11 Mayıs 2009 Pazartesi

İpek'imiz nişanlandı

Herkes gibi bana da derler, sinir de olurum "yaaa dün bacak kadardın ne arada büyüdün sen" şeklinde konuşmalara..

yaşın ilerlemesiyle nesilden nesile aynı cümleler kuruluyor:-))))

İpek'de benim için aynen öyle, yeğenim İpek'in doğduğu zamanları az çok, ama 2 yaşından itibaren çok net hatırlıyorum. Sapsarı saçları, yüzünde çilleri olan tombul bir çocuktu.. Kıkır kıkır sürekli ama sürekli gülerdi... Hala da öyle yüzünde hep gülücük.. İşte o İpek büyüdü ve cumartesi günü nişanlandı....

Adı gibi, İpek gibi.. Çok hoştu çok, yıllar sonra parçalar bütün oldu, tüm aile bir araya geldi İpek'imizin nişanında...

Nişanlı çiftimiz birbirine çok yakışmışlardı...


Çok nezih, sıcak, bol danslı bir gece oldu, hepimiz çok keyif aldık, yaşlı gözler, anılar, heyecanlar tüm duygular birbirine karıştı...

Bu arada akşam bir sürprizle başladı, garson içecekleri dağıtırken yaklaşık 15 bardak meyve suyu karışımını annemin ve masamızın üzerine döktü! ben olayı naklen izlerken kendimi anca attım ve korudum ama zavallı annemin üzeri sırıl sıklam oldu! Peki annem ne yaptı sizce? İnanmayacaksınız ama kılını bile kıpırdatmadı, garsonlar annemin etrafında fır döndü, ben çırpınıyorum; anne kalk gidelim üstünü değiştirelim diye....Annem inanılmaz soğukkanlı davrandı, yerinden bile kıpırdamadı, peçeteyi aldı, nazikçe üstünü sildi,(allah dan siyahdı), bu arada bana sürekli "sus kızım ayıp sakin ol, insanların gecesini mahvetmeyelim" derken garsonları da "üzülme evladım, olur böyle kazalar" diye teselli etmeye çalıştı:-)) Hala inanamıyorum:-)

Bu iki sevimli çocuk da kardeş torunları...İpek'in ağabeyi Cüneyt'in kızı.. Deniz piyano da Beethoven 9. senfoni ile havasını attı...


Bu güzel geceye ait resimlerin devamı aşağıda....
http://picasaweb.google.com.tr/anteksltd/Ipeknisan?feat=directlink

4 Mayıs 2009 Pazartesi

özlediğimiz kareler...

Hafta sonu İstanbul kaçamağımız ve işte özlediğimiz karelerden sadece bazıları...








28 Nisan 2009 Salı

İzmir İzmir

Efendim baharın gelmesiyle İzmir'e bir hafta sonu kaçamağı yaptık; görümcem ve kayınvalidemi ziyarete gittik.

Cumartesi günün bir kısmını deniz kenarında sohbet muhabbet, uçurtma uçurmaca ve yeme içme şeklinde geçirdik...



Kan çekmesi denen durum vardır ya müthiş doğru bir laf, Deniz dünyanın en mutlu insanı idi hafta sonunda çok uzun zamandır görmediği Selin ablası, halası, eniştesi, babaannesini görünce aklını yitirdi

Deniz keyfi sonrası çok değişik bir aktiviteye dahil olduk, müze şekline dönüştürülen bir savaş gemisi ve denizaltını ziyaret ettik. Kısaca sizlerle de edindiğim bazı bilgileri paylaşmadan edemeyeceğim...

135 metre boyunda 460 ton ağırlığında bu gemi...



İçinde inanılmaz dar koridorlardan ve merdivenlerden ilerliyorsunuz..



Her taraf aklımın alamadığı şalter, düğme, göstergeler, kablolar dolu...

Burası geminin reviri..



Burası kaptan köşkü...



Geminin roket atarı, dakikada 34 adet atıyor...



Bu bir torpido...



İçeride yaşam hiç de kolay değil, yatakların eni anca yarım metre, yataklar ranza ve aralıklar 2 karış yok! Denizaltında ise saf oksijen solunuyor , 48 saatte bir denizaltı yukarıya çıkıyor..



Kısacık bir geziye ancak bunları sığdırabildik....

Bahar gezileri tüm hızıyla devam edecek, bu hafta sonu ise İstanbul'dayızzzzz....

27 Nisan 2009 Pazartesi

Şehrin göbeğinde terör...



Bugün haberlerde seyrettiklerimle dehşete düştüm... İstanbul'da Bostancı'da şehrin göbeğinde bir teröristin yaşadığı ev... Aslında hepimizin yaşadığı yere benzeyen normal bir apartman...Hücre baskınıyla 5 saat yaşanan korkulu dakikalar ve tesadüfen orada bulunan 16 yaşındaki gencin ölümü... Ve hücre evine girmeye çalışan polisin teröristin bubi tuzağı ile feci şekilde ölümü... Seyrederken inanamadım; sanki korku içeren bir şiddet filmi seyrediyor gibiydim...

haberin detayı burada.

Allah'tan ölenlere rahmet, ailelerine sabır diliyorum...

22 Nisan 2009 Çarşamba

23 Nisan




Küçük hanımlar, küçük beyler!

Sizler hepiniz geleceğin bir gülü, yıldızı ve ikbal ışığısınız. Memleketi asıl ışığa boğacak olan sizsiniz.

Kendinizin ne kadar önemli, değerli olduğunuz düşünerek ona göre çalışınız.

Sizlerden çok şeyler bekliyoruz; kızlar, çocuklar!

19 Nisan 2009 Pazar

Pazar keyfimiz...

Ankara da gerek benim gerekse Eray'ın favori mekanı Turta'yı tanıtacağım size....


Çok az kişi biliyor sanıyorum, çünkü inanılmaz kuytu bir yerde, medyada deseniz adı hiç yok... İhtiyacı da yok çünkü tanıyan müdavimleri yetiyor...

Ümitköy'de bulunan butik bir cafe burası, küçük bir dublex villa. Her şey ev yapımı, iç mekanında sadece 5-6 masa, bahçesinde ise 7 masası var.

Menü sınırlı, tuzlulardan poğaça, açma, simit ve bir kaç çeşit daha ile tatlı olarak ise çeşit çeşit cheese cakeler, mevsim meyvesine göre pastalar ve kurabiyeler var. Geçmişiizde pastacılık olduğundan faklı ve iyi lezzetleri biliriz; şu ana kadar yediğim her şey inanılmaz lezzetli idi, belli ki kullanılan iç malzeme en iyisiden. Her an taze çay mevcut. Atmosferi ise insanın ruhunu okşuyor... Akşamları sadece saat 21.00 e kadar açık. Özel günlere yönelik ön sipariş de alıyorlar..

Kışın pek takılmıyoruz ama havalar ısınır ısınmaz aklımıza ilk gelen yer burası...

Bugün öğleden sonra attık kendimizi, mis gibi havada çay keyfi yaptık, ben bademli çilekli bir pasta, Eray ise limonlu cheese cake yedi, hımmm ikisinde birbirinden güzel...

Bu arada çocuklu ailelere de hitab ediyor mekan, zira bahçesinden minicik bir kapı ile bir parka çıkılıyor, biz keyif yaparken Deniz de mini spor aletleri ile kendince eğlendi...


Var mı mutlu bir aile gibisi, eşim çocuğum, güzel hava, enfes lezzetler daha ne bekler ki insan hayattan?


Ankara'lılara tavsiye ederim, yolu düşenler mutlaka uğrasın, nefis çay saatlerinin keyfine varsın...

17 Nisan 2009 Cuma

paskalya kutlaması

Noeller'le her sene yaptığımız geleneksel paskalya kutlamamızı geçen hafta yaptık..

Çocuklar eğlenerek haşlanmış yumurtaları boyadılar...



Sonra bahçeye sakladığımız yumurtaları keyifle aradılar, her zamanki gibi ilk seferde eksik buldular, saydık, haydi kalanlar için bir daha dedik, didik didik bahçeyi aradılar...



Sonra onlar afiyetle yumurta ve çikolata yerken bizde paskalya yemeğimizi yedik...

Bu arada baharın güzelliği çok hoşdu, dayanamadım bunları çektim...


Balkonumu bahara hazırlıyorum, yakında onları da yayınlayacağım.....

15 Nisan 2009 Çarşamba

iyi ki doğdun kocişkom!

Bugün Eray'cımın doğum günü....

Hafta içine gelme münasebeti ile evde kızımızla birlikte ailecek bir yemek programı yapma kararı aldık. Kocama keyifli bir sofra için hızla eve geldim, 1,5 saat içinde bakın neler hazırladım:

-Fırında karides: Bugünlerde en çok takıldığımız lezzet oldu, karidesleri tereyağlı, salçalı ve sivribiberle sote ediyorsunuz ortaya nefs bir lezzet çıkıyor....
-Kaşarlı mantar: son derece pratik bir lezzet, mantarların üzerine kaşar rendesi ile fırına veriyosunuz (peynire, fesleğen ve sarıımsak da katarsanız yine çok leziz oluyor)
-Fırında kabak mücveri: Yine mücver kılıklı karışımı bol peynirle karıştırıyorum, hem lezzetli hem hafif bir lezzet çıkıyor ortaya. Kankam Mehtap dan kaptım bu tarifi... özellkile yazın makarna, pilav yerine bunu yapıyorum...
- Havuçlu tarator, kocişkom çok sever...
-Yine son günlerde misafirlerime de sunduğum ve övgüler aldığım, çerkez kabak; detaylı tarifi aşağıda...

2 adet kabak, rendelenmis
1 yk sizma zeytinyag
2 adet taze sogan, cok ince dogranmis
Yoğurt
1 çay bardağı kadar kucuk parcalar halinde kirilmis ceviz
1 dilim ekmek ici, ufalanmis
2 dis sarimsak, tuz ile dovulmus

Kabagi 1 yk zeytinyag ile tavada biraz kavurup suyunu cektirin. Kenara alip sogumaya birakin. Uzerine geri kalan tum malzemeleri ilave edip karisitirin. Servis tabagina yerlestirin.

Ayrıca menümüzde annemin yaptığı nefis domates soslu patlıcan, biber kızartmaları var idi...

Bu güzel menüye eşlik eden Kırmızı DLC kalecik karası şarabımız ve peynir tabağımız..



Doğum günü hiç pastasız olur mu? Olur mu olur... Hem kariyer hem çocuk yapan bir kadının hafta içi kocasına doğum günü yemeği hazırlaması ancak bu kadar olur... Unutmuşum :-)))

İYİ Kİ DOĞDUN KOCİŞKOM, SENİ ÇOK SEVİYORUMMMMM.

6 Nisan 2009 Pazartesi

Seçim Sonuçları

aslında içimden hiç yazmak gelmiyor.....

Bahar yorgunluğumu desem, iş hayatının sıkıcılığı mı desem ruhum bezgin bugünlerde.....

Amma velakin, kızıma ithafen açtığım bu blogda bizim neslin yaşadığı en önemli seçim sonucunu pas geçemem, vicdanım rahat etmez...

Seçim sonuçları malum biz biliyoruz, 30 Mart'dan beri sürekli sonuçlarını tartışıyoruz. Deniz'ime özet için aşağıda, işte ancak bu kadar oldu güzel kızım....


Bizden olan bazı kesimler çok mutlu, neymiş efendim kan kaybetmişler, AKP erime sürecine girmiş, miş muş mış...

Ben niye mutlu olamıyorum bu sonuçlarla? Ruhum bu sıralar bezgin ondan mı? Yok yok, biraz matematik zekası olan herkes benimle aynı fikirde olur gibi geliyor... Şöyle ki, oturduğum apartmanın 150 kişiden 60 kişisi, çalıştığım işyerindeki 115 kişiden 44ü, sokakta yürüyen 100 kişiden 40'ı ampul kafalı. Eee nesine sevinelim bu sonucun???

Önümüzdeki genel seçimlere kadar yaklaşık 3.5 sene var.Bu süre içinde CHP'nin iktidar alternatifi olabilmesi için başındaki şahsiyetin kesinlikle kenara çekilip yerini gençlere bırakması gerekiyor. Genç nüfusumuzla övünmesine övünüyoruz ama içimizdeki potansiyeli bir türlü açığa çıkaramıyoruz. Şöyle bir lider çıkabilse hani olamaz ya, içinde Atatürk'ün binde bir devrimci, yenilikçi, lider ruhunu taşıyabilse biz aydınlar da desteklese onu, kimse tutamaz bu ülkeyi...

ne diyelim, umudumuzu kaybetmeyelim,hadi gençler bu seçimde olmadı bir daha ki sefere diyelim....

24 Mart 2009 Salı

Son izlediğim filmler, okuduğum kitaplar....



Hindistan'ın varoşlarında geçen ve milyoner olma hevesiyle bir yarışma ile kurgulanan, içinde aşkı, insanlığı yanında kötülüğü barındıran bir hikaye bu... Dahası filmde geçen varoşlarda büyüyen o iki çocuğun şimdiki hayata nasıl adapte olabildikleri konusu benim için ayrıca merak konusu.... Bu iki zıt hayatı bakalım nasıl harmanlayacaklar gelecek hayatlarında?

Bana göre enaz Slumdog Millionaire kadar keyifle seyrettiğim Benjamin Button'ın Tuhaf Hikayesi..

Benjamin Button’ın Tuhaf Hikayesi’nin ortaya çıkışı 1920’lerde ünlü Amerikalı yazar Mark Twain’in “80 yaşında doğup yavaş yavaş 18’imize doğru ilerlesek hayat sonsuz mutluluk olurdu” sözüne dayanıyor imiş... Bu sözü inanılmaz bir şekilde kurgulayıp senaryo haline getiren, imkansızı sanki hayatın akışı içinde doğal bir süreçmiş gibi anlatan çok ama çok hoş bir film bu... sadece görsel efektde oscar alması ise hayal kırıklığı....

biraz da son okuduğum kitaplara gelelim... Çok ama çok keyifle okudum "Türk sevgili" yi. Puerto rico'lu esmeralda ile yaşça kendisinden büyük Türk Ulvi arasında geçiyor bu aşk hikayesi.. Aşkın mantığın önüne geçtiği bu fırtınalı ilişki sonunda mantık galip gelip yaşadığı deneyimlerle yeniden bir insanın doğuşunu anlatıyor. Kitabı buradan alabilirsiniz.

İkinci okuduğum kitap "Mürekkep Yürek" 3'lü serinin birinci kitabı bu, filme de uyarlandı ve Ocak ayında gösterime girdi. Amerika da fantastik kitaplar listesinde aylarca liste başında kaldı ancak ülkemizde maalesef çok popüler olamadı. Okuması çok keyifli, gerek gençler gerekse büyükler zevkle okuyabilir, üçlemin diğer iki kitabı da Mürekkep Ölüm ve Mürekkep Dünya... Üçleme Arkadaş yayınevi'nden....

Sırada hafta sonu fuardan aldığım Cüneyt Arcayürek'in "Atatürk'den Sonra Bugünlere Nasıl Geldik" ve çok merak ettiğim Mehmet başaran'ın "Köy Enstitüleri" var...

18 Mart 2009 Çarşamba

Son bir hafta...

Son bir haftamız biraz sağlık sorunlarıyla geçti...

Annem geçen Perşembe diz kapağından bir ameliyat geçirdi, son bir yıldır çok sıkıntıya düştüğü bu problemden bu yolla kurtuldu (umuyoruz kurtuldu) Benim annem gibi son derece faal bir kadının genç yaşında eve kapanması olası bir şey değildi; bir gün Tunalıya inemesin morali bozulup ruhu çöküşe geçen bu kadına evlatları olarak seferber olup en iyi doktorları bulup geçen hafta soluğu Çankaya hastanesinde aldık.

Bu arada eş zamanlı babamın yaşadığı kalp sorunları ile cumartesi anjioya girdi, damarların açık olması (hayret bir şekilde!) hepimizi sevindirdi; ancak kalp duvarının normalden kalın olması durumu ile önümüzdeki günler biraz daha tetkiklerle uğraşılacak. anti paratntez oktor bu durumun ırsi bir şey olduğunu; bu anlamda ısrarla çocuklarında eko bilmem ne (yeni çıkan adını şu anda unuttuğum cihaz) cihazına girmemiz gerekliliğini iletti. Haydi bakalım anne babayı iyileştirelim sonra kendimize bakacağız....

herkes hasta olur, benim kızım geri kalır mı? Hafta sonu garibim bir gribe yakalndı, pazartesi salıyı evde geçirdi, bugün ilk kez okula gitti....

Anne baba sorunlarındaki kardeş seferberliği (yani benim çocuğumun yaşayamayacğı bir şey:-((( )inanılmaz işe yarıyor, herkes işin bir ucundan tutuverdi mi zor ve sıkıntılı süreçler çabucak geçiyor. İşte 1 haftası geçti bile...

Annem hızla iyiye doğru gidiyor, amma velakin grip evde kol geziyor, annem ve anneme bakan yardımcı kadıncağızda sürekli aksırık tıksırık halinde şu anda, haydi hayırlısı...

Son 1 haftayı böyle geçirdik, biraz yoğun biraz sıkıntılı. Hafta sonu ise hızlı, yoğun ve eğlenceli geçecek. Cumartesi kurslarından sonra buradayız.. arkadas olarak da fuardayız....

cumartesi akşamı bol alkol içeren fasıl programımızı yaptık, sıkıntılı günerin acısını çıkaracağız...

pazar eray cım da evde, biraz bezme, biraz gezme, offf çabuk gelsin şu hafta sonu iple çekiyorrrruuuummmm....

2 Mart 2009 Pazartesi

Yürekten Destekliyorum....

Sevgili zamandan sızan ve sonrasında delfina vesilesi ile öğrendim bu projenin varlığını ve yürekten desteklediğimi ifade etmek için yayınlıyorum....

İŞİTME KAYIPLILAR İÇİN TÜRKÇE FİLME TÜRKÇE ALTYAZI PROJESİ!




"21.yy 'ın Türkiye'sinde İşitme kayıplılar için birçok imkanın engellendiği günlerin birinde, birçok gönüllü insan bu gidişe "Dur!" dedi. Devletin imkanlarını seferber edemediği basit konuların çözümü, birçok duyarlı kişilerin harekete geçmesine sebep oldu...

Geçen haftaki yazımda, filmleri altyazılı izleyememe sorunumuzdan bahsedince, ben de harekete geçtim.Rtük,Trt, İfsak,Sesam gibi birçok kuruma durumumuzu izah eden mailler gönderdim.Biraz daha detaylı araştırınca Türkçe filmler için bir projenin zaten başlatıldığını ve 50'den fazla filmi sadece bu amaç için çevirdiklerini gördüm...

Kimden mi bahsediyorum?

Divx Planet
'teki gönüllü çevirmenlerimizden...

Sorduğum bir yığın soruya içtenlikle cevap veren,yol gösteren Selçuk Bey'e,Monte Kristo'ya ve bu projede yer alıp filmleri bizler için çeviren tüm çevirmenlere, herkes adına teşekkür ediyorum...

Bizler için altyazı neden gerekli?

Gerek televizyonda gerekse sinemada işitme kayıplı ve sağırlar için Türk filmi izlemek çok zordur.Kuvvetli dudak okuma kabiliyeti olan kişi için bile , oyuncuların sürekli hareket halinde olması nedeniyle neredeyse imkansızdır.

Bizler,yıllardır Türk filmlerinden yoksun olarak büyüdük...Yaşıtlarımız hababam sınıfı,pinokyo,heidi,clementine,hayat ağacı gibi filmlerle büyürken biz sadece ekrana bakmakla yetindik...

Gerçi ben şanslıydım, sesli film izlemeyi seven anneannem, saniyesinde tekrar ederdi cümleleri.Annem ise ben sormadan başımı okşaya okşaya anlatırdı konuşmaları,babacım ve kardeşlerim de özet geçer tüm merakımı giderirdi.

İşte bu yüzden; altyazılı bir film, işitme kayıplı için kulak vazifesi görür.

Altyazıyı nasıl indireceğim ve kullanacağım?

İzlemek istediğiniz film; vizyon filmi de olabilir,eski filmlerden de olabilir.Yüzlerce film altyazısının bulunduğu Divxplanet'te arama yapıp, filme ulaştığınızda Türkçe Bayrağı görüyorsanız altyazısı hazır demektir.İndirdiğiniz altyazıyı film ile birleştirme aşamalarını kılavuzdan takip edebilirsiniz.

Elimdeki orijinal DVD'ye altyazıyı yükleyemez miyim?

Tabii ki yükleyebilirsiniz,bunun için birkaç programı indirip, anlatılanları uygulamanız yeterli olacaktır.

Şu an hangi altyazıları indirebilirim?

Değerli çevirmenlerimizin tamamlamış oldukları filmlerin listesine şuradan erişebilirsiniz.

İşitme kayıplı çocuklar için film eğlencesi;


Avatar
Niko
Sünger Bob

Bu listedekilerin haricinde istediğim film olursa?

Talepleri ve önerileri dikkate aldıkları bir sayfa var,oraya görüşünüzü yazarsanız sonucu mutlaka yazacaklardır.Eğer çocuğunuz veya kendiniz için eğitsel programlardan istedikleriniz varsa onları da iletebilirsiniz.

Yorumlarda ve maillerde ben de gönüllüyüm diyen tüm arkadaşlarıma,beni okuyanlara;

İşte size büyük fırsat!

Yapmanız gereken tek şey bu projeyi blogunuzda yayınlayarak herkesin haberdar olmasını sağlamak.Toplumsal duyarlılığınızı gösterebileceğiniz bu davranışla,böyle birşeye ihtiyaç duyan işitme kayıplılara sizler de ulaşın.

Eğer blogunuz veya siteniz yoksa üzülmeyin.Mail grubunuzda bu yazımı dolaştırırsanız emin olun ki binlerce işitme kayıplı çok sevinecektir,çok mutlu olacaktır...

Katkılarınız ve destekleriniz için teşekkürlerimi borç bilirim..."
Sevgiyle,

Delfina.

26 Şubat 2009 Perşembe

Deniz uyurken....

En favori resmim; Deniz 6 aylık, bir uyanma sahnesi...



Deniz 10 aylık...



Deniz 11 aylık...





Deniz tam 1 yaş 10 günlük... çok sıcak bir günde küt diye salonun ortasında bayılmıştı (yani uyumuştu :-))



Deniz 1,5 yaşında...



Burada artık 2 yaşında...



Deniz 3 yaşında, Marmaris de Turunç adasında... O uyurken biz denize girmiştik.. Ron'larla beraberiz...


Begüm'ün düğününde gece iki sandalyeyi birleştirerek uyuduğu an, saat gece 1'den sonra...



Bu iki resimde 5 yaşında, yatağını büyüttüğümüz ilk günler, düştü düşecek:-)))




Deniz 5,5 yaşında, salonun kotuğunda sızmış...



Ankara'ya taşındık Aralık 2006 da.. aşağıdaki resim 2007 Ocak başı... Deniz Zeynep ablası ile yatakta resim yaparken pat diye düştü ve kolunu kırdı...Kolu alçıda...



Meşhur uyku arkadaşı Mini ve Mexx. Mex Köksal toptan anaokulunda iken İngilizce dersinin kahramanı, ayda bir çocukların evine geliyor, bizle yemek yiyor, Deniz ile uyuyordu... Deniz dört gözle beklerdi Mexx'i....(2007 Mart)



Veee şu anda Deniz... Hala üstü açık uyuyor...

23 Şubat 2009 Pazartesi

Karın güzelliği....

Şu anda bizim manzaramız böyle...


















maalesef salepimiz yok bu sefer, ama enfes kırmızı şarabımız var...




















ya yarın?? Aaammman koyuver gitsin.... Sabah ola hayrola:-))))