızda hemen girişte yıl boyunca yapılanlar sergilenmişti geniş bir alana, işte size bazı örnekler



Önce keyifli bir barkovizyon gösterisi izledik ve ardından gösterimiz başladı. Bu seferki gösteri tüm ana sınıfı çocuklarının hemen hemen eşit rol aldığı uzuun bir piyes şeklindeydi-“Okyanus Canlıları”. Sınıftaki herkes okyanus canlılarından istediği rolü seçmiş ve ona göre bir piyes hazırlanmıştı.. Gerçekten kendileri de eğlendiler bize sunum yaparlarken.. Kimisi balina, kimisi peri, kimisi Japon balığı, kimisi deniz kızı kimisi de deniz anası olmuştu bu piyesde... Benim kızımda yengeç olmayı tercih etmiş ve kafasında gözleri olan bir şapka ve yengeç eldivenleri ile sahnedeydi...(malesef ilk defa ters açıdaydık Deniz’e göre ve çok fazla önden resmini, çekemedik bu sefer)


Yıl sonu gösterileri konusunda artık biz de uzmanlaştık ve bundan çıkacak tek bir sonuç var bence, çocuklar kendileri eğleniyor ise işte gerçek gösteri o demektir. Zira aynı okulda geçen sefer yapılan bir gösteride çocukların bile sahnede ne kadar sıkılarak yaptıklarını fark ettik step gösterilerini...
Gösteri sonrası ise inanılmaz idi, gösteri boyunca ağlamadan durabilen ben kızımı mezuniyet kıyafeti ve başında kepiyle görünce koptum. Allah’ım ana sınıfında böyle olursa üniversite mezuniyet töreninde ne yapacağım ben???

Hep birlikte diplomalarını aldılar teker teker veeee püskül anons edildi, haydi kepler havaya!!!!!!!

Ardından hep birlikte 10. yıl marşını söyledi çocuklarımız, tabii ki bizlerde eşlik ettik onlara tüm coşkumuzla.. Yine ağlamaklı oldum bu marşı söylerken, acaba yüce Ata’mızın bizlere emanet ettiği bu ülkeye yine Atatürkcü gençler yetiştirebilecekmiydik? Bizler tabii ki evet, ama ya diğerleri???

Törenin bitiminde geriye kalan yine sevgi dolu kucaklaşmalar, tebrikler, öpücükler, öpücükler öpücükler...


Veeee artık yeni bir sayfayı açtık ailecek, ana sınıfını bitirdik ve ilköğretime ilk adımımızı attık. Tevfik Fikret’li kızım benim...
Okula vardığımızda hemen girişte yıl boyunca yapılanlar sergilenmişti geniş bir alana, işte size bazı örnekler
Önce keyifli bir barkovizyon gösterisi izledik ve ardından gösterimiz başladı. Bu seferki gösteri tüm ana sınıfı çocuklarının hemen hemen eşit rol aldığı uzuun bir piyes şeklindeydi-“Okyanus Canlıları”. Sınıftaki herkes okyanus canlılarından istediği rolü seçmiş ve ona göre bir piyes hazırlanmıştı.. Gerçekten kendileri de eğlendiler bize sunum yaparlarken.. Kimisi balina, kimisi peri, kimisi Japon balığı, kimisi deniz kızı kimisi de deniz anası olmuştu bu piyesde... Benim kızımda yengeç olmayı tercih etmiş ve kafasında gözleri olan bir şapka ve yengeç eldivenleri ile sahnedeydi...(malesef ilk defa ters açıdaydık Deniz’e göre ve çok fazla önden resmini, çekemedik bu sefer)
Yıl sonu gösterileri konusunda artık biz de uzmanlaştık ve bundan çıkacak tek bir sonuç var bence, çocuklar kendileri eğleniyor ise işte gerçek gösteri o demektir. Zira aynı okulda geçen sefer yapılan bir gösteride çocukların bile sahnede ne kadar sıkılarak yaptıklarını fark ettik step gösterilerini...
Gösteri sonrası ise inanılmaz idi, gösteri boyunca ağlamadan durabilen ben kızımı mezuniyet kıyafeti ve başında kepiyle görünce koptum. Allah’ım ana sınıfında böyle olursa üniversite mezuniyet töreninde ne yapacağım ben???
Hep birlikte diplomalarını aldılar teker teker veeee püskül anons edildi, haydi kepler havaya!!!!!!!
Ardından hep birlikte 10. yıl marşını söyledi çocuklarımız, tabii ki bizlerde eşlik ettik onlara tüm coşkumuzla.. Yine ağlamaklı oldum bu marşı söylerken, acaba yüce Ata’mızın bizlere emanet ettiği bu ülkeye yine Atatürkcü gençler yetiştirebilecekmiydik? Bizler tabii ki evet, ama ya diğerleri???
Törenin bitiminde geriye kalan yine sevgi dolu kucaklaşmalar, tebrikler, öpücükler, öpücükler öpücükler...
Veeee artık yeni bir sayfayı açtık ailecek, ana sınıfını bitirdik ve ilköğretime ilk adımımızı attık. Tevfik Fikret’li kızım benim...
29 Mayıs 2007 Salı
Ana sınıfı yıl sonu gösterimiz
Yine yeni bir yıl sonu gösterisi... Yine çok heyecanlı ve çok duygu yüklü anlar... Yine dolu dolu gözler, salyalar ve de sümükler...(neyseki azalan bir eğilimde 3 yaşdan 6 yaşa doğru) Bunlar anne baba cephesinde ki duygular. Ya Deniz cephesi??? Yine kendinden çok emin ve güven dolu ve yine çok keyifli... Sahnede en ufak bir tereddütü olmayan, tüm rollerin hakkıyla üstesinden gelen. Aferim annecim sana, bir kez daha tebrik ediyoruz seni başarından ötürü...
http://picasaweb.google.com/anteksltd/YLsonuGSterimizAnkara
30 Nisan 2007 Pazartesi
23 Nisan'ımız
Bu sene daha bir coşkulu kutladık 23 Nisan'ı. Ne de olsa başkentteyiz artık. Kızım da yarı dönemde dahil olduğu ana sınıfın ilköğretim kısmı ile birlikte eni konu bir törene katıldı. Sınıfca keyifli bir Atatürk Rondu hazırladılar bize...Müthiş keyifli bir olay vallahi insanın yavrusunun emekle hazırlayıp sunduğu enstantaneler..
Biz büyüklerde daha bir coşkuyla söyledik marşları bu sene BAŞIMIZDAKİLERE ATATÜRKCÜ bir nesil yetiştirdiğimizi haykırmak istercesine...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)