15 Ekim 2009 Perşembe

Pastırma yazı

Pastırma yazının son günlerini yaşıyoruz hala Ankara'da, eli kulağında bitti bitecek. Bu güzel güneşli günleri uzunn bir süre görmeyeceğimizi düşünerek hafta sonlarını açık havada değerlendiriyoruz.Geçtiğimiz pazar yine bizim bahçede idik, önce enfes bir kahvaltı ettik kuzenler ve anne babamla,

Çimler de yuvarlandık...





Konservelik domateslerimizi topladık..




pek yakında doğuracak olan kuzenle elma topladık








Kocişkomun neşesine bakın, komik adam..




Kömürde semaverle çay keyfi, hem de böyle bir açık havada, kim ne diyebilir?



Hımmmm enfes, bitmesin bu yaz yahu :-((

8 Ekim 2009 Perşembe

Veeee Maraton Başlıyorrrr

Daha dün gibi yazmıştım Deniz okullu oldu diye...

Bu yıl 3. sınıfta kuzum.. Zaman akıyor, e'leri yapamaz iken daha dün, bugün üç basamaklı sayılı topluyor.

Her zaman şikayetci olduğum dağınıklık konusunda ise tık yok, yağmurlukla gidiyor, onsuz dönüyor, her hafta sonu Fransızca defteri eve gelecek, tekrar edilecek diyorum hak getire... Neyse ki ödevlerini düzenli yapıyor ya bu duruma şükrediyorum.Arada bir de öğretmencilik oynarken extra bir şeyler yapıyoruz.

Geçen gün Fransızca defterini kontrol edeyim dedim, öğretmen soruları yazmış o da cevaplamış, diyalog aynen şöyle;

- Comment tu t'appeles? ( adın ne?)
- Je m'appelle deniz (adım deniz)
- Tu as quel age? (kaç yaşındasın?)
- J'ai 9 ans (dokuz yaşındayım)
- Qu'est ce que tu aimes? (ne seversin?)
- J'aime chiens . (köpekleri severim)
- Tu aimes le cole? (okulu seviyormusun?)
- Non. (hayır)

Herşeyi doğru yazdığı için öğretmen "tres bien" vermiş...

Delirmiş bir şekilde kankime anlattım telefonda, "senin gibi anneye ve öğretmene karşı bu kadar açık yürekli davranmış ya aferim Deniz' e demez mi?" Şaka bir yana açık yürekliliği ile ben de övündüm sonradan....

Hani başlığım maraton ya, biraz da onu açayım. İyi de tabii okulların uzun yaz tatili, yarı bize de tatil sayılır. Sabah koşturmacası yok, akşam erken yatma derdi yok, hafta sonları kurs yok derken bizler de yayım yayım yayılıyoruz yaz boyu....

Yayılmasına yayılıyoruz da sonrası toparlanmak bir felaket. Hadi bakalım 3 hafta önce okul başladı bu hafta da kursla başlıyor...

Birinci sınıfta tenise gitti, yarısında burun kıvırdı. Zaten asla sportmen bir çocuk olmadı Deniz, gerçi ilkokul 1 den sonra fiziken çok hareketlendi ama oldum olası spora uzak bir çocuk... 2. sınıfı org ve koro ile geçirdik. Allah'ım koro 3 saat, bitmek bilmezdi, çocuk baydı tabii. Geçen sene kendi kendime söz verdim kesinlikle bir tek çeşit kursa gidecek diye...

Geçen hafta geldi listeler, oh yaşasın bu seneki org kursu bire bir benim Fransızca kurs saatimle tutuyor, harika. zaten kendisi de istedi hadi bakalım bu işi çözdük. Derken derken "anne ben eskrime gidecem demez mi?" saçımı başımı yolacaktım, sen eskrim ne biliyor musun dedim, evet kılıçla yapılan bir döğüş dedi. zaten erkeksi bir çocuk, oldum olsaı bebeklerle oynamadı, etek, elbise vs sevmedi bir de bu çıktı başıma... Tamam sporun erkeği kızı olmaz ama ne alaka yani; belli ki bir arkadaşı gidiyor o da bundan etkilenmiş... Akıllıca davranmalıyım dedim, interneti açtım o uyuduktan sonra; eskrim sayfalarına girdim. Sağolsun wikipedia her zamanki çok güzel bir özet geçmiş, eskrimi kıyafetleriyle bir güzel anlatmış. Tamam dedim buradan vururum ben, Deniz hayatta giyinmeyi sevmez, o maskeyi filan görsün derhal vazgeçer. Ertesi gün sakin sakin, "tamam eskrime tabii ki istersen gidebilirsin ama bu spor hakkında bilgi sahibi olduğunu sanmıyorum, gel biraz araştıralım internetden, sen yine ilgi duyarsan yazdıralım seni eskrime" dedim. Açtım malum sayfayı, biraz okudu, kıyafetleri gördü " anne ya ben hayatta böyle şeyler giyemem" dedi ve konu kapandı..

Bir kaç gün sonra

-anne ben voleybol kurusuna gidebilir miyim?
- hayırdır dedim?
-tenefüslerde top oynuyoruz, arkadaşlarım atabiliyor, ben top atıp tutamıyorum!

haydddi.. Ne atıp da ne tutamyor veya diğer arkadaşları ne yapıyor anlamadım ama tabii ki isteğini kabul ettim. ne de olsa babam yıllarca voleybol oynamış ve de Türkiye'nin en uzun dönem "Voleybol federasyon Başkanlığı" yapmış kişi idi. Belki de yanılıyorumdur, çocuğum spora yatkındır diye düşünerek bu kursa yazdırdım. pazartesi okul çıkışı da voleybola gidecek, haydi hayırlısı gelişmeleri takip edersiniz...

Bu arada her daim kızıma " bak kızım dil tekrar edilerk öğrenilir, şu Fransızca defterlerini hiç olmazsa hafta sonu getir, bir kere oku" diye çemkiren ben Haziran da biten ve bu cumartesi başlayacak kursum arasında geçen 3 ay içinde bir kere bile defteri açmadığım için paniğe düşmüş durumdayım. Bugün işe defter kitabımı götürdüm, Allah'ım herşeyi unutmuşum. Belli ki ilk ders yaz boyu ne yaptık onu anlatacağız, bari yazayım dedim, bir cümle bile yazamadım.. Berbat durumdayım berbat, yarın öğlen de arada ders çalışıcam artı akşam ciddi ciddi çalışacağım.

dedim ya maraton başlıyor, cumartesi benim Fransızca, Deniz'in org, pazartesi akşam voleybol, hadi bakalım maraton başlıyor!

6 Ekim 2009 Salı

yazın son günleri

Bu yazın en güzel hafta sonlarından biri dostumuz Aysel'lerin istanbul'dan bizi ziyarete gelmesi idi. Prensesler birbirini o kadar özlemiş ki, doyamadılar iki gün birbirlerine.. Anıtkabir, havuz keyfi, balkon ve bahçe keyfi derken su gibi geçti iki gün..





Hemen hemen her gelen misafirimizi babamın nacizane çiftliğinde misafir ediyoruz, yaz günleri elma ağaçlarının, mısır tarlasının yakınında çimenlerin kenarında doğayla iç içe kahvaltılar müthiş keyifli geçiyor, yanımızda bir sevdiğimiz dostlar; daha ne olsun?





Ayyy, yazın son günlerini yaşarken, yağışlar başlamadan derhal bir kahvaltı organizasyonu daha yapmalıyız bahçede, şimdi be buradan çıkıp doğru meteorolojinin sitesine gidiyorumm.

30 Eylül 2009 Çarşamba

1 ay olmuş yazmayalı, herhalde blogdan hiç bu kadar uzak kalmamıştım....

Çok güzel bir yaz geçiyorduk aslında, herşey çok iyi idi zaten ben de onu yazıyordum; taa ki kötü haberi alana kadar.

Bodrum'dan apar topar döndük aslında, Ali amcamın eşinin ani vefatı sebebi ile.. Aynı gün Selda ablamın annesinin vefatı ile sarsıldık. Bir günde 2 cenaze, kabus gibi... Hayat işte, sürprizlerle dolu, ikisi de beklenmedik ölüm....

Allah kalanlara sağlık versin diyip hayata devam etmekten başka seçenek yok....

Ölümler, cenazeler, düğünler; yaşam süresince hepsi iç içe...Kuzen İrem nişanlandı, kuzen İpek nişanlısından ayrıldı... Hayat tesadüf sandığımız ama aslında her başımıza gelen olayın özel bir sebebi olduğunu sonradan anladığımız durumlarla dolu. Biri bitiyor, biri başlıyor, işte hayat devam ediyor....

30 Ağustos 2009 Pazar

Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi

Hani bahsetmiştim ya; artık tatillerimize kültürel boyut da ekledik; Deniz kültürel zenginliklerimizi kitaplardan değil gezerek görsün diye....

Bu anlamda müze kart almış idik ve Efes ve Meryem Ana'dan sonra durak Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi.

Avrupa'dan 52 müzenin katıldığı "Yılın müzesi" ödülüne aday gösterilen "Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi" Türkiye'yi temsil ederek "Certificate of Special Commendation 1995" ödülünü 10 Haziran'da İsveç'te kazanan bir müze burası...

Gerçekten gezmesi çok keyifli, maalesef bazı bölümler her zaman açık değil, bu anlamda tamamlayamadık müzeyi...



Aşağıdaki resim aphoralar bölümünden; amphoralar antik devir ticaretinde şarap, zeytinyağı, kuru gıda maddelerinin taşınmasında ve depolanmasında kullanılmış.



Bozukkale (Loryma antik kenti) yakınlarındaki Serçe Limanı içinde bulunan ve Cam Batığı diye bilinen gemiye ait buluntular aşağıda, antik çağdan kalma bu eserler...



Dünyanın bilinen en eski batığı” olarak tanımlanan ve Kuş – Uluburun açıklarında ki batık Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi’nin en önemli ve özel sergilemesi, gerçekten inanılmaz canlı duruyor herşey...





Müze bahçesindeki kalıntılar da çok hoş :-)))



Müzeyi gezerken enteresan şeylerle karşılaşıyorsunuz:-)))



Deniz bizden sonra anneanaesiyle 15 gün daha kaldı; çok ama çok alıştılar birbilerine, geleli 10 gün oldu; şimdiden gelecek yılın planlarını yapmaya başladılar :-)))

Bodrum Bodrum

Asla vazgeçemediğimiz yer Bodrum, ya tatilin başında veya sonunda mutlaka Bodrum Bağla'dayız. Deniz için de Bodrum'un çok ayrı bir yeri var, kış boyu sayıkladığı, anneannesiyle gitmek için can attığı bir yer Bodrum...



3. yazdır Ayşe ile karşılaşıyoruz, Deniz ile çok keyifli vakit geçiriyorlar...





Bir gün hiç üşenmeden koca bir çukur kazdılar, onlarca şişeyi sağdan soldan topladılar, suyla doldurdular, dizdiler sonra aynı anda kapakları açtılar ve çukura şişelerden su akmasını sağladılar :-)))



Resimlerin devamı aşağıda;

http://picasaweb.google.com/anteksltd/Bodrum2009#

20 Ağustos 2009 Perşembe

Kısa Kısa yaz 3

Çok sevdiğimiz dostlarımız geldi Fransa'dan, onları görmek iöin 3 gün Kuşadası'na gittik;



Beyler, taaa ortaokuldan arkadaşlar; tam 7 sene aynı yatakhaneyi paylaştılar, bir araya geldi mi akan sular duruyor....



Resimlerin devamı burada...

http://picasaweb.google.com/anteksltd/Kusadas2009?feat=directlink

Artık tatillerimizde kültürel gezilere de yer vermek istiyoruz, kızımıza ülkemizin güzelliklerini tanıtmaya çalışıyoruz.

Kuşadası'na gelmişken Efes'i ve Meryem Ana'yı ziyaret ettik, aldık bir müze kart; sıcağa kalmamak için sabah 9.00 da Efes'de idik...



Her ne kadar sıkılsa da Deniz, sabırla gezdi 2,5 saat boyunca...



İnsan gezdikçe inanamıyor, taaa M.Ö. 6000 yılında kurulan böylesine ince işçilikle hala hayatta durabilen bir kent....





Efes resimlerini görmek isteyenler aşağıdaki resme tıklayabilir...

Efes2009


Devamı Bodrum Bodrum...

Kısa Kısa yaz 2

Bu da 3. doğum günü kutlaması. Pastasını kitap kurdu olarak seçti.



Ailecek kutlama yaptık...



Kıkır kıkırdadık gece boyunca, çok ama çok güldük o akşam...





Bu da Deniz'in yarattığı süsleme...



Yaz daha bitmedi, devamı geliyor...

14 Ağustos 2009 Cuma

Kısa Kısa Yaz1

Dostlarla teras keyfi,



Tam gününde yani 10 temmuz'da Deniz'in 2. doğumgünü. sadece kuzenlerle önce yemek sonra Lunapark keyfi...







i

28 Haziran 2009 Pazar

Paylaşmayı Seven Parmak Kaldırsın!



Çocuk kanalı Cartoon Network'ün TOÇEV ve MEB ile ortaklaşa başlattığı bir sosyal sorumluluk projesi var. Aslında 23 Nisan'da başlamış. İlköğretim öğrencilerinin, kendi hikaye kitaplarını onları hiç okuma fırsatı bulamamış kardeşlerine göndermesini sağlayan bir proje bu...

Ben derhal 6 adet kitap ayırdım, komşumdan istedim beş adet de o verdi. Yarın şirket içinden de organizasyon yaparak bu projeye katılacağım. Hatta unutmamak ve savsaklamamak adına şimdiden siteye kaydımı yaptırdım, Salı günü kitapları göndermiş olacağım.

Üstelik MNG kargo da bu işe katkıda bulunmuş, kargoları % 30 indirimle ulaştırıyor. Yapacağınız tek şey zaten rutinde yaptığınız kütüphanenizden kitap ayıklayıp, kaydınızı yaptırıp doğru MNG'yi aramak. (posta ile kendinizde gönderbiliyorsunuz, bana bu yöntem pratik geldi).

Hadi hadi üşenmeyin, siz de katılın!

23 Haziran 2009 Salı

New York

Veee evet, Rochester sonrası cuma öğleden sonra New York'dayız. Bize verilen 1,5 günlük serbest zaman için Hilton Oteli'nde rezervasyon yapıldı. 65 katlı binanın 38. katındayım. Manzara böyle, hava berbat :-((



Benim için New York'un en heyecanlı yanı dostum Emriye ile buluşmam. Üniversiteden arkadaşım olan Emriye'yi Kasım'da Birleşmiş Milletler'e uğurladık... Canım arkadaşım akşam yemeği yediğimiz restorandan aldı beni bakın nerelere götürdü;

İlk durak Meatpacking district denilen görünümde son derece eski püskü binaların olduğu ancak sosyetik tüm gece kluplerinin, barların restoranların yeni yeni yerleştiği bir bölge burası. Adı üstünde eskiden bu bölgede sadece kasaplar bulunurmuş.

Spice Market adında bir restorana gittik. Uzak doğu yemekleri ile ünlü ancak yemekler inanılmaz orijinal, şöyle ki mesela Çin yemeklerini Malezya baharatları ile pişirip Hint tarzında sunuyorlar. Bu tür mutfağa füzyon mutfak deniyor, yani farklı uluslara ait mutfak teknikleri ile malzemeleri tek bir tabakta birleşiyor. Son bir kaç yıldır hep duyuyordum da denemek burada nasip oldu... İstanbul W Otel de bir şubesi mevcut, İstanbullular mutlaka denesin derim...

http://www.spicemarketnewyork.com/

Spice market sonrası hem gece hem gündüz görmelisin "Time Square" i dedi Emriye ve atladık taksiye oradayız. Allah'ım bir renk cümbüşü burası, Taksim'e benzer ancak 10 katı büyük bir meydan, her taraf yüksek katlı binalar ve neon lambalarla dolu... Bir yönü de Trafalgar Meydanı'na benziyor sanki...Öylesi ışık var ki gözleri kamaştırıyor.. Bu arada arka sokaklar Broadway ve ışıltılı Broadway sahneleri...



New York tam bir yürüme şehri, büyüklüğüne rağmen inanılmaz bir düzen var, yürüyerek şehri gezmek çok keyifli, ertesi sabah buluşmak üzere ben otele Emriye evine ayrılıyoruz.

Sabah önce grup ile başlayan malum 5. cadde yürüyüşü, burası da bir yanı ile Oxford street gibi. Tüm şık, asortik mağazaların bulunduğu upuzun bir cadde. Hava şahane şansımıza, öğleye doğru gruptan ayrılıp Emriye ile tekrar buluşuyoruz... Sohbet muhabbet, Rockerfeller center, Plaza hotel derken çok hoş bir bistroda öğlen yemeği yedik. Hemen arkasından Central Park'a dalıyoruz. 800 metre eninde 4 km uzunluğunda bir park burası. Yeşilliği inanılmaz, içinde göletler, lunapark, cafeler çok çok hoş... Herkes ayrı bir alem, kimi güneşleniyor, kimi bisiklete biniyor, kimi spor yapıyor, kimi lunaparkda çocuklarını eğlendiriyor, kimi uzaktan kumandalı yelkenlisi ile göletde vakit geçiriyor. Her adım başı bir aktivite var, stepciler, repçiler, caz orkestraları pandomimciler ne ararsan var... yürürken yürürken biri bitiyor diğeri başlıyor, şaka gibi....




Central Park sonrası tekrar yürüyerek Times Square'e doğru ilerliyoruz. Cumartesi günü yaklaşık 12 km yol yürümüşüz, ayaklarımız şiş meydana varıyoruz. Amaç tkts denilen yerden akşam ki Broadway showuna yer bulmak. Gidenlere tavsiye, burası o günün showlarını % 50 daha düşük fiyata bilet alabildiğiniz bir yer. Doğal olarak biraz kuyruk bekleniyor ama sıkılmanıza imkan yok çünkü kuyrukta beklerken üniversite öğrencileri geliyor, ve showların her biri hakkında bilgi veriyorlar. Anlatımlar harika, ne de olsa Amerika bir pazarlama dünyası... Şans eseri en çok istediğim "Chicago" müzikaline yer buluyoruz. İşte bakın aşağıdaki bayan showu nasıl tanıtıyor sokakta!



Çok çok hoştu müzikal hatta rüya gibiydi, akşam yürüyerek Emriye'nin evine gidiyoruz. Emriye'nin evi Manhattan'ın ortasında çok şık bir rezidansda. Arkadaşımla geç saate kadar şarap, peynir, meyve tabağı takılıyor, eski günleri yad ediyoruz...

Ertesi sabah grup arkadaşlarımla buluşmak üzere otele döndük, aa bir de ne göreyim koca caddeye pazar kurulmuş, şaka gibi! Eh malum ekonomik kriz önce ABD yi sonra bizi vurdu tabii, vallahi eni konu pazarları var bizim gibi:-))

Dostumla vedalaşıp 12 saatlik dönüş yolculuğuna başlıyoruz. heyecan devam ediyor, gezmek bir yerler görmek güzel ama en güzeli çok çok özlediğim Deniz'im ve eşimle kucaklaşmak, aldığım hediyeleri vermek..

Deniz'e yaklaşık 7 parça bir şeyler aldım, her seferinde bu son diyerek teker teker çıkardım. Heyecanını unutmam mümkün değil " anne rüyada gibiyim bu da mı benim?" diye diye açtı hediyelerini. "senin bağırmalarını bile özledim" diye diye kucaklaştık. Home home sweet home!

New York resimlerim de aşağıda...


ttp://picasaweb.google.com.tr/anteksltd/NewYork?feat=directlink

14 Haziran 2009 Pazar

Rochester-New York

Neyse ki kazasız belasız, domuz gripsiz evime vardım, gezimiz hem verimli hem keyifli geçti.

Xerox davetlisi olarak gittim bu geziye, Türkiye'den davet edilen 8 firmadan biri olan firmamı temsilen...

Yer Rochester, New York. 100.000 m2 lik bir alanda kurulu sektöründe dünyanın en büyük üretim tesisleri ve "Innovation center" ı.

3 gün boyunca dijital baskı teknolojisindeki yenilikler, konvansiyonel baskı sistemlerine göre dijital dünyanın gidişatı, Xerox cephesinde yeni ürün lansmanları ile dolu dolu konuşmalarla geçti. 2. günün sonunda seminer salonunda "evet şimdi showroom ve demo gezisine katılıyoruz" cümlesinden sonra karşımızdaki duvardan kapılar açıldı ve işte aşağıdaki showroom ortaya çıktı..



Yaklaşık 1000 m2 lik alanda 20 den fazla dijital baskı makinalarının bazılarının demosu mühendisler tarafından adeta bir showmen edasıyla tanıtıldı. Gerçekten mühendisliklerinin yanı sıra çoğu müthiş bir pazarlama üstadı...

Rochester inanılmaz yeşillik dolu bir yer, öyle ki otel ile Xerox arasında her gün giderken yol boyunca ceylanlar görüyorsunuz. Zaten otoban boyunca "Dikkat ceylan çıkabilir" levhaları mevcut. Hatta bir sabah odamdan otel bahçesine baktığımda bile bir ceylan gördüm, maalesef balkonum olmadığı için camdan çektim, o da pek hoş çıkmadı:-(

Bir gün öğleden sonra Niagara şelalerine götürüldük. Bildiğiniz üzere Niagara şelalerinin bir tarafı Kanada. Bot ile şelalelerin çok yakınına kadar geldik....



Suyun hareketi, çıkardığı ses çok büyüleyici...



Niagara şelalelerinin etrafı müthiş yeşil bir park ile çevrili, bu sefer de etrafta sürekli sincap görüyorsunuz, çöp tenekesinde bile :-)))



Aşağıdaki de çok hoş, dayanamadım, Xerox firmasının kapısında duruyor bu tabela....



Aşağıdaki linkde gezimin bu bölümüne ait fotoğraflar göreceksiniz. Fotoğraflar daha çok Niagara ve otel Xerox arası muhtelif manzaralar var.

http://picasaweb.google.com.tr/anteksltd/Rochester03?feat=directlink

3 gün seminer sonrası 2 gün New York 'da serbest zaman için ayrılmıştı, onu da bilahare yazıcam; şimdilik bu kadar...