20 Temmuz 2007 Cuma

heyecanlıyım


Her sene ayrı bir heyecan içinde geçer Deniz'imin doğumgünü partisi hazırlıkları.. İstanbul'lu dostlarım bilirler, ataşehir'deki evimizin ortak alanında bulunan kamelyada yaptığımız kutlamalarda hep çok keyifli geçti şimdiye kadar..

Bu sene Ankara'da aile ortamında konsept biraz daha farklı olacak. Henüz benimde görmediğimin babama ait çiftlikde mangal partisi düzenleyeceğiz tüm sülaleye...Benim için asıl heyecanlı olan yanı doğum günü pastasını kendi ellerimle hazırlayacak olmam. Yıllardır niyetindeyim, ancak bu yıla nasip oldu, bugün bir telaş aldık ana malzemeleri Eray ile birlikte..

Pastacılık sektörüne aşinalığından dolayı eşimin bana çok faydası oldu malzeme alımında. Çikolata mutlaka melodi kuvertür olmalı dedi ve Gimat'a gidip kuvertür çikolatamızı ve süsleme için gümüş boncuklarımızı aldık. Daha sonra yine Gimat'da tüm pasta malzemelerini satın alabileceğiniz "Pastacılık Dünyası"'na uğrayarak Deniz'in seçtiği pasta üzeri oyuncakları ile enfes şekerlemeleri aldık.

Bundan sonrası bana düşüyor, bakalım becerebilecekmiyim bu pasta olayını..Tarifini yine blogdaşlarımdan birinden aldım, hele bir bitsin teşekkürlerimi sunacağım kendisine buradan..

Evimizin yeni konukları



Çok uzun zamandır Deniz sürekli mızıklanıyordu neden evimizde hayvan yok diye.. Tutturdu kedi, köpek, göbeğim çatladı bu tip hayvanların bakımının zor olduğunu anlatana kadar. İkna da olmadı hani ama nihayetinde kuşa fit oldu. Handan yengesinin doğum günü hediyesi oldu bize 2 tane muhabbet kuşu ve kafesi..Adlarını “Cik cik ile “Mik mik” koydu Deniz. Bunlar esasında yıllar boyu benim kızıma anlata geldiğim kuşlarımın adı idi. Hani biz anneler uydururuz ya benim kuşlarım var sen ne yapsan beni haberdar ederler diye; işte o cinsten.. Aslında Deniz son 2 yıldır gerçekte Noel Baba gibi hayal ürünü varlıkların gerçek olmadığını çözmüş durumda ama “cik cik” ile “mik mik” hala gerçek ona göre... Ben de kendime hayret ediyorum bazen nasıl inandırmışım diye..
Sabahları onların güzel sesleri ile uyanıyoruz artık ve sabah ilk işimiz kuşlarımızın kaka dolu tepsilerini temizleyip vitaminli sularını koymak..Tüm bunları benim güzel kızım kendi başına yapıyor. Artık yeni bir sorumluluğu var onun da evimizde...

Aslında bakınca da acıyorum onlara, tüm gökyüzünün hakimi olmak varken küçücük bir kafese tıkılmış durumdalar...Canım çok sıkılıyor böyle düşündükce, akabinde hemen Polyannacılık oynuyorum, ben almadım ya onların özgürlüğünü elinden, üstelik Pet Shop standartlarına göre illaki daha iyi bakıyoruz diyorum kendi kendime.... Ama gerek eşimin gerekse benim gönlümüzde olan tek hayvan var aslında; o da bir boxer sahibi olmak. Beni tanıyanlar Alex’i bilir, ah bir müstakil evimiz olsun (inşallah gelecekte-olur mu bilmem ki?) hemen alacağız bir boxer içine....

19 Temmuz 2007 Perşembe

Ver Elini Bodrum..

Ertesi sabah, ver elini Bodrum... Attık kendimizi Yalıçiftlik ve Bağla koyu serin sularına...Bu arada yolda güzel bir çiftlik yerinde mola verip mangal keyfi yapmayı ihmal etmedik, eline sağlık Koray’cım 40 C sıcağın altındaki emeklerin için...

Sonrasında ayrıldık kankalarımızla, onlar tatil köyüne biz doğru Bağla’daki annemin yazlık evine... Haşaratlar yüzünden biraz nahoş başlayan tatilimiz :-((((( eve yaptırdığımız profesyonel ilaçlama sonrasında keyifli bir şekle dönüştü...:-))))
Deniz ilk kez gerçek tatil arkadaşı edindi bu sene, Ayşe ile hemen arkadaş oluverdiler,

birlikte yüzdüler, (bu arada Deniz kollukları attı, ufak ufak yüzmeye başladı, hedefimiz bu yaz sonu yüzmeyi öğrenmesi olacak inşallah), mısır yediler, dans ettiler..


Bu vesile ile bana gün içinde hemen hemen hiç bulaşmadı kızım, ve bu da artık özgür bir birey olmasının verdiği sinyallerdi galiba...Ben de bu arada 2 kitabı bitiriverdim bir solukta “Gazi ve Fikriye” ve “Tibet’in Gençlik Pınarı”.

Akşamları ver elini Bodrum koyları; Gümüşlük, Yalıkavak Marina, Akyarlar ve Turgutreis... Hepsi birbirinden güzel yerler. Özellikle Yalıkavak Marina’da dinlediğimiz canlı piyano caz eşliğinde romantik bir akşam geçirdik eşimle. Bence çok şanslıyız böyle güzelliklerle dolu bir ülkede yaşadığımız için..

Eray’cığımın iş nedeni ile Ankara’ya dönmesinin ardından 1 hafta daha kaldık anneciğimle.. Güzel bir tatil daha geçirdik üç jenerasyon hep birlikte...
Tatilimiz ile ilgili diğer resimleri aşağıdaki resme tıkladığınızda göreceksiniz.... Dört gözle Ağustos’u bekliyoruz şimdi, tatilimizin ikinci bölümü için..Kafamızda kırk türlü plan var, bakalım hangisine dahil olacağız???
2007 Tatili Bodrum


Kankalarla buluşma....

Ankara'ya bye bye diyerek Selçuk-Bodrum yolculuğumuza başladık mutlulukla,


Öğleden sonra İstanbul’dan kankalarımızla Selçuk’un şirin mi şirin bir butik otelinde buluştuk... Çocuklarımız attı hemen kendilerini havuzun serin sularına...


Bizler de gün boyu keyifle muhabbetimizi sürdürdükten sonra akşam yemeğini yemek üzere Şirince’ye hareket ettik..

Adı gibi çok çok şirin küçük bir köy burası, her nasılsa ismi Çirkince iken sonradan Şirince’ye çevrilmiş... Leziz meyve şarapları ile meşhur...Önünüze çıkan muhtelif şarap evlerinden sizi içeriye davet edip meyve şarabı ikramında bulunuyorlar. Biz de bunlardan bir tanesinde şeftali, yaban mersini, karadut gibi değişik şarapları denedikten sonra alışverişimizi yapıp hafif çakır keyif çıktık oradan akşam yemeğimiz yemek üzere.

Vee leziz ege zeytinyağlıları, çocuklarımızın cıvıltısı ve kangal yavrularının havlaması eşliğinde keyifli bir akşam yemeği yedik hep birlikte.

Tadı damağımda kaldı Ege'nin bu şirin köyü.. Bir kaç sene sonra yapılacak plan, Selçuk ve civarının o buram buram tarih dokusunu ve bu şirin köyü detaylı bir şekilde gezmek olacak ailecek...
Tatilimize ait diğer resimler aşağıda ilgilenenlere sunulur:
2007 Tatil/Selçuk-Şirince

16 Temmuz 2007 Pazartesi

Özür

Sanmayın ki hala tatildeyim, 1 hafta oldu geleli ama yazmak nasip olmadı bir türlü... Cümleler geceleyin kafamda uçuşuyor, ne yazacağım belli ama bir türlü olmuyor işte. Geldiğimden beri evimi bile hakkıyla toparlayamadım, ne mi yapıyorum? Harala gürele çalışıyorum aslında... Eray'cığım dükkanını yıktı ve baştan yarattı, bu arada da Murat ağabeye iznini kullandırdı. İşler böyle olunca dükkanda işler bana düştü tabii. 1 haftadır her gün 12.00-18.00 mesaisindeyim. Eh malum unuttuk bu mesai saatlerini 6 ayda, biraz zor oldu tabii... Ama dükkanımız çoook güzel olacak eli kulağında bitmek üzere, Murat ağabey de Perşembe günü gelince rahata kavuşucam inşallah.. Sabrınız için teşekkürler....

10 Temmuz 2007 Salı

Bir yaş daha....

10 Temmuz 2001...Tam 6 yıl önce bugün kucakladım seni... Hala kulağımda karnımdan çıkar çıkmaz ilk viyaklaman, hala burnumun ucunda kokun doktorun omzuma seni koyduğu an... Bir ömür boyu da hiç akıldan çıkmayacak bu anlar ve seninle geçen daha nice anlar....

O kadar renk kattın ki hayatımıza ve de her gün katmaya hala devam ediyorsun, aklımı yiyorum seninle geçirdiğim güzel anların bazılarını unutuyorum diye... Hep diyorum Allah'ım bir mucize olsa da hafızamız çocuklarımıza ait her anı yakalasa, güzel anları hiç unutmasa... İşte bu anlamda tutmaya başladım bu günlüğü, mümkün olduğunca da yazıyorum herşeyi... Özel olan pek çok şey hala canlı hafızamda; bebekliğindeki tombul yanakların, yumuk yumuk bacakların


sabahları gerinerek uyanmaların,

ilk kelimelerin (allah allah deyişlerin, pırt yapınca "padon" deyişlerin, babana Eyay Bey diye seslenişin...), ilk yürümen, halıdan parkeye geçerken 1 saat düşünen halin, babanın dükkanında şekerlere saldırışın,1.doğumgünün ve sonraki her doğumgünün

ana okuluna başlangıcın, yıl sonu gösterilerin ve daha niceleri,yazmakla bitmezki burada..
1 yaş daha büyüdün, bizlerden çok sen emek sarf ettin aslında bu büyüme sürecinde.. Her doğum gününde daha bir büyüdüğünü hissetmek ve gözlemlemek tarif edilemez bir duygu benim için. Ama itiraf edeyim, bebeklik günlerini, o kokuyu, göğüsüme başını koyduğunda içime sokmak istediğim o anları da özlüyorum zaman zaman...

Yüzündeki gülümseme, gözlerideki ışıltı hep sürsün tıpkı bu resimlerdeki gibi... Ne zaman ihtiyaç duyarsanda ailenin daima senin yanında olacağını bil lütfen. SENİ SEVİYORUM..

19 Haziran 2007 Salı

Özlemişim........

İstanbul........ 9 sene yaşadığım şehir, kariyer hayatımın en önemli kısmını geçiridiğim şehir... Kızımı doğurduğum şehir.... Eşimin hayatının atılımlarını yaptığı şehir... Tabii ki öncelikli olarak dostlarımı, sonrasında da büyüsünü özlemişim bu şehrin...

2 günlük bir kaçamak yaptık kızımla İstanbul’a. Hem iş hem dost ziyareti yapmak üzere Perşembe akşam üzeri yola çıkıp, çok sevdiğim canım ciğerim dostum Mehtap’ın evine vardık.. Enfes bir makarna ile şarap idi akşam yemeğimiz, gece boyu sürdü koyu muhabbetimiz. Aynı bizler gibi çocuklarımız da çok özlemişti birbirlerini, deli oldular birbirlerini görünce... Zor yatırdık gecenin 12’sinde, kıkır kıkırdayarak uyudular birlikte...

Cuma günüm firma ziyaretlerim ile geçti, heyecan verici idi benim için, zira yeni işler çıkabilecek gibi idi toplantı sonuçlarından... Sonrasında ise 9 sene çalıştığım eski şirketim amma velakin şu anki müşterim olan firmamı ziyaret ettim, ben eski şirketimle hasret giderirken; Deniz de eski okulunda , eski dostlarıyla hasret giderdi bütün gün...

Akşam üzeri aldım kızımı okuldan ve eski komşum aynı zamanda can dostum Gülin’in evine.. Henüz 18 günlük olan Mehmet’i ziyaret etmek üzere... Allah’ım unutmuşuz yeni doğan bebek olayını.. Minicik eller, minicik ayaklar, kırmızı yanaklar, gaz sancısı ile kıvranmalar... Öyle tatlı idiki doyamadım bakmaya. Hoşgeldin dünyaya küçük Mehmet, güzel günler, mutlu bir hayat senin olsun sevdiklerinle birlikte....

Akşam döndük tekrar Mehtap’ın evine, leziz bir mantı yedik hep birlikte... Çocuklar banyo keyfinde kah cıvıl cıv; kah ciyak ciyak.. Her haliyle öyle güzellerki hep hayalim gelecekte iki kadim dost olmaları birlikte, tıpkı anneleri gibi... Her ne kadar şehirlerimiz ayrılsa da, eskisi kadar görüşemesek de yürekten inanıyorum gelecekte bir şekilde bir arada olacaklarına...


Akşam geç vakit gelen Serap ise ayrı renk kattı gecemize, bakın şu kardeşlerin haline, doğurasım geliyor valla kardeşleri böyle görünce!!!!!!!!!!!

Cumartesi günü ise Amsterdam’da yaşayan sevgili Arzu’unun İstanbul’a gelişi üzerine toplandık Mihrabat Korusu’nda brunch’a.... Keyiflimi keyifli bir yer, eşsiz boğaz manzarası ile yemyeşil bir doğa içinde yaptık kahvaltımızı... Hasret giderdik bir kaç saat hep birlikte ve sonrasında Mehtap’cığımın evinde.Yaptık planları gidiyoruz Amsterdam’a Arzu’ya inşallah Ekim’de..


Veee dönüş yolculuğu, 16.30 Ankara, Varan otobüsünde yazıyorum bu satırları........ Güzel mi güzel bir İstanbul gezisi daha bitti, darısı diğerinin başına en yakın zamanda..

11 Haziran 2007 Pazartesi

Babacığımın doğumgünü

Bu hafta sonu kutlamalar üst üsteydi.. Babamın doğumgünü ile kayınvalidemin doğumgünü 2 gün ara ile olunca; hazır yıllardan sonra bir araya gelme fırsatı olunca değerlendirdik hemen bu geceyi ve evimizde bir kutlama partisi tertip ettik...Bir de üstüne kızımın Tevfik Fikret kurası çıkınca neşemiz daha da arttı gün içinde...

Öncesinde yemek ardından pasta kesimi ve mum üflemeleri, çocuklarımızın cıvıl cıvıl sesleri derken geceyi bitirdik. Her ne kadar eğlensek de bir kişinin eksiklğini hepimiz hissettik aslında.... Araları tekrar bozulan ve boşanma yolunda olan ağabeyimin sevgili eşi yoktu bu güzel akşamımızda... Geceleri dua ediyorum yatağımda Allah’ım ne olur barışsınlar, canım Tolga’m yaşamasın bizim yaşadıklarımızı diye...

İşte bu güzel ama biraz da buruk akşamımızdan bazı resimler aşağıda...

http://picasaweb.google.com/anteksltd/BabamNDogumgunu

GS’lılar Pilav Günü

Bu sene ilk kez Ankara’dayız eşimin mezun olduğu okul olan GS’lılar Pilav Gününde.. Çok merak ediyordum böyle köklü bir okulun Pilav Günü nasıl kutlanır Ankara’da diye... İkimiz için de inanılmaz sürpriz idi. İstanbul’da sunulan pilav ayranı zor bela yarım saatlik kuyruktan sonra alıp, bulabildiğin bir yerde sıkış tepiş yerken; Ankara’da önümüze çok şık sofralar kuruldu, önce salata, arkasından enfes zeytinyağlı enginar ile leziz et, pilav ve tatlı ikramı izledi...Bir de yanına şarap açınca gün boyu keyifli bir sohbet şansı bulduk yeni dostlarımızla.



Vee biz keyifli sohbetler yaparken çocuklarmız da işte böyle eğlendiler langırt başında...


Sonuç olarak yazın keyifle gidebileceğimiz yeni bir mekan daha bulduk Ankara'mızda; yüzme havuzu, tenis kortu, basketbol sahası ve yeşil alanlarıyla keyifli bir yer burası...

9 Haziran 2007 Cumartesi

Kızım mezun oldu!

Yine heyecan dolu bir gün.. Bugün kızımın okulunda küçük bir yıl sonu gösterisinin daha ardından kep giyme töreni yapıldı.

Okula vardığımızda hemen girişte yıl boyunca yapılanlar sergilenmişti geniş bir alana, işte size bazı örnekler



Önce keyifli bir barkovizyon gösterisi izledik ve ardından gösterimiz başladı. Bu seferki gösteri tüm ana sınıfı çocuklarının hemen hemen eşit rol aldığı uzuun bir piyes şeklindeydi-“Okyanus Canlıları”. Sınıftaki herkes okyanus canlılarından istediği rolü seçmiş ve ona göre bir piyes hazırlanmıştı.. Gerçekten kendileri de eğlendiler bize sunum yaparlarken.. Kimisi balina, kimisi peri, kimisi Japon balığı, kimisi deniz kızı kimisi de deniz anası olmuştu bu piyesde... Benim kızımda yengeç olmayı tercih etmiş ve kafasında gözleri olan bir şapka ve yengeç eldivenleri ile sahnedeydi...(malesef ilk defa ters açıdaydık Deniz’e göre ve çok fazla önden resmini, çekemedik bu sefer)



Yıl sonu gösterileri konusunda artık biz de uzmanlaştık ve bundan çıkacak tek bir sonuç var bence, çocuklar kendileri eğleniyor ise işte gerçek gösteri o demektir. Zira aynı okulda geçen sefer yapılan bir gösteride çocukların bile sahnede ne kadar sıkılarak yaptıklarını fark ettik step gösterilerini...

Gösteri sonrası ise inanılmaz idi, gösteri boyunca ağlamadan durabilen ben kızımı mezuniyet kıyafeti ve başında kepiyle görünce koptum. Allah’ım ana sınıfında böyle olursa üniversite mezuniyet töreninde ne yapacağım ben???

Hep birlikte diplomalarını aldılar teker teker veeee püskül anons edildi, haydi kepler havaya!!!!!!!

Ardından hep birlikte 10. yıl marşını söyledi çocuklarımız, tabii ki bizlerde eşlik ettik onlara tüm coşkumuzla.. Yine ağlamaklı oldum bu marşı söylerken, acaba yüce Ata’mızın bizlere emanet ettiği bu ülkeye yine Atatürkcü gençler yetiştirebilecekmiydik? Bizler tabii ki evet, ama ya diğerleri???

Törenin bitiminde geriye kalan yine sevgi dolu kucaklaşmalar, tebrikler, öpücükler, öpücükler öpücükler...


Veeee artık yeni bir sayfayı açtık ailecek, ana sınıfını bitirdik ve ilköğretime ilk adımımızı attık. Tevfik Fikret’li kızım benim...

4 Haziran 2007 Pazartesi

Evim evim güzel evim..


Oturduğumuz sitenin neredyse son eviydi satın aldığımız ev... Bazı tereddütlerle almıştık bu evi özellikle 1. katta olduğu için...

Ama bugün inanılmaz keyifliyiz evimizde...Çok çok keyifli bir balkonumuz var yemyeşil bahçeye bakan önümüzde. O kadar yakınızki bahçeye, sanki müstakilde oturuyoruz (gün gelecek müstakil bir evimizde olacak inşallah) O kadar çok ağaç varki önümüzde büyüyünce orman içinde bir evimiz olacak sanki:-))) Üstüne üstlük sürekli öten ateş böceklerimiz var gecenin sessizliğinde, sanki bizlere deniz kenarında tatilde hissini vermek istercesine bağırışıyorlar... Bazen minicik bahçe böcekleri görüyoruz salonumuzun ortasında (umarım çoğalmazlar), itina ile gazete üzerine alıp bahçeye geri bırakıyoruz onları..

İşte böyle pastoral bir yaşamımız var Anadolu’nun ortasındaki Ankara’da. Bir de havuzumuz açılsın, değmeyin keyfimize..:-))) Evim evim güzel evim...

3 Haziran 2007 Pazar

Aman da minicik elleriyle piyano çalarmış!


Hep hayalimdi Deniz’in piyano çalması ama tabii ki onunda bunu gerçekten istemesi gerekiyordu. Geçen sene İstanbul’da gittiği ana okulundaki müzik öğretmeni teşvik etti ilk olarak Deniz’de “kulak” olduğunu söyleyerek... 7 yaşa doğru başlayabilirsiniz deyince Ankara’ya taşınır taşınmaz bu işe el koydum, bugün tam 1 ay oldu başlayalı.. Kuzeni Pelin ile birlikte gidiyorlar ve müthiş keyif alıyorlar şimdilik, umarım aynı şevkle devam ederler...

Genç, çok güleryüzlü, mülayim bir öğretmenden ders alıyor, karşılıklı birbirlerini çok seviyorlar.. Öğretmeni Deniz’in çok iyi bir hafızası olduğunu, bir önceki dersi hatırlatmaya hiç ihtiyaç kalmadığını söylüyor çok memnun bir şekilde...

Hedef asla profesyonel bir piyanist olması değil (isterse tabii ki olabilir) ama daha çok bir hobisi olsun, gençliğin gitmekte olduğu kötü alışkanlıklardan uzakta dursun, kendine ait sosyal bir ortamı olsun şeklinde düşündüğümüz için devamını çok istiyoruz bu işin ebeveyn olarak.

Bugün tutturdu piyanoya göbeği açık kıyafetimle gideceğim diye, işte bugün kızım böyleydi piyanonun başında...

30 Mayıs 2007 Çarşamba

Sokak Açık Sokağa Çık Festivali

“Sokak Açık Sokağa Çık” Ankara’nın ilk açık sokak festivali. 25-27 Mayıs’da Ankara’nın Arjantin caddesi, Karum önü, Kuğulupark ve TunalıHilmi civarında kutlandı. Festivale özellikle Latin ülkeleri danscıları katıldı, Küba, Venezüella, Brezilya, Meksika ve Arjantin gibi... Bahsi geçen ülkeler ayrıca stand açarak geleneksel ürünlerini sergilediler. Rio karnavalı gibiydi Ankara sokakları...
Ben ise Deniz’in yıl sonu gösterisi, okul şenliği, özel okul kuraları derken ancak sonuna yetişebildim festivalin. Çok güzel bir Latin konseri ile keyifli bir “Capoeira” dansı izledim. Bilmeyenler için açıklayayım zira ben de yeni öğrendim: “Capoeira” Afrika kökenli Brezilya kölelerin kendilerini beyaz sahiplerine karşı savunmak için geliştirdikleri, bu gelişimi de sahiplerinden gizlemek için müzik ve dansla kamufle ettikleri Brezilya kökenli bir savunma sanatı..

Hareketlere bakınca ilk etapta Tekwando gösterisine benzemekle beraber birbirlerine dokunmadan estetik hareketlerle dans olarak karşımıza çıkıyor “Capoeira” enfes latin müzikleri eşliğinde...

29 Mayıs 2007 Salı

Ana sınıfı yıl sonu gösterimiz



Yine yeni bir yıl sonu gösterisi... Yine çok heyecanlı ve çok duygu yüklü anlar... Yine dolu dolu gözler, salyalar ve de sümükler...(neyseki azalan bir eğilimde 3 yaşdan 6 yaşa doğru) Bunlar anne baba cephesinde ki duygular. Ya Deniz cephesi??? Yine kendinden çok emin ve güven dolu ve yine çok keyifli... Sahnede en ufak bir tereddütü olmayan, tüm rollerin hakkıyla üstesinden gelen. Aferim annecim sana, bir kez daha tebrik ediyoruz seni başarından ötürü...
http://picasaweb.google.com/anteksltd/YLsonuGSterimizAnkara

23 Mayıs 2007 Çarşamba

Dişsiz Deniz :-)

Kızımın alttan 2. dişi de çıktı, zaten komikti iyice komik oldu gerçekten. Hele bir de s harfinin çıkışları değişti, konuşmaları resmen anlayamadığımız zamanları oluyor ve kopuyoruz gülmekten bazen...Çocuk dediğin şeyin her anı gerçekten ayrı güzel, hızlı değişimleri insanın hayatına ayrı hep ayrı bir renk katıyor ve düşündürüyor bizleri, ne yapıyorduk acaba biz güzel kızım yokken???
Resimlerin devamı için lütfen resim üzerine tıklayınız..

Anneciğimin resim sergisi


Nisan ayının en önemli aktivitelerinden biri de çok sevgili annemin İngiliz Kültür Derneği’nde açtığı resim sergisi idi. Annem gerçekten son bir kaç senedir bu konuda müthiş aşama kaydetdi,renkleri kullanma konusundaki yeteneği nam saldı. Bu resim sergisinden sonra da tarz değiştirmeğe karar verdi. Şu anda İtalyan bir hocadan ders alıyor , daha modern ve soyut bir tarza geçiş yapıyorlar birlikte. Ve deee Avusturya'da açılacak bir resim sergisine katılabilmek ve jüriden geçmek adına harıl harıl çalışıyor ilk kez katılacağı uluslararası sergi adına, hadi annem eminim başaracaksın!!

Yıllardır annemden ayrı kaldığım için bu açılışta acısını çıkarmaya çalıştım ve elimden geldiğimce yardım ettim ona... Resimleri galeriye beraber götürdük, açılış için alışveriş yaptık, menüyü hazırladık vs. Açılış günü de süslendik püslendik gittik sergimize.. Yukarıdaki favori resmim (annemin sergiden sonra bana vereceğine dair öz verdiği) gitti gümbürtüye, ısrarcı birisi tarafından satın alındı, bana da sadece bu resme bloğumdan hayran hayran bakmak kaldı.. Neysem hemen kaptım annemden horozlu ve ayçiçekli resmini ve astım salonumun başköşesine... Annemin diğer resimlerini görmek isteyenler için:
http://picasaweb.google.com/anteksltd/AnneminResimleri