6 Nisan 2009 Pazartesi

Seçim Sonuçları

aslında içimden hiç yazmak gelmiyor.....

Bahar yorgunluğumu desem, iş hayatının sıkıcılığı mı desem ruhum bezgin bugünlerde.....

Amma velakin, kızıma ithafen açtığım bu blogda bizim neslin yaşadığı en önemli seçim sonucunu pas geçemem, vicdanım rahat etmez...

Seçim sonuçları malum biz biliyoruz, 30 Mart'dan beri sürekli sonuçlarını tartışıyoruz. Deniz'ime özet için aşağıda, işte ancak bu kadar oldu güzel kızım....


Bizden olan bazı kesimler çok mutlu, neymiş efendim kan kaybetmişler, AKP erime sürecine girmiş, miş muş mış...

Ben niye mutlu olamıyorum bu sonuçlarla? Ruhum bu sıralar bezgin ondan mı? Yok yok, biraz matematik zekası olan herkes benimle aynı fikirde olur gibi geliyor... Şöyle ki, oturduğum apartmanın 150 kişiden 60 kişisi, çalıştığım işyerindeki 115 kişiden 44ü, sokakta yürüyen 100 kişiden 40'ı ampul kafalı. Eee nesine sevinelim bu sonucun???

Önümüzdeki genel seçimlere kadar yaklaşık 3.5 sene var.Bu süre içinde CHP'nin iktidar alternatifi olabilmesi için başındaki şahsiyetin kesinlikle kenara çekilip yerini gençlere bırakması gerekiyor. Genç nüfusumuzla övünmesine övünüyoruz ama içimizdeki potansiyeli bir türlü açığa çıkaramıyoruz. Şöyle bir lider çıkabilse hani olamaz ya, içinde Atatürk'ün binde bir devrimci, yenilikçi, lider ruhunu taşıyabilse biz aydınlar da desteklese onu, kimse tutamaz bu ülkeyi...

ne diyelim, umudumuzu kaybetmeyelim,hadi gençler bu seçimde olmadı bir daha ki sefere diyelim....

24 Mart 2009 Salı

Son izlediğim filmler, okuduğum kitaplar....



Hindistan'ın varoşlarında geçen ve milyoner olma hevesiyle bir yarışma ile kurgulanan, içinde aşkı, insanlığı yanında kötülüğü barındıran bir hikaye bu... Dahası filmde geçen varoşlarda büyüyen o iki çocuğun şimdiki hayata nasıl adapte olabildikleri konusu benim için ayrıca merak konusu.... Bu iki zıt hayatı bakalım nasıl harmanlayacaklar gelecek hayatlarında?

Bana göre enaz Slumdog Millionaire kadar keyifle seyrettiğim Benjamin Button'ın Tuhaf Hikayesi..

Benjamin Button’ın Tuhaf Hikayesi’nin ortaya çıkışı 1920’lerde ünlü Amerikalı yazar Mark Twain’in “80 yaşında doğup yavaş yavaş 18’imize doğru ilerlesek hayat sonsuz mutluluk olurdu” sözüne dayanıyor imiş... Bu sözü inanılmaz bir şekilde kurgulayıp senaryo haline getiren, imkansızı sanki hayatın akışı içinde doğal bir süreçmiş gibi anlatan çok ama çok hoş bir film bu... sadece görsel efektde oscar alması ise hayal kırıklığı....

biraz da son okuduğum kitaplara gelelim... Çok ama çok keyifle okudum "Türk sevgili" yi. Puerto rico'lu esmeralda ile yaşça kendisinden büyük Türk Ulvi arasında geçiyor bu aşk hikayesi.. Aşkın mantığın önüne geçtiği bu fırtınalı ilişki sonunda mantık galip gelip yaşadığı deneyimlerle yeniden bir insanın doğuşunu anlatıyor. Kitabı buradan alabilirsiniz.

İkinci okuduğum kitap "Mürekkep Yürek" 3'lü serinin birinci kitabı bu, filme de uyarlandı ve Ocak ayında gösterime girdi. Amerika da fantastik kitaplar listesinde aylarca liste başında kaldı ancak ülkemizde maalesef çok popüler olamadı. Okuması çok keyifli, gerek gençler gerekse büyükler zevkle okuyabilir, üçlemin diğer iki kitabı da Mürekkep Ölüm ve Mürekkep Dünya... Üçleme Arkadaş yayınevi'nden....

Sırada hafta sonu fuardan aldığım Cüneyt Arcayürek'in "Atatürk'den Sonra Bugünlere Nasıl Geldik" ve çok merak ettiğim Mehmet başaran'ın "Köy Enstitüleri" var...

18 Mart 2009 Çarşamba

Son bir hafta...

Son bir haftamız biraz sağlık sorunlarıyla geçti...

Annem geçen Perşembe diz kapağından bir ameliyat geçirdi, son bir yıldır çok sıkıntıya düştüğü bu problemden bu yolla kurtuldu (umuyoruz kurtuldu) Benim annem gibi son derece faal bir kadının genç yaşında eve kapanması olası bir şey değildi; bir gün Tunalıya inemesin morali bozulup ruhu çöküşe geçen bu kadına evlatları olarak seferber olup en iyi doktorları bulup geçen hafta soluğu Çankaya hastanesinde aldık.

Bu arada eş zamanlı babamın yaşadığı kalp sorunları ile cumartesi anjioya girdi, damarların açık olması (hayret bir şekilde!) hepimizi sevindirdi; ancak kalp duvarının normalden kalın olması durumu ile önümüzdeki günler biraz daha tetkiklerle uğraşılacak. anti paratntez oktor bu durumun ırsi bir şey olduğunu; bu anlamda ısrarla çocuklarında eko bilmem ne (yeni çıkan adını şu anda unuttuğum cihaz) cihazına girmemiz gerekliliğini iletti. Haydi bakalım anne babayı iyileştirelim sonra kendimize bakacağız....

herkes hasta olur, benim kızım geri kalır mı? Hafta sonu garibim bir gribe yakalndı, pazartesi salıyı evde geçirdi, bugün ilk kez okula gitti....

Anne baba sorunlarındaki kardeş seferberliği (yani benim çocuğumun yaşayamayacğı bir şey:-((( )inanılmaz işe yarıyor, herkes işin bir ucundan tutuverdi mi zor ve sıkıntılı süreçler çabucak geçiyor. İşte 1 haftası geçti bile...

Annem hızla iyiye doğru gidiyor, amma velakin grip evde kol geziyor, annem ve anneme bakan yardımcı kadıncağızda sürekli aksırık tıksırık halinde şu anda, haydi hayırlısı...

Son 1 haftayı böyle geçirdik, biraz yoğun biraz sıkıntılı. Hafta sonu ise hızlı, yoğun ve eğlenceli geçecek. Cumartesi kurslarından sonra buradayız.. arkadas olarak da fuardayız....

cumartesi akşamı bol alkol içeren fasıl programımızı yaptık, sıkıntılı günerin acısını çıkaracağız...

pazar eray cım da evde, biraz bezme, biraz gezme, offf çabuk gelsin şu hafta sonu iple çekiyorrrruuuummmm....

2 Mart 2009 Pazartesi

Yürekten Destekliyorum....

Sevgili zamandan sızan ve sonrasında delfina vesilesi ile öğrendim bu projenin varlığını ve yürekten desteklediğimi ifade etmek için yayınlıyorum....

İŞİTME KAYIPLILAR İÇİN TÜRKÇE FİLME TÜRKÇE ALTYAZI PROJESİ!




"21.yy 'ın Türkiye'sinde İşitme kayıplılar için birçok imkanın engellendiği günlerin birinde, birçok gönüllü insan bu gidişe "Dur!" dedi. Devletin imkanlarını seferber edemediği basit konuların çözümü, birçok duyarlı kişilerin harekete geçmesine sebep oldu...

Geçen haftaki yazımda, filmleri altyazılı izleyememe sorunumuzdan bahsedince, ben de harekete geçtim.Rtük,Trt, İfsak,Sesam gibi birçok kuruma durumumuzu izah eden mailler gönderdim.Biraz daha detaylı araştırınca Türkçe filmler için bir projenin zaten başlatıldığını ve 50'den fazla filmi sadece bu amaç için çevirdiklerini gördüm...

Kimden mi bahsediyorum?

Divx Planet
'teki gönüllü çevirmenlerimizden...

Sorduğum bir yığın soruya içtenlikle cevap veren,yol gösteren Selçuk Bey'e,Monte Kristo'ya ve bu projede yer alıp filmleri bizler için çeviren tüm çevirmenlere, herkes adına teşekkür ediyorum...

Bizler için altyazı neden gerekli?

Gerek televizyonda gerekse sinemada işitme kayıplı ve sağırlar için Türk filmi izlemek çok zordur.Kuvvetli dudak okuma kabiliyeti olan kişi için bile , oyuncuların sürekli hareket halinde olması nedeniyle neredeyse imkansızdır.

Bizler,yıllardır Türk filmlerinden yoksun olarak büyüdük...Yaşıtlarımız hababam sınıfı,pinokyo,heidi,clementine,hayat ağacı gibi filmlerle büyürken biz sadece ekrana bakmakla yetindik...

Gerçi ben şanslıydım, sesli film izlemeyi seven anneannem, saniyesinde tekrar ederdi cümleleri.Annem ise ben sormadan başımı okşaya okşaya anlatırdı konuşmaları,babacım ve kardeşlerim de özet geçer tüm merakımı giderirdi.

İşte bu yüzden; altyazılı bir film, işitme kayıplı için kulak vazifesi görür.

Altyazıyı nasıl indireceğim ve kullanacağım?

İzlemek istediğiniz film; vizyon filmi de olabilir,eski filmlerden de olabilir.Yüzlerce film altyazısının bulunduğu Divxplanet'te arama yapıp, filme ulaştığınızda Türkçe Bayrağı görüyorsanız altyazısı hazır demektir.İndirdiğiniz altyazıyı film ile birleştirme aşamalarını kılavuzdan takip edebilirsiniz.

Elimdeki orijinal DVD'ye altyazıyı yükleyemez miyim?

Tabii ki yükleyebilirsiniz,bunun için birkaç programı indirip, anlatılanları uygulamanız yeterli olacaktır.

Şu an hangi altyazıları indirebilirim?

Değerli çevirmenlerimizin tamamlamış oldukları filmlerin listesine şuradan erişebilirsiniz.

İşitme kayıplı çocuklar için film eğlencesi;


Avatar
Niko
Sünger Bob

Bu listedekilerin haricinde istediğim film olursa?

Talepleri ve önerileri dikkate aldıkları bir sayfa var,oraya görüşünüzü yazarsanız sonucu mutlaka yazacaklardır.Eğer çocuğunuz veya kendiniz için eğitsel programlardan istedikleriniz varsa onları da iletebilirsiniz.

Yorumlarda ve maillerde ben de gönüllüyüm diyen tüm arkadaşlarıma,beni okuyanlara;

İşte size büyük fırsat!

Yapmanız gereken tek şey bu projeyi blogunuzda yayınlayarak herkesin haberdar olmasını sağlamak.Toplumsal duyarlılığınızı gösterebileceğiniz bu davranışla,böyle birşeye ihtiyaç duyan işitme kayıplılara sizler de ulaşın.

Eğer blogunuz veya siteniz yoksa üzülmeyin.Mail grubunuzda bu yazımı dolaştırırsanız emin olun ki binlerce işitme kayıplı çok sevinecektir,çok mutlu olacaktır...

Katkılarınız ve destekleriniz için teşekkürlerimi borç bilirim..."
Sevgiyle,

Delfina.

26 Şubat 2009 Perşembe

Deniz uyurken....

En favori resmim; Deniz 6 aylık, bir uyanma sahnesi...



Deniz 10 aylık...



Deniz 11 aylık...





Deniz tam 1 yaş 10 günlük... çok sıcak bir günde küt diye salonun ortasında bayılmıştı (yani uyumuştu :-))



Deniz 1,5 yaşında...



Burada artık 2 yaşında...



Deniz 3 yaşında, Marmaris de Turunç adasında... O uyurken biz denize girmiştik.. Ron'larla beraberiz...


Begüm'ün düğününde gece iki sandalyeyi birleştirerek uyuduğu an, saat gece 1'den sonra...



Bu iki resimde 5 yaşında, yatağını büyüttüğümüz ilk günler, düştü düşecek:-)))




Deniz 5,5 yaşında, salonun kotuğunda sızmış...



Ankara'ya taşındık Aralık 2006 da.. aşağıdaki resim 2007 Ocak başı... Deniz Zeynep ablası ile yatakta resim yaparken pat diye düştü ve kolunu kırdı...Kolu alçıda...



Meşhur uyku arkadaşı Mini ve Mexx. Mex Köksal toptan anaokulunda iken İngilizce dersinin kahramanı, ayda bir çocukların evine geliyor, bizle yemek yiyor, Deniz ile uyuyordu... Deniz dört gözle beklerdi Mexx'i....(2007 Mart)



Veee şu anda Deniz... Hala üstü açık uyuyor...

23 Şubat 2009 Pazartesi

Karın güzelliği....

Şu anda bizim manzaramız böyle...


















maalesef salepimiz yok bu sefer, ama enfes kırmızı şarabımız var...




















ya yarın?? Aaammman koyuver gitsin.... Sabah ola hayrola:-))))

Deniz ve Frida

Geçen haftam berbat geçti, bir yandan her akşam laptopumla eve gelip, 2007 2008 satın almalarıyla ilgili raporlar düzenlemekle uğraştım, bir yandan da hatta daha da önemlisi Deniz'in başına gelen korkusuyla mücadele ettim :-(((((

Geçtiğimiz pazar akşamı Deniz Salı günü sunulmak üzere bir performans ödevi olduğunu söyledi. Konu şu: bilim, sanat veya edebiyat alanlarında topluma mal olmuş bir kişinin hayatı, çocukluğu hakkında bilgi edinip, sınıfta sunum yapacaktı. Hem intenetden hem ansiklopediden araştırdık, kendisinin Picasso, Sabiha Gökçen, İbni Sina, Edison, Einstein hakkında bilgi edinmesini sağladım. Kendisi Edison'u seçti, çok güzel anladı ve yazdı...

pazartesi bir telaş eve geldi, "anne Yağmur Frida'yı yapacakmış, öğrenmek istiyorum, google açalım dedi.." Ben tabii ki müthiş bir keyifle bu talebe hemen cevap verdim, açtım google'ı yazdım Frida'yı, çıktı karşıma 2 resmi... Filmine gittiğimden dolayı hayatını çok iyi bilirim frida'nın başladım anlatmaya... Bu arada Deniz başladı feryat figan "anne bu resmi kapa, korkuyorum" diye ağlamaya... Hilafsız yarım saat ağladı, zor sakinleştirdim.... Gece birlikte uyuduk....

Salı günü akşamı eve girmeden başladı ağlamaya, eve girmek istemiyorum, tek başıma yatmak istemiyorum diye... Tek başına bile kalmaya başlayan kızımı bir korku sardı, evde odadan odaya gidemez duruma geldi... Müthiş canım sıkıldı, salı ve çarşamba akşamı da birlikte yattık, evde yapış yapış yaşadık....

En sonunda perşembe günü okulun pedagogunu aradım, anlattım, kendisi konuşup dönüş yapacağını söyledi... 1 saat sonra döndü, Deniz ile sohbet etmiş, kendisine korkunun normal bir duygu olduğunu, zaman zaman biz büyüklerin bile bu tip korkuları olabileceğini ancak olumlu düşüncelerimizle bunu kendisinin aşması gerektğini söylemiş. Bana da aynı şeyleri evde söylememi, çok kronik olmadıkca birikte yatmamamızı ancak onu uyumadan önce rahatlatmamızı salık verdi. Örneğin istediği her oyuncağı yanına almasını, istiyorsa sabaha kadar ışıkla uyumasını, hafif müzikle uyuması vs vs... Maalesef 4. gece de birlikte yattık, ancak cuma sabah o akşam için kendi yatağında yatacağı sözü aldım....

Cuma annemde balık muhabbetinde toplandık ailecek, Deniz orada saat 10.00da çantasından ayısını çıkarıp "ben bu gece burada yatıcam" dedi... Resmen kaçış için planını yapmış idi. Oradayken anneannesiyle yatıyor ya hep, garantiye almıştı kendini yine... Müthiş bir korku sardı beni, eyvah bu korku geçmeyecek diye...

Canım sıkkın döndüm eve o akşam....

Cumartesi Fransızcadan çıkıp anneme gittim, bütün gün bir aktiviteler, akşam da bir arkadaşlarımızda idik, eve gece 12.30 gibi döndük. Uyku sersemi yattı yatağında mışıl mışıl uyudu, oh bende rahatladım.

Dün biraz mızıkladı amma kendi uyudu, gece kabusla uyandı, sabaha kadar beraber uyuduk yine...

Bu arada kendisine odasında bir değişiklik, bir sürpriz yapalım dedik, bu eve taşınınca kurmadığımız bir müzik setimiz var idi, onu kurduk, kıtibiyoz kaset çalarından kurtulduk...

Bir de kendisine "baby Einstein" serisinden "Lullaby Classics" bir CD aldım, çok keyiflendi... Çoğunuz bilir, klasik müziklerdn seçmelerden oluşan CD bu seri, çocuklar hatta bebekler için özel hazrılanmış... Nispeten daha rahat uyudu bu akşam... Umut ediyorum bu geceyi rahat geçirecek...

Ah dahi Frida ah, o kalın birleşik kaşların ve de bıyığın mahvetti bizim gecelerimizi... Deniz'in neden korktuğunu merak edenler açsın google'ı yazsın Frida'yı ve görsün... Çocukların hayal dünyalarında neler oluyor neler....

NOT: Deniz sunumundan 100 aldı.Dünkü doğum gününde anladığım kadarıyla pek 100 yok:)tabii ki benim için önemli olan 100 değil, bir an evvel şu korkunun hayatımızdan çıkması....

15 Şubat 2009 Pazar

Sevgililer Günümüz

Biz çift olarak bu özel günü illa ki dışarıda kutlamayız. Hatta özellikle kutlamayız, çünkü o güne özel kalabalık, kazık fiyatlar bizi bozar... Kaydırırız 1 sonraki haftaya olur biter.

Dün de hiç bir plan yapmamış idik, ancak son dakikada ağabeyimin illaki çocukları bir araya getirme planı üzerine bir yerlerde yemek yiyelim dedik. ne mümkün? ekonomik kriz halt etmiş, belki yirmi yeri aradım gerek şehir içi gerek bizim bölgede her yer çakılı dolu... Tesadüfen "Las Chicas" ı aradım park Caddesi'n de hani yeni açılan, 2 kişilk yer ayırabileceğini söylediler..

Mekan çok hoş dekore edilmiş, düne özel Trio da var idi. ben baharatlı bol acılı Mexica mutfağını severim, et yanında deniz ürünleri de sunduklarından bana çok hitap eder. Nitekim dün Buritto yedim, tortelli hamuruna sarılmış karides ve muhtelif yeşiliklerden oluşan karışımı avakado sosuyla içeren bir dürüm... Şiddetle tavsiye ederim. Eray bile etden oluşan barbeque burtittosundan çok benimkini beğendi.

Yemeğimize soğuk beyaz şarap eşlik etti, yemek sonrası sevgililer günü tatlısı ikram edildi...


Uzun zamandır yapmadığımız karı koca sohbetini yaptık, güzel bir akşam geçirdik... darısı nice sevgililer gününe birlikte kocişkomla....

12 Şubat 2009 Perşembe

İtiraf ediyorum.......

İtiraf ediyorum... yanlış yaptım; daha doğrusu biraz aşırıya kaçtım...Yorum yazan, e-mail atan, telefonla arayan dostlarıma teşekkür ediyorum buradan, beni uyardıkları için...

Asla sorumsuz bir çocuk değil Deniz, ben bağırıp çağırsam ödevini yapma diye ne yapıp eder, yine yapar o...Okula, öğretmenine karşı sorumluluğunu aksatmaz, sadece biraz dağınık ve düzensizliğinden kaynaklanan sorunumuz var, o da eksik kalsın diyemiyorum, toparlamaya çalışıyorum ama benim istediğim düzene gelmiyor. Ne yapalım canı sağ olsun, acaba ben kendi annem babama göre dört dörtlük müyüm o olsun? Törpüleyeceğiz işte kendimizi böyle:-)

ve sevgili kızım, kocaman özür buradan sana... Umarım gelecekte bu yazdıklarımı okurken "of anne, hakikaten amma bağırmıştın o akşam, gözüme uyku girmemişti" diye anmazsın o akşamı...Zeytin gözlü karabiberim benim, seni çok seviyorum.....


NOT:O gün saat 14.00 de oturdu dersinin başına akşam 17.00 de bitirdi. Böyle yapınca arkadalarıyla oynamayı hak etti. Sadece TV seyretmeme cezamız devam ediyo:-)))

8 Şubat 2009 Pazar

ben nerde yanlış yaptım??

Sinirden delirmiş bir durumdayım... Ellerim titriyor, nereye kaçsam da gitsem bu evden modundayım...

Sömestrimizin nasıl geçtiği konusunu yazdım, gayet keyifli, sadece 3 gün evde geçirilmiş kalanı program dolu, dün dahil. Akşam kuzenler ve arkadaşları bizdeydi enfes bir sofra hazırladım, Deniz ve kuzen Pelin oynadı, akşam bizde yatıldı, gece 1.00'e kadar kıkırdandı, az önce Pelin'i aldılar.

Arkasından dananın kuyruğu koptu...Deniz'e "ödevler bitti değil mi diye" son bir teyit sorusu sordum,(10 gündür günde 3 kez sordum bu soruyu) Cevap Evet. Türkçe ve Matematiği bitirdiğin biliyorum zaten çok fazla değildi. Franszıca dand atekrar amaçlı hem büyük hem küçük defterdeki kelimelerin yazılıp yanlarına resimlerin çizilmeis istenmişti. Ödevi tekrar okuyunca kendisi büyük defteri yazmadığını fark etti.. Ben de şalterler attı, 1 saat avaz avaz bağıdırm, çocuğuma söylenmeyecek korkunç cümleler söyledim, tembel ve sorumszu diye bağırdım, eşyalarını fırlattım... hala sinirlerim boşalmadı, Eray ile kavga ettik, hepimiz berbat durumdayız.. ben yazıyorum "ben nerede yanlış yaptım" diye kafamda 40 tilki ile mücaele veriyorum, Eray ciğerlerine daha bir çekererek sigara içiyor mutfakta Deniz ise ağlaya ağlaya ödevini yapmaya çalışıyor...

Normalde çok sorumlu bir çocuk, gelir gelmze ödevlerini yapar ama dikkatsizlik sorunu büyük sorun. Ödevini doğru dürüst okumamış, okuduğu aklında kalana göre yapmış, bir zahmet kontrol etmemiş 15 gün hay huyla zaman geçmiş, son gün sinirler perişan bir haldeyiz...

Keşke kontol etseydim diyoum, kendimi suçluyorum ama hatırlıyorum benim kimse peşimden koşmadı, elimden tutmadı. eray desen aynı...Ama noluyosa oluyor şimdi böyle olmuyor, veya bizde olmuyor....

yarından tezi yok sıkı güvenlik önlemleri olacak bu evde, hafta sonu az gezilecek, mutlaka hafta içi yapılanlar tekrar edilecek, hafta içi TV yok aklıma ilk gelen önlemler...

Akşam üstü Noelle'in Fransız annesine küçük bir yemek daveti veriyorum, ceza olarak Deniz bugün çocuklarla oynayamayacak.

hala düşünüyorum ben nerde yanlış yaptım???

5 Şubat 2009 Perşembe

Sömestr tatilimiz

Bir önceki yazımda dedim ya sömestr hızla geçiyor diye, işte şimdi anlatıcam. istanbul'dan çok sevgili yeğenlerim Defne ve Sarp geldi. 9 gün boyunca anneanne dedelerinde kaldılar. Defne ve Deniz yaşıtlar, 1,5 ay araları. Birbirlerini az gördükleri için çok özleşmişler. Anneanneleri sağ olsun her güne özel bir program yaptı onlara..

Bir gün Bold'a gittiler. (bu arada her ikisinin de 2. gidişi ama sesleri çıkmamış tekrar gitme uğruna...)

Bir gün Four Season's 2 'ye gittiler.

Bir gün Ankamall da Sincap tiyatrosu'na gittiler...

Her fırsatta Arcadium'da ki çocuk etkinliklerine katıldılar. Arcadium her sene Happy Life sayesinde 15 gün boyunca etkinlikler düzenliyor. Saat 13.00-16.00 arası her gün ayrı bir etkinlik var. Bu arada happy Life Deniz'in okul sonrası gittiği etüd merkezi..

Bir gece Defne ile bizde yattılar, gece 1'e kadar kıkır kıkır kıkırdadılar...

Şunların tatlılığına bakın..

Bir cumartesi onları Gofret'e götürdüm, birlikte paten kaydılar... Bol bol jetonlu oyuncaklara bindiler... Arada tartışmayla karışık langırt oynadılar :-)))

İttire kaktıra ödevlerini bitirttik, kitap okumalarını sağladık...

Aşağıdaki bıcırık da şu anda sülalemizin en küçüğü Sarp. Arada kızların arasına girip onlarla didişti, bizi bol bol güldürdü...

Bir akşam Splendor'a gittik, insan vücudunun her şekle girebileceğini hayretle izledik.. Tıklarsanız küçük bir video gösterisini izleyeceksiniz...

Çocuklar tatil yaparken biz de Eray ile Carmina Burana modern baleye ve Park caddesine kaçamaklar yaptık...

Resimlerin tümü aşağıda...

http://picasaweb.google.com.tr/anteksltd/DefneVeSarpAnkaraDa?feat=directlink

Son 3 günümüz sakin ve evde geçiyor, Deniz'e 10 gündür yaptıramadığım test, okuma vb yüklemeleri yaptım.. Bir yandan okul açılacak diye öfleyip pöflüyor, bir yandan gelecek tatilinin programlarını yapıyor kendince...

2 Şubat 2009 Pazartesi

İstanbul ve kankalarım

23 Ocak malum sömestr başladı. Heyecan içinde karnemizi aldık, ne kadar heyecanlı olduğumuz kısa kollu oluşumuzdan belli:-)))

Karneyi aldığımız gibi hooop atladık İstanbul'a bir hafta sonu kaçamağı yaptık. Akşamın körü varır varmaz, Mehtap teyzemizin yaptığı karne pastasını afiyetle yedik...

Esas sebebi ziyaretimiz çok sevgili dostum Arzu'nun Amsterdam'dan 1 haftalığına gelişi idi. 1 ay öncesinden planlar yapıldı, Cumartesi sabah Mehtap'ın evinde kahvaltı organizasyonuna karar verildi; kocalar satıldı, ayrı hayatlarımızdaki hikayeler hızla ve özetle aktarıldı. Nasıl geçtiğini anlamadık zamanın, herşeyi aktarmak doyasıya sohbet mümkün değil, çünkü Zuzu'nun zamanı yok.. Daha koyu sohbetler için Amsterdam planı oluşturmaya çalışıyoruz :-))


Sadece özleşen biz miyiz? Ya onlar? Birbirlerini öyle sayıklıyorlar ki bazen "niye bizi ayırdınız? " diye öyle laflar ediyorlar ki boğazıma yumru takılıyor duyunca...

Hızla geçti zaman; bol sohbet, bol yemek, bol alışveriş...

resimlerin devamı aşağıda...
http://picasaweb.google.com.tr/anteksltd/KankalarStanbulDa#

keyifli hafta sonu sonrası evimize geldik, sömestr Deniz açısından hızlı ve keyifli geçiyor, onu da bilahare yazıcam...

1 Şubat 2009 Pazar

Geçtiğimiz hafta sonlarından birinde Okulumuzun düzenlediği Elmadağ gezisine katıldık günü birlik.

Hedef velilerin kaynaşması idi ancak sınıfımızdaki veliler kaynaşmayı pek sevmediği için az sayıda katılım var idi.

Şimal ile Deniz yine de günün keyfini çıkardı, birlikte kartopu oynadılar...



Tüm çocukların katıldığı "Doğa Yürüyüşü" ne gittiler, dağ bayır dolaştılar...

Döndüklerinde dileri dışarıdaydı yorgunluktan, iştahlı bir öğle yemeği yediler.


Bu etkinliğin üstüne bir de konserimiz var idi aynı akşam. Kültür bakanlığı Devlet Korosu sadece Tevfik Fikret'e özel bir yılbaşı konseri verdi. İnanılmaz yorgun olmamıza rağmen, gidince tüm yorgunluğumuz geçti, harika bir akşam geçirdik.
Yerli yabancı ünlü eserlerden seçme bir programdı. "Carmina Burana", "Poloveç Dansları", "Damdaki kemancı", "Ah Bir zengin Olsam", "Dök Zülfünü", "Entarisi Ala Benziyor", "Kalinka" aklımda kalanlardan bazıları...

Deniz de koroya gidiyor ya hani, acaba gün gelir kızımı böyle izler miyim diye geçirdim içimden, kim bilir?

Acı bir olay...

Yirmi beş gündür yazmamışım....

O kadar çok şey yaşandı ki nereden başlayayım bilemiyorum. En iyisi en kötüsünden başlayıp sonra devam etmek...

Apartman görevlimizin feci şekilde ölümü ile sarsıldık 20 gün önce... Detayları yazmak bile istemiyorum, eller titriyor şu anda. Geride 2 yaşın da Efe ve 26 yaşında acılı bir eş kaldı... Allah dan onlara sabır ve kuvvet vermesi için her gün dua ediyorum... Nur içinde yatsın...

12 Ocak 2009 Pazartesi

Son 1 yıldır Deniz'e "büyüyünce ne olacaksın" sorusuna "yazar olacağım" diyor Deniz..

çalıştığım işyerinden mi etkilendi bilmiyorum, hoş benim yazarlıkla ve yazarlarla ilgim yok ama sanki yeni işimle birlikte alındı bu karar..

Öğretmeni de söylüyor, gerçekten yazma konusunda da başarılı...Yazı yazmayı da çok seviyor ve yazısıda gerçekten çok düzgün ve güzel...

Geçenlerde resimlere göre bir öykü yazma ödevi verilmişti.

İşte aşağıda yazdığı öykü, aynen yazıyorum:

"Yağmurlu bir günde kaybolmuş Boncuk diye bir köpek dolaşıyordu. Boncuk üşümeye, korkamya, acıkmaya ve susamaya başlamıştı. zavallı Boncuk yorulmaya da başlamıştı. Yürüdü, yürüdü bir kedi gördü. İkisi de birbirlerinden çok korkmuşlardı.Kedinin adı Fındık'tı. Boncuk asil bir köpekti. Kedilere zarar verip kovalamazdı. Çok geçmeden birbirlerine alıştılar. Fındık ve Boncuk çok üşümüşlerdi. Boncuk hemen sıcak büyük bir kulube buldu. İlk önce Boncuk kulubeye girip tehlike var mı diye kontrol etti. Tehlike yoktu. Fındık'ta içeriye girdi. Dışarı çıkıp biraz hava aldılar. Hava biraz ısınmıştı. Hatta gökkuşağı çıkmıştı. Biraz durduktan sonra içeriye girmişler. Yine önce Boncuk sonra Fındık girmiş. Biraz evi dolaşmışlar, sonra burası gayet kaliteli gayet güzel demişler. Boncuk öyle tatlı öyle güzel birsüt hazırlamış. Fındık ve Boncuk bayıla bayıla içmişler."

Ne dersiniz? Hiç fena değil di mi?

10 Ocak 2009 Cumartesi

Deniz'in Sınıfı

Deniz'in sınıfına uğradım geçtiğimiz hafta sonların birinde...

Panoların birinde Ay'ın Kitabı asılmış. Aralık ayının kitabı arkadaş yayınevi'nden çıkan çocuk serisi kitaplarından biri. Serinin hepsi birbirinden güzel, özellikle 2. ve 3. sınıflar için uygun. Dili ve yazı fontu tam bu yaş çocuklara göre...



Deniz'in okulunda çocuklara ilk 3 sene hedef olarak öğrettikleri şey okuma alışkanlığı. Müthiş bir teşvik var bu anlamda. Daha öncede yazmıştım; 2003 yılından beri her gün 10 dakika en üst düzeyden en alt kadameye kadar herkes kitap okuyor, bu saatlerde telefonlar kapanıyor, ziyaretci kabul edilmiyor.

Geçen sene kartonlardan balıkları var idi panoda, okunan her kitap için balıklarına bir pul ekleniyordu...

bu sene tırtılları var sınıfta, mesela 10 kitap bitiren kırmızı boğumdan yeşile geçiyor. Basamak basamak yükseliyor boğum atladıkça, sonraki boğuma geçmek için 15 kitap okumak gerek gibi...



Bu da Fransızca panoları, günler, öğrendikleri muhtelif kelimeler resimleriyle asılı.



Bir duvarda Güzel Okuma, Yazma ve Dinleme'ye ilişkin kuralların olduğu yazılar var..



ve 2 köşede Ata'm var...




İlkokul 2'ye dönmek istedim...

9 Ocak 2009 Cuma

Fransız mutfağından...

Geçen hafta sonu Cuma akşamı sevgili Noelle'lere davetli idik. Yılbaşı akşamı beceremediğimiz buluşma organizasyonu için toplanmıştık.

Çok değişik bir yemek yedik, aynı şekilde sunum da bir o kadar değişikti....

Fransız mutfağından orjinal bir yemek yapmıştı Noelle bize; tam tarifi olmadığı için detay veremeyeceğim ama kabaca şöyle : 3 çeşit balık; mezgit, somon ve sanıyorum istakozu ayrı ayrı pişirmiş Noelle. Sonrasında pırasayı da ayrı pişirip (sadece yağda çevirerek) hepsini karıştırmış.. Üzerine beşamel sos hazırlamış. Hımmm nefis bir lezzet çıkmıştı ortaya, doğrusu ilk duyduğunuzda pırasa ve balığı bağdaştıramıyorsunuz ama enfes bir kombinasyon...

Noelle bu karışımı midye tabaklara bölüştürerek fırına verdi. Üzerine Knorr pane harcı (ne alaka?)serpti....



Gerçekten nefis bir lezzet çıktı ortaya, değişik tadları sevenler denesin derim..

6 Ocak 2009 Salı

Ankara'da kar...

3 Ocak cumartesi günü evimizden manzara böyle idi....



Yılbaşı akşamı

Her ne kadar umutsuz da girsek yeni yıla, yılbaşı akşamını yazmadan olmaz. ne de olsa bu blog öncelikle kızım için var....

Güzel bir yılbaşı soframız var idi...

Aile olmak ne güzel... İyi günde kötü günde birlikte olabilmek...

Kopan parçalardan sonra birbirine daha çok kenetlenmek...

Çocuklarımıza bunun önemini ve mutluluğunu tatdırabilmek...

Çocukların dört gözle beklediği an, hediyeleşmek...

Tombalasız yılbaşı olur mu?

"10, 9,8, 7 yapcam anne, uyusam da uyandır beni" diyen kuzumun hali...


İşte yılbaşımız böyle idi...