10 Haziran 2008 Salı

Son günlerde hafta sonlarımız muhtelif şenliklerle geçiyor.

İki hafta önce Bilkent Mezunlar şenliği, geçtiğimiz pazar GS'lılar pilav günü derken geçtiğimiz cumartesi de çocuklarımızın ürün dosyası sunumları için okulda idik.. Bütün bir sene ne yaptıklarını anlayamadığımız dosyalarına meğersem kendi istediklerine göre aktivitelerini yerleştirmişler ve bunları bize okul salonunda teke tek anlatacaklarmış!

Keyifle çıktık evden cumartesi günü


Başladı kızım anlatmaya...


Efendim aşağıdaki kendi resmi imiş... Kendini çok seviyormuş... (deniz bunu 3 yaşından beri söyler, "kendini sevmek" aslında çok hoş geliyor kulağa, kendi ile ve herkesle barışık olmak anlamına geliyor bence...) Bu arada sarı saçlı değil, etek de pek giymez ama öyle çizmiş işte:-)))


Bu resim deniz altını anlatıyormuş...


Yunusları çok seviyormuş, babasıyla çizmişler bu resmi, yunusu babası diğer kısımları kendi çizmiş....


Bu balık resmi sınıf panolarında idi, hekesin bir balığı var idi ve öğretmenleri okumaya teşvik amaçlı 3 kitaba karşılık 1 pul yapıştırdı, bizim 14 pulumuz oldu (14 x 3 = 42 kitap okudu Deniz 2. dönem sonrası)


Bu aile ağacımız, ailemiz ben babası, kendisi ve anneannesinden oluşuyormuş ona göre... (allah'ım amma genciz bu resimlerde)


Aşağıda hani şu meşhür Mini'si vardı ya (uyku rakadaşları ile ilgili yazmış idim), işte onunla ilgili duygularını yazmış, aynen şöyle diyor: En sevdiğim oyuncağım Mini.Onu bebekliğimden beri çok seviyorum. Onun bir kulağı kopsa bile çok üzülürüm. Hep ona sarılıp uyuyorum, ben Mini'yi çok seviyorum"

Aşağıdaki resim grup çalışması ile yarattıkları oyuna ait resim... Oyun meşhur gölge oyunu, güneş altında koşup gölgelerine basıyorlar, gölgeye basılan ebe oluyormuş. Bu oyunu hem yazmış, hem çizmiş. resim çok hoş, ortadaki güneş, altta koşanlar
var... 3 kişiyi çizmiş, yanındakilerde gölgeleri. Gölgelerde isimlerin bir kısmı görnüyormuş (Nazlı "na"sı, Oya'nın "ya"sı şeklinde...)


Deniz resim konusunda çok yetenekli değil bana göre ama annem renkleri müthiş kullandığını söylüyor, resim öğretmeni de hayal gücünün çok güzel olduğunu söylemişti veli toplantısında... Hatta bir resmini "Mon Ami" yarışmasına göndermiş öğretmeni ama sonuç çıkmamıştı:-(

Daha pek çok şey anlattı dosyasıyla ilgili ama benim Deniz'e ait en favori resmim aşağıdaki, 16/11/2007 tarihli bu resim....

Efendim soldaki bina bizim apartman, mavili yer sitenin havuzu ve bizler havuz kenarındayız... Esas olay notalar (nota çizmeğe bayılıyor her nedense) bu notalar ne dediğimde "anne anlamıyor musun kuşlar şarkı söylüyor!" diye cevapladı.


Unutamayacağım bir resim....

26 Mayıs 2008 Pazartesi

Kum boyama

Son 5-6 aydır AVM'lerde çocuklara yönelik kum boyama atkinliği yaptıran standlar görüyorum. Bu tür faaliyetlerden çok hoşlanmamıza rağmen bir türlü ilgilenmedik bunca zaman.

Geçtiğimiz hafta sonu Cepa da dolanırken Deniz tutturdu kum boyama istiyorum diye, o an vaktimiz olmadığı için biz de satın alıp evde yapmaya karar verdik.

İnanılmaz keyifli, çocuklara yönelik kahramanlar bir kartonda, kısım kısım yapışkan yüzeyleri sıyırıp, renli kumları dağıtıyorsunuz. Böylece kumlar yüzeye yapışıyor... Deniz yaparken çok keyif aldı, renkleri uğraştırdı karıştırdı,




İşte çıkan sonuçlar aşağıda....


Söz verdim bu hafta sonu yenilerini alacağız....

25 Mayıs 2008 Pazar

Deniz'in uyku arkadaşları

Deniz'i küçüklüğünden beri tanıyanların yüzünde aşağıdaki resmi görünce nasıl bir gülümseme olduğunu görüyor gibiyim.

Evet aşağıda görünen Minnie Deniz'in 2 yaşında edindiği uyku arkadaşı, kendisi Tolga ağabeysi tarafından verilmişti.. genelde çocuklar tüylü bir oyuncağı tercih ederler ama nedense bizimki böyle küçük plastikimsi bir oyuncağı tercih etti. Başparmağı ile kulağını okşayarak uyudu taaki 2006 senesine kadar...

O kadar takıntılı idi ki hiç unutmuyorum bir seferinde hafta sonluğuna Ankara'ya geldiğimizde Ankara'da unuttu, İstanbul'a dönerken sapanca yakınlarındaki McDonalds'da yemek yiyorduk ki, unuttuğunu fark etti ve saatlerce ağladı. O akşam ve ertesi akşamı nasıl ettik bilmiyorum, bizimkiler derhal kargoya verdi ve Deniz 2 geceden sonra Minnie'sine kavuştu...

2006 yazında Minnie'nin kulağı oynamaktan kopma noktasına geldi, türlü çareler denedik hiç bir türlü tamir olamadı ve kendi kendine ondan vazgeçti, çünkü kulağı koparsa daha çok üzülecekti. O kopmadan bari bırakayım dedi ve Minnie emekliye ayrıldı. Şimdi kütüphanesinde odasını bekliyor:-)))



2007 başında Toyz Shop'dan aşağıdaki ayıyı aldırttı bana, o zamandan beri uyku arkadaşı "My bedtime bear"....

Genelde tüylü oyuncakları hala çok seviyor, geçenlerde de bana aşağıdaki ayıyı aldırttı zorla....

Bir de çok komik, tüylü hayvan kılığında iki kalem kutusu var (birisi Serpil yengesinin hediyesi) bazen onlarda koyuluyor yatağa....


Ve sonuç aşağıda, bir elde favori "My bedtime bear" etrafında muhtelif tüylü konuklar:-)))

22 Mayıs 2008 Perşembe

İlahi Deniz:-))))

Çok güldüm çok, okuyunca sizde çok güleceksiniz.

Akşam eve geldim, Deniz'in çantasını kontrol edeyim derken bir baktım şort pijaması der top edilmiş bir gözde tıkılmış duruyor.

-Bu ne kızım?
-Ay anne ben bugün okul elbisemin altında pijamamı unutup gitmişim biliyormusun?

Güle güle öldük,

-E sonra nerede çıkarttın bunu?
-E okulun bahçesinde!
-Nasıl yani herkesin ortasında mı?
-ne yapayım anne okula giderken birr tuhaflık hissettim, sırtımdan çantamı indirip eteğimi kaldırdım bir de ne göreyim, Şort pijamam duruyor, ben de oracıkta çıkarıverdim işte!

Nasıl ama? İlahi Deniz....

21 Mayıs 2008 Çarşamba

pazar keyfimiz

Geçenlerde Sincan da bulunan "Harikalar Diyarı" na ilk kez gittik; kaç zamandır merak ediyordum burayı...

Bilmeyenlere, burası koskocaman bir park, gölet var içinde su bisikletleri ile gezinti yapabiliyorsunuz. Bol bol çocuk parkı var, yiyecek alanları var, nikah salonu var veeeee "Masal Adassı" var.

Masal Adası nda gelmiş geçmiş pek çok masak kahramanının maketleri var...

Parkın çoğunu gezdiren küçük bir tren yolculuğundan sonra masal adasındayız...




Deniz ve diğer masal kahramanları aşağıdaki linkte...
http://picasaweb.google.com/anteksltd/HarikalarDiyar

Aslında çok keyifli bir yer ama öğleden sonra biraz tadı kaçıyor kalabalık ile:-( Bu anlamda sabahdan gitmek daha anlamlı.

Sonrasında yine bizim meşhur Park Cadde'side idik. "Narquilla" adında bir yer var, çimenlik alanda minder üzerinde leziz yemekler ve nargile keyfi yapıyorsunuz. Biz çok sevdik, herekese tavsiye ederiz...

Bir kaç güzel resim

Anneler günü kahvaltımız... Mekan Park Caddesi/Özsüt

Ailemizin en büyük annesi babaannem ve yardımcısı Gül teyze...

Canım kızım ve yeğenlerim...

Çok sevdiğim ablalarım (Aslında yengelerim ama "yenge" kelimesinden nefret ettiğim için ablalarım)

12 Mayıs 2008 Pazartesi

Bu ne yaaaa!

Okuma bayramımızın videolarını you tube'deki sayfama yükleyip bloğumda yayınlamak istedim ama bakın neyle karşılaştım:-(


BU SİTEYE ERİŞİM ENGELLENMİŞTİR


Ankara 5. Sulh Ceza Mahkemesi, 30/04/2008 tarih ve 2008/599 nolu kararı gereği bu siteye erişim TELEKOMÜNİKASYON İLETİŞİM BAŞKANLIĞI'nca engellenmiştir.

Access to this web site is banned by "TELEKOMÜNİKASYON İLETİŞİM BAŞKANLIĞI" according to the order of: Ankara 5. Sulh Ceza Mahkemesi, 30/04/2008 of 2008/599 .


--------------------------------------------------------------------------------

9 Mayıs 2008 Cuma

Veeee Okuma Bayramımız

Dün saat 18.00 de idi okuma bayramımız, her sınıf ayrı bir günde yaptı showlarını, bu anlamda bizler de gereksiz yere başka sınıfları seyretmek zorunda kalmadık....

Ehh çocuklar büyüdükce konsept değişiyor, kreş yıllarındaki gibi öyle hem bale hem folklor, hem koro, hem spor yoktu gösteride.. Peki ne vardı?

Başlangıç koro... Müthiş bir keyifle geldiler sahneye ve şarkılarını söylemeye başladılar.... Tanımayanlara sağdan üçüncü benim Deniz'im...





Sonra Atatürk ile ilgili küçük bir tiyatro oynadılar....Çok güzel Atatürk resimlerinden oluşan barkovizyon gösterisi eşliğinde sergilediler oyunlarını.....

Deniz aşağıda "R" harfini taşıyor...


Sonra muhtelif hayvan kılıklarında Fransızca küçük bir tiyatro sergilediler bize; Fransızca bilmeyenler olarak Fransız kaldık tabii:-))) (gerçi ben öğrenme yolundayım ama hayvan isimlerini hiç öğrenmediğimi anladım :-) herkes bir kaç cümle ile rol aldı, en yakın zamanda videosunu yayınlayacağım. Deniz'im tavşan oldu....


Sonra okuma bayramlarının vazgeçilmezi ponpon dansı ve step gösterisi yaptılar....


Sonra da öğretmenlerinin elinden "Okuma Belgeleri" ni aldılar ve okul marşlarını söylediler....



Arkasından bizler için düzenlenen kokteyle davet edildik,

Öğretmenlerimize nacizane çiçeklerimizi verdik, Deniz'in sınıf öğretmeni...


Aşağıdaki Deniz'in Türk Fransızca öğretmeni Muzaffer Bey. Yazmadan geçemeyeceğim; kendisi mühendis, çok büyük bir kuruluşda çalışırken işini bırakıp öğretmenliği seçiyor çünkü çocuklara tapıyor! okulun Number 1'ı, her çocuğa inanılmaz bir özveri ve sevgiyle yaklaşıyor, öğle yemeklerinde yanlarına oturup tek tek yemeklerini takip ediyor. Duygusal mı duygusal bir öğretmen, gösteri sırasında ağladı desem???
Sınıf olarak hepimiz çok memnunuz ve çocuklarımızın inanılmaz şanslı olduğunu düşünüyoruz.......


Aşağıdaki de Fransız olan Fransızca öğretmenleri bayan Virgine. Çocuklarımız onu da çok seviyor.... ben azimle Fransızca öğrenirken o da azimle Türkçe öğreniyor!


Gösteri boyunca önce kendileri eğlendiler sonra bizi eğlendirdiler ve çocuklarımızın gerçekten büyüdüğünü ve hepsinin kendine özgüveni olan bireyler olarak yetiştiği hissettik bu sefer... Aferim hepinize!

Bu arada resimlerin devamı aşağıda, video görüntüleri ise bir kaç gün içinde yayında....
http://picasaweb.google.com/anteksltd/Okumabayram

5 Mayıs 2008 Pazartesi

Mutluluk Oyunu


Polyanna'yı bilir misiniz? Hani şu herşeyden bir mutluluk çıkaran kızın hikayesini...O kadar severdim ki Polyanna kitabını belki on defa okudum. Şimdi de kızıma aldım ve en az beş kez de onu okudum bu kitabı....

Unutanlara hatırlatma yapayım hadi....

Polyanna ölen annesinin ardından babasıyla birlikte fakir bir hayat sürmektedir. Babası onu hayata bağlamak ve hep mutlu bir hayat yaşaması için bir "mutluluk oyunu" uydurur, oyunun kuralı herşeyden mutlu olunacak bir taraf çıkartma gerekliliğidir.

Polyanna ve babası o kadara fakirdir ki, "kadınlar derneği" denen bir derneğin yardımları ile hayatlarını sürdürmektedirler. Bir gün dernekten bir bebek ister, bir zaman sonra oradan bir sandık gelir. Polyanna heyecanla sandığı açar, bebek beklerken sandıktan bir çift koltuk değneği çıkar. Önce çok üzülür arkasından babası ona oyunu hatırlatır, sonra ikisi birlikte bu işe sevinirler ; neden mi? Bu değneklere ihtiyaçları olmadıkları için!!!!

15 gün oldu eşim değnekleri attı ve son 3-4 gündür de tamamen normal iş hayatına döndü. Biz de şimdi tıpkı Polyanna gibi bu değneklere ilelebet mahkum olmadığımız için çok mutluyuz....

Kızıma da Polyanna'yı okuyarak hayat felsefesinde hep mutlu olması gerektiğini öğretmeğe çalışıyorumb(zamane çocuklarına bunu öğretmek öyle zor ki!) Çünkü ben çocuğumun herşeyden önce mutlu olmasını diliyorum. Başına ne gelirse gelsin haline şükretmesini, hep beterin beteri olacağını düşünmesini istiyorum. Doyumsuz bir çocuk olsun asla istemiyorum!

Neyse bakalım konu yine dağıldı biraz, bugünlerde bloğumu ihmal ettim, Eray'ın iyileşme sürecinin önemli parmağı var bu işte... Bugünlerde daha fazla hayatın tadını çıkarmaya çalışıyoruz (hazır işe gitmiyorken), bol sinema, akşamları Park caddesi'ne kaçışlardaydık son 2 haftadır...

Bu arada Park caddesi evimize sadece 7 dakika mesafede Çayyolu'nun Arjantin caddesi şeklinde gelişme yolunda (hatta daha bile güzel oldu bence) Quick China, Mezzaluna, Kıtır, Özsüt, The Wall, Taps, Meal & Rouge, Tike şimdilik gözde mekanlar. Her geçen gün yerine yenileri ekleniyor....

Gerek iyileşme kutlaması gerekse Anneler Günü kutlaması için Cumartesi akşamı "The Wall" da idik, The Wall İstanbul ve Ankara The Wok'un Çayyolu şubesi... Çok güzel dekore edilmiş, inanılmaz lezzetli mutfaği olan seçkin bir mekan....Fiyatlar çok pahalı ama verdiğinin karşılığını alıyorsunuz, özel günler için tavsiye edilir....Esasında Wok suşisiyle çok popuüler, gözünüzün önünde Japon bir bayan yapıyor sürekli ama eşim et ben ise somon tercih ettim...

Hay Allah konu çok dağıldı, Polyanna ve mutlulukdan girdim suşiden çıktım, nasıl oldu ben de anlamdaım:-))

26 Nisan 2008 Cumartesi

23 Nisan

23 Nisan'ı çeşitli etkinliklerle neredeyse bir haftadır kutluyoruz.

Geçen Cumartesi akşamı dedemiz bizi Kukla Kebap ' a götürdü önce, Ankara'lılar iyi bilir,1958 yılından beri restoranlarında kukla oynatırlar, son restoranlarını evimizin çok yakınında gelişen Park caddesi'n de açtılar, çok da şık bir mekan olmuş...

Pazar günü baba kız sinemaya gittiler, ülker sponsorluğunda tüm sinemalar bedava imiş meğersem, macera adasına gittiler...

Ben de fırsattan istifade tüm yazlık kışlık organizasyonunu yaptım, ütülenmek üzere bir yığın yazlık ütüyü Zeycan'ın ellerine bıraktım....

Geleleim gerçek 23 Nisan'a... 13 senelik iş hayatımda ilk kez böyle bir tatilde çalıştım, berbat bir duygu idi... Microsoft'un gerekliliğinden dolayı gelen sorgulara 24 saat içinde cevap verme zorunluluğu var bu anlamda zaman çok önemli şirketde, kanuni zorunluluklar dışında hiç tatil yok:-(((

Sağolsun kocişkom yokluğumu aratmadı bütün gününü ayırdı kızımıza. Sabah güle oynaya törene gittiler,


sonrasında hamburger yediler, parka gittiler ve sonra tekrar sinema... Gece ve Pisiler'e gittiler bu sefer.....



Akşamına daha önce hiç gitmediğimiz şu meşhur meydan eğlencesine gidelim dedik. ağabeyim ve yeğenim Tolga ile buluşup önce hep birlikte pizza yedik. Sonrasında Kızılay'a indik, havai fişek gösterisini seyir ettik... Sonrasında çocuklar için hazırlanan çizgi film karekterlerini yer aldığı kortejin bir kısmına yetiştik. Bu arada trafiğe kapatılan Kızılay'da avare dolaştık, kalabalık konser alanına gelmeden eve döndük...


23 Nisan kutlamalarımız tam gaz devam ediyor... Cumartesi günü de kızımın okulunun organize ettiği 23 Nisan balosu var idi Hilton Oteli'nde... Allah'ım çocukları görmeliydiniz, kızlar havalı elbiseleriyle prenses, erkekler takım elbise veya smokinleriyle tam bir prens idiler.... Bizler içeriye alınmadık, bunu anlamı çok büyük çünkü kızım artık bizden bağımsız programlara katılmaya başladı! 3 saat süren baloda gönüllerince eğlendiler, biz de bu arada çay sohbeti yaptık. İşte balo kızları, Şimal, Yağmur ve Deniz...

Aşağıdaki resim de Nevzat Mert ve sınıf öğretmeni ile....

16 Nisan 2008 Çarşamba

Amasra

Akşam üstü surlarında otele varış... Bu benim amasra'ya 3. gelişim ancak bu otel kaldıklarımzın en iyisiydi...


Denizin üstünde set şeklinde sıralanmış ağaçların içinde bungolavlar... Oh deniz kokusu burnumuzun ucunda ....Akşam yemeği sınırsız balık salata mmmm nefis....

Çocuklarımızın keyifli saatleri...


Bu kadar yorgunluğa rağmen, turun yarısı saat 22.00 de yatarken biz doğru amasra içine... Akşam deniz kenarında çay keyfi, gözler yorgunluktan kapanıyor olmasına rağmen..

Sabah yine enfes bir kahvaltı. Sonrası kale yürüyüşü ve sonrası tekne turu... daha önce iki sefer Amasra'ya gelmemize rağmen böyle bir tura hiç dahil olmamıştık..




tekne turu sonrası doğru Çakraz'a... Anılar gelince aklımıza biraz burkulduk burada, (sonra yazıcam)neysem enges bir balık ziyafeti daha çektik burada...

Sonrası Ankara'ya doğru hareket. Dönüşte baston yapımıyla ünlü Devrek'de meşhur çelebi bastonlarının yapıldığı atölyedeyiz. Merak edenler için envai çeşit bilgi var, internetde..

Bu gezi sonunda ne anladım biliyor musunuz, benim kızım büyümüş... İlk kez bu gezidde hiç yoruldum demedi, mızıklanmadı tamamen bize adapte oldu çocuğum....

çoook keyifli aynı zamanda çoook yorucu geçti bu gezi ama çooook iyi geldi çoookkk..

resimlerin tümü işte aşağıda...

http://picasaweb.google.com/anteksltd/Safranbolu

Safranbolu

Cumartesi saat 7.00 Ankara'dan ayrılış, uykulu gözlerle otobüste muhabbet...

Gerede mevkii Esentepe otelinde enfes bir köy kahvaltısı....


Kahvaltı sonrası dışarıda çay sohbeti, ohhh mis gibi oksijen var burada yahu...

Saat 10.00 civarı safranbolu şehir merkezine varış.. Önce yaya kısa bir gezinti, sonrasında merkezden tüm ilçeyi "city car" denilen araçlarla turlama....Bindiğimiz araçlar inanılmaz keyifli, Deniz çok eğlendi....

İşte bir Safranbolu evleri manzarası...

Aşağıdaki eski bir cami. Tabakhane kenarına kurulmuş, orada çalışanlara yönelik özel olarak yapılmış, kokularından dolayı diğer insanlar rahatsız olmasın diye tabakhane çalışanlarına ayrı camii yapılmış. Köyün camiisi buranın üzerinde...

Bu da eski tipik bir Safranbolu evi...


otantik bir yerde yenen enfes öğlen yemeği, çorba, sarma ve pilavdan oluşan... (ama pilav safranlı değil:-()

Sonrası Yörükler köyüne hareket.... Köyün Filiz teyzesinden evin tarihçesi hakkında bilgi, çok keyifli bir köy turu...

akşam üstü Bartın üzerinden Amasra'ya hareket... Bartın'dan perili köşk 'e selam, ah keşke fırsat olsa tanışsak, kahve davetine cevap verebilsek.... Söz bir daha ki sefere...

11 Nisan 2008 Cuma

Aile gezimiz

İçim kıpır kıpır.... çok heyecanlıyım... Yarın ağabeylerimin eşleri, yeğenler, annem babam Deniz ve ben hafta sonluk bir Safranbolu gezisine gidiyoruz... Babamla en son ne zaman böyle bir hafta sonu geçirdim bilemiyorum, herhalde 10-12 yaş civarı en son... Hele böyle ailecek bir gezi hiç olmadı. İşte bu anlamda çok heyecanlıyım... Biraz yorucu geçecek gerçi ama iyi olacak. hele ki son zamanlarda yaşadığımız keyifsiz olaylardan sonra iyi gelecek hepimize. Haydi herkese iyi hafta sonları....
__________________________________________________

9 Nisan 2008 Çarşamba

Ablaların ablası...

Selda apla.... veya Seldoş.... Öyle özel bir insan ki benim için, hem yaşıtım bir dostum gibi hem de her şeyi danışabileceğim bir abla gibi....

1988 yazında tandım onu. mezun olmadan bir sene önce Gama'da staj yapayım derken düştüm Seldoş'un kucağına... İş hayatına ilişkin görgü kurallarının temelini ondan öğrendim diyebilirim. Derken ertesi sene mezun olunca aynı yerde başlamayayım mı? Benim için çok güzel oldu, zira ilk iş hayatının çömezlik günlerimi daha önceden tanıdığım insanlarla bir arada olunca daha kolay atlattım.

O firmada geçirdiğim günlerde çok yakınlaştık Selda aplamla. Sonraki 9 senelik İstanbul ayrılığı süresinde de çok görüşemedik aslında ama hep kontakta olduk...

Her zaman ben onun o benim genel olarak yaptıklarımızdan haberdardık...

Derken biz köyümüze geri dönünce işte, kaldığımız yerden devam ediyoruz, tıpkı gerçek dostlar gibi...

Benim için çok özel o, sadece kişiliğiyle değil hayata karşı yaşam tutkusu, neşesi, cıvıltısı ve azmi de çok etkilemiştir beni hep. Doğumdan beri tek başına yetiştirdi Oğulcan'ı... Ülkemize iyi eğitimli, terbiyeli, girişimci ruhlu başarılı bir iş adamı kazandırdı... Hem de tek başına... Hem de bir yandan başına gelen talihsiz bir hastalıkla boğuşarak.. Hem de yaşlanan bir anne babaya tek başına sahip çıkarak.... İşte bu özelliklerii de bir araya getirince daha da özel oldu benim için...

2 hafta önce akşamı biricik oğlunu evlendirdi Seldoş... Öyle bir düğün yaptı ve öyle güzel bir evsahipliği yaptı ki, hayatımın en keyifli düğünlerinden biri oldu benim için.. Bütün bir akşam ki enerjisi, dansları ve coşkusuyla 18'lik çıtırlara taş çıkarttı vallahi...Bizler de aradan geçen 13 sene boyunca ilk defa aynı kalabalığın bir araya gelmesi ile coştukca coştuk...

İşte canım aplamın organize ettiği düğüne ait resimler. Resme tıklayınca hepsine bakabiliyorsunuz...

Seldadugun


Bu arada tabii ki sevgili Oğulcan ve Ahu'ya buradan bir kez daha yaşam boyu mutluluklar....