1 Eylül 2008 Pazartesi

yaz biterken

İşte kızımın ilk bensiz tatilinden kareler...

Zeynep ablasının da gitmesiyle öyle güzel vakit geçirdiler...




Bensiz doğumgünü kutlaması:-( Kış boyu sayıkladığı Akyarlar da kutlama yapmışlar...Resimlerde yer almayan geniş bir ekip var aslında, annemin yazlık arkadaşlar vs...








Hani geçen senede yazmış idim, Deniz'in tatil arkadaşı Ayşe'yi....

3 güncük de olsa rastlaştılar, doyasıya oynadılar...




Kollukları da attı Deniz, iskelden atlayıp derinlerde yüzebildi bu tatilde....



Bu arada biz de hep birlikte kısacık bir tatil yaptık, 5 güncük:-) Benim için son 12 yılın en kısa tatili oldu ama ne yapalım, malum işin ilk yılı, hayat sil baştan, tekrar kendini ispatlamaya çalış, didin, uğraş şirin görün, şirkete para kazandırmaya çalış, maliyetleri düşür, kısaca çalış çalış çalış.... Yani.... 4 gözle bayramı bekliyorum....

15 Ağustos 2008 Cuma

Yazamıyorum.......

Yazmayalı 1 aydan fazla olmuş... Yazın güzelliği insanı hiç bir şey yapmamaya mı yoksa çok şey yapmaya mı zorluyor bilemiyorum. İşten geliyorum, çok çok yoğun geçiyor günlerim, hava sıcaksa hooop sitenin havuzuna. Biraz yüzme, biraz kızım ile oynama, akşam yemeği, kocişkomla uzun balkon muhabbetleri derken günler geçip gidiyor...

Görünen o ki bu tembellik biraz daha sürecek, vallahi yazmak hiç mi hiç içimden gelmiyor! Umarım çok sürmez, çünkü resimler, anılar vs birikiyor aslında bir an evvel aktarmak istiyorum ama elim varmıyor işte....

Acıcık daha müsaade, ay sonuna kalmaz görüşürüz......

13 Temmuz 2008 Pazar

7 yıldan sonra...

Bugün 9. gün, Deniz tatilde…. Allah dan sorunsuz, keyfi çok gıcır…

Malum çocuğun doğumu ile insan hayatı bambaşka bir düzene giriyor ve hayat sanki hep öyleymiş gibi akıp gidiyor. Dedim ya bu bizim ilk uzun ayrılığımız, daha önceleri 3-5 günlük iş gezisi ve kısa tatiller gibi biz evden çıkmıştık ama onun çıkıp da gittiği ve bizim evde kaldığımız böylesine uzun bir dönemle ilk kez karşılaştık.

7 yıldan sonraki bu ilk uzun dönemli ayrılığımızda anladım ki çocuktan sonra günlük hayatımızda yapmayı çok özlediğimiz çok basit şeyler var… Sabahları yayıla yayıla uyumayı, evin içinde istediğin rahatlıkta dolaşmayı, romantik akşam yemeklerini, sadece zeytinyağlı ve aperatif yemeklerle beslenebilmeyi, iş çıkışı haldır haldır eve gelmemeyi, sarhoş olmaktan korkmadan içebilmeyi, spontan bir şekilde evden çıkıp dışarıda bir şeyler yapmayı, eve istediğin saatte girip istediğin saatte çıkmayı….

Bunlar son 7 sene de özlediklerim… Ama en çok? En çok dokuz gün ayrılığımızdaki kızımı özledim…. Yani….

Cuma akşamı yanındayım…………

8 Temmuz 2008 Salı

İlk günler...

Çok şükür her şey yolunda... İşte aramızda geçen muhtelif telefon diyalogları..

İlk gün:

-Meraba tatlım ne haber?

-Çok iyiyim,

-Neler yapıyorsun, nasıl geçiyor ilk günün?

-Harika cup diye attım kendimi denize (kıkır kıkır gülüyor bu arada Zeycan ile)

- deniz nasıl peki?

-Süperrr, hadi kapatıyorum anne, arkadaşım bekliyor..

-Aaa? Ne çabuk arkadaşın olmuş, senin yaşında mı?

-Hayır benden küçük ama çok tatlı, kapatıyorum anne...

2. gün aradım evdeler...

- Ne haber?

-İyiyim anne TV seyrediyorum..

-Neyi peki?

-Bez bebek

-(bay geldi bu bez bebekten bana) Kitapta okuyorsun di mi tatlım?

-Evet anne okudum biraz "kayıp sözcükler" e başladım

-Çok Tv seyretmesen?

-Anne, karışma bana, hem beni Bodrum'a gönderiyorsun hem bana karışıyorsun (fırçayı yedim) Tatildeyim ben TV hakkım...Anne ne zaman geliyorsun? Bugün günlerden ne?

Beklediğim soru çok çabuk geldi, eyvah!

-Bugün pazar, gelmeme daha 12 gün var,

-yaaa anne ya

fonda annemin sesi:

-Deniz sus lütfen üzme anneni, bütün nazın annene, akşama kadar eğleniyorsun....

Neyseki sorunsuz kapatıyoruz....

Bu arada güzel bir haber, bir türlü karar veremeyen Zeynep de karar verdi ve o da yarın bizimkilerin yanına gidiyor. Hem annem hem Deniz havalara uçtu... Kızıma bir paket çanta yaptım, içine o yokken aldığım bikiniyi, koydum, inanılmaz komik bir şnolkel aldım ve koydum ve bir de Zeynep ile oynasınlar diye şişme yunus aldım. Görünce bayılacak! Deniz'in doğumgünü Perşembe günü, e biraz hediye alsın bari önden dedim...

Bugün:

-Naber annem?

-İyiyima anne, bugün çevre kuluübü kurduk, ben başkan oldum, sahildeki sigara çöplerini topladık, abiler de bize dondurma verdi...

-Hangi abiler?

-E restoranın abileri..

Anlaşılan restoran sahipleri temizliğin kolay ve ucuz yöntemini bulmuş...

-Anne Zeynep ablam ne zaman geliyor?

-Yarın,

-Bana doğumgünü hediyesi aldın mı?

-Hayır annem, gelince sen seçicen ya öyle konuştuk

-Tamam anne, ben bugün ne yedim biliyormusun? Ciğer yedim

-Wav aferim kızıma

fonda yine annem, "vermez ki çocupa ciğer,sorsan yemez ki der, nasıl yedi vallahi oh yarasın...

Yine fırça yedim....

5 Temmuz 2008 Cumartesi

İlk ayrılış....


Ayrı ilk tatilimiz bu.. Daha önce iş gezisi veya bir kaç günlük kısa tatil için ayrı kaldık ama bu seferki çok başka. Deniz şu anda Zeycan ablasıyla otobüste anneannesinin Bodrum'daki yazlığına gidiyor... 2 hafta boyunca kalacak, sonra biz de umut ediyoruz bir 4-5 günlüğüne gidip kızımızı alıp döneceğiz.

Şubat ayından beri anneannesiyle kendi aralarında program yaptılar, ben tamamen olayın dışında kaldım. Efendim birlikte denize gireceklermiş, zeycan ablası ona kocaman kumdan kaleler yapacakmış, akşamları Akyarlar'a gideceklermiş, bocukdan bilezik kolyeler alacaklarmış mış mış mış... Düne kadar gıkı çıkmadı, sürekli bana bağımsız planlarından bahsetti, vauv yahu benim kızım büyümüş dedim kendi kendime.. Hatta dün takılayım dedim "ya ben sensiz ne yapacağım dedim" ne dese beğenirsiniz, "boşveeeerr anne zaman çabuk geçer sen de keyfine bak ben yokken" nasıl yani???

Amma velakin bu akşam büyü bozuldu, otobüsü saat 23.30 da, saat 20.00 civarı bir baktım ağlıyor ama nasıl ağlamak, yüreğinden yüreğinden, ciğerinden ciğerinden... Sakinleştirmek çok kolay olmadı, kah konuştum, kah oyun oynadık derken evden çıkana kadar ara ara ağladı... Neyse otobüsün orada Zeycan ablası ile karşılaşınca (Deniz e okul sonrası bakan kişi olur kendisi) akan sular durdu. Kakara kikiri yapmaya başladık bir anda ve Deniz ağlama modundan tamamen çıktı ve güzelce sarılıp vedalaştık. Allahtan son karede gülen bir Deniz vardı, yoksa gecem çok kötü geçecekti....

Biz de karı koca bu fırsatı en iyi şekilde değerlendirmeğe çalışacağız tabii. Gerçi önümüzdeki 5 gün Eray korkunç yoğun, sabah 6 akşam 9 şeklinde mesaisi... Ben bu arada çat kapı ziyaretler, spontan çarşı keyfi, fitness ve havuz şeklinde takılacağım. Eray biraz rahatlayınca bir 10 gün de bu işin keyfine varacağız gibi gözüküyor her akşam alemde mi olucaz ne???

3 Temmuz 2008 Perşembe

İyi ki doğdun!

Eren'imiz, boncuğumuz iyi ki doğdun!

Herşeyi dün gibi hatırlıyorum. Doğduğu gün hastanede annesinin kucağındaki küçük Koray...

Aşağıda 9 aylık, bir pazar günü kahvaltıdayız...


Asla unutamayacağım 1. yaşgünü... Pek çok çocuğun henüz yürümeğe başladığı ilk doğum gününde Eren dört nola koştu, balonları kovaladı ve hiç unutamayacağım bir şekilde pipetle meyve suyu içti....

Giymeğe doyamadığın Deniz'in prenses terlikleri...2 yaşındasın...



Büyüdükce fiyakan artıyor... 3 yaşında doğum gününde böylesin...

2 Şubat 2006 İstanbul'daki evimizde faaliyet yapıyorsunuz deniz ile...


Mısır patlatma makinesini hayretle seyretmiştiniz:-)))


Bu anı da unutmak ne mümkün? Deniz'in 5. yaşgününde aldığın hediye ütüden kopamadın doğum günü boyunca... (aslında bir de bebekliğinde yer sildiğin resmin vardı ama bulamadım ki:-))



SENİ ÇOK AMA ÇOK SEVİYORUZ,

1 Temmuz 2008 Salı

Çooookkk özlemişim.....

Kimleri ve neleri????

En başta Eren'imi....

Nesrin ablamın balkonunu ve kahvaltı keyfimizi.....

Ex patronumu, can dostlarımı ve Tuzla'da rakı balık keyfini....

Boğaz'ın güzelliğini.......

Kız kıza kanka muhabbetlerimizi....


Onlar da birbirini çok özlemiş.....


Ya çocuklar? Delirdiler birbirlerini görünce....


Hele Eren ve Deniz.... Kopamadılar 3 gün boyunca....






İşte böyle hızlı bir 3 gün geçirdik İstanbul'da... Cuma günü iş ziyareti, akşamında Bağdat caddesi keyfi, cumartesi istinye Park, Mehtap'ımın evinde enfes ikindi krepi, akşamında Tuzla'da balık keyfi, pazar boğazda uzzzuuun enfes bir brunch, öğleden sonra Meydan ve İkea ziyaretleri ve alışverişi derken ver elini Ankara....

İstanbul'un havası, boğazın keyfi, dostlarla külli muhabbbet yine iyi geldi bana, şimdi dört gözle kankalarımızın geleceği 24 Temmuz hafta sonunu bekliyorum... Hay Allah bir heyecan sardı beni, İstanbul'lulara da ankara nasıl beğendirilir ki???

22 Haziran 2008 Pazar

Zaman hızla geçiyor....

Allah’ım zaman su gibi geçiyor… Hani derler ya daha dün elimize doğdu, aynen öyle oldu valla. Zeyno, benim canım yeğenim, ailemizin ilk torunu…. Dünya tatlısı kızımızın 8. sınıfdan (bizim eski deyimimizle orta okuldan) mezuniyet töreni var idi Cumartesi günü…

Yıllar nasıl geçip gidiyor, dün gibi hafızamda, nasıl güzel bir bebekti, uykusuzdu, yemezdi ama çok ama çok tatlıydı, çenebazdı, bir ara Eray’a aşık oldu, sonra yuva arkadaşı Alican’a aşık oldu, uzun yıllar aşkı sürdü şimdi hala arkadaşlar.. İngilizcesi ve dil yeteneği süper, inanılmaz resim yeteneği var ama eşşek kafalı bu konunun üstüne düşmez, kişiliği çok kuvvetli, kafasına koyduğunu mutlaka yapan, inatcı, biraz annesiyle uğraşan (!) dünya tatlısı kızımız büyüdü de havaya kep fırlattı!

Bakar mısınız anne kız düşman çatlatıyor gibiler…

Ailecek oradaydık...

Deniz çok keyif aldı, zaten zeynep ablasının yanında hep keyifli....


resimlerin devamı aşağıda...

http://picasaweb.google.com/anteksltd/ZeynonunMezuniyetToreni
zeynep'im seni buradan tekrar tebrik ediyor, hayatının hep böyle başarılı, mutlu ve sağlıklı geçmesini diliyorum....

Allah'ım zaman hızla geçiyor, çocuklar büyüyor, ya biz????

21 Haziran 2008 Cumartesi

yürek dayanmaz....



allah'ım bu ne heyecan.... Son zamanlarda midem ağzımda, kalbim desen sanki vücudumda değil başka bir yerlerde atıyor, soluksuz seyrediyorum Euro 2008 'i...

Dün akşam üniversite arkadaşlarımızla Park caddesi Kıtır da seyrettik maçı... Benim için çok değişik bir tecrübeydi, ilk kez dışarıda seyrettim bir milli maçı, Allah'm ne keyif, herkes tek yürek, herkesin enerjisi sanki enerji katıyor milli takımımıza, ondan pes etmiyorlar sanki...Resmen gol yemeden gol atamıyor durumdayız son maçlarda, Hırvatistan 'ın 119. dakikada attığı golden sonra, bitmeyecek bu maç böyle atacağız dedik hep birlikte, veee 1 dakika geçmeden gol...

Zuzu yu aradım taa Hollanda'yı gecenin 1'in de; ya biz burda bu halde o gurbette ne haldedir diye... Gece saat 2 Ye kadar dışarıdaydık, Deniz de hazır anneannesinde kalacak, keyfine vardık dün gecenin. Keyiften yatmamız sabahı buldu, üstelik yarım güne işe gitmek zorunda idim turşu halde kalktım sabah... Çarşamba akşamı Almanya maçını Narquilla'dayız, kimse bizi tutamaz....

Yabancı basının tepkisi inanılmaz, Amerikan televizyonu "Bu Türkler adama kalp krizi geçirtir" diyerek en güzel yorumu yapmış".... Bu tarihi maçları unutmama adına
aşağıdaki linki ekliyorum, hani kızıma kalacak ya bu günlük o da okusun bu günleri diye:-)))

http://www.hurriyet.com.tr/spor/?sz=13221

Çek maçından sonra da dedim, hala aynı şeyi düşünüyorum, Hollanda ile final oynayacağız gibi bir his var içimde... (Şu anda Hollanda-Rusya çeyrek final maçı oynuyor, dakika 90 durum 1-1, bu maç penaltılara gider ve Hollanda alır)Bu arada Çarşamba günkü maç zorlayacak bizi çünkü Arda, Tuncay Şanlı ve Emre aşık olmayacak... Hoş yarı finale çıkamasak da çok önemli değil, bu heyecanı yaşattılar ya bize bu da yeter!

Haydi çocuklar gönlümüz sizinle tek yürek!

15 Haziran 2008 Pazar

7. yaşgünümüz

Şu doğum günleri her sene ayrı bir karın ağrısı oluyor, çocuk büyüdükce tabii ki daha çok arkadaşları ile kutlamak istiyor; amma velakin yaz çocukları için bu da ayrı bir dert, çünkü okul kapandığı an herkes bir taraflara kaçıyor....

Ben bu yaşa kadar hiç Deniz'in okul arkadaşları ile doğumgünü yapmadım. Hep kendi arkadaş çevremiz ve onların çocukları ile oldu, çok da güzel oldu aslında ama Deniz 3senedir okul arkadaşları ile doğumgünü sevdasında idi ve ben bir şekilde onu hep atlattım!

Bu sene ise kaçınılmaz oldu, zira tüm sene boyunca ayda en az 1 günümüz sınıf arkadaşlarının parti evlerinde düzenlediği doğumgünlerinde geçti, tabii ki bizimki de olmazsa olmazdı..Ancak ben o parti evlerine gıcığım maalesef, format değişmiyor, çocuklara illaki bir palyaço (sanki çocuklarımız embesil ve onlarsız olmuyormuş gibi), hep aynı sandalye kapmaca, balon patlatmaca, halat oyunu gibi oyunlar... Tamam çocuklar eğleniyor hak veriyorum ama aynı format bayıyor işte beni! hepimiz hayıflanıyoruz çocuklarımız kendi başına oynamıyor bir şey yapmıyor diye, e fırsat veren mi var, yapmaz tabii? Neyse daha fazla eleştirmek istemiyorum bu sistemi, şimdiye kadar dirensem de eninde sonunda bir kerede olsa ben de düşeceğim bu çarkın içine!

Dedim ya Deniz yaz çocuğu (doğum günü 10 temmuz), biz İstanbul'da kaldığımız senelerde sitemizde bloğumuzun arka bahçesinde bulunan kamelya alanında yaptık yıllarca... Tam yanı da çocuk bahçesi idi, ohhh ohhh çocuklar orda oynar biz de yanı başında kurduğumuz masalarda yer içer sohbet ederdik...

Ankara ya geldik, aynı sistem yok tabii, parti evleri desen bahçeli değil e istemiyorum işte kapalı alan ben de yaz günü. Bu sene ekarte de edemedim Deniz'i, kafamın etini yedi durdu anne ne olur tatile girmeden doğumgünümü yapalım diye. Ancak geçen pazartesi karar verdim, bu sefer grip oldu 2 gün okula gidemedi erteleyecekken olmaz dedi ve perşembe günü cumartesi günü için apart topar bir organizasyon yaptım.

Gölbaşı nda bulunan Galatasaraylılar spor tesislerinde yapma kararı verdik, tesis inanılmaz güzel, havuz, futbol sahası, voleybol, basketbol sahası ve çocuk parkı var. Şehre yaklaşık 40 km, ne yapalım gerçekten isteyenler gelsin fazlası lazım değil dedik, davetiyelerimizi de ancak perşembe dağıtabildik. Hem benim son dakika organizasyonum hem de okulların kapanmasıyla katılım oldukça az oldu ama gelen çocuklar inanılmaz eğlendi...

Değişik sünger bob maskeleri aldım, hepsi farklı bir sünger bob oldu....

Herkese bir baloncuk üfleme aldım, baloncukları havaya üfleyip yakalamaya çalıştılar...


Çocuk bahçesinde sallandılar, kaydılar; basketbol ve futbol sahasında tepindiler...



Yorgunluktan bitap bir şekilde yemeklerini yediler...

pasta sonrası çocuk şampanyasını içtiler.......

Arada dinlenmek isteyenler böyle attı kendini minderlere...

Bu arada açık hava diye uçurtma uçururuz demiştik ancak rüzgar müsaade etmedi. 2 koca adam peşinde koştu olmadı,gülmekten koptuk
Neyse ki atlattık bir doğumgünü faslını daha, 10 temmuz da da ailecek kutlayacağız inşallah...(hay Allah ne alıcaz bu çocuğa???)

Bu arada fotoğrafların devamı aşağıdaki linkte...
http://picasaweb.google.com/anteksltd/Denizindogumgunu7

10 Haziran 2008 Salı

Son günlerde hafta sonlarımız muhtelif şenliklerle geçiyor.

İki hafta önce Bilkent Mezunlar şenliği, geçtiğimiz pazar GS'lılar pilav günü derken geçtiğimiz cumartesi de çocuklarımızın ürün dosyası sunumları için okulda idik.. Bütün bir sene ne yaptıklarını anlayamadığımız dosyalarına meğersem kendi istediklerine göre aktivitelerini yerleştirmişler ve bunları bize okul salonunda teke tek anlatacaklarmış!

Keyifle çıktık evden cumartesi günü


Başladı kızım anlatmaya...


Efendim aşağıdaki kendi resmi imiş... Kendini çok seviyormuş... (deniz bunu 3 yaşından beri söyler, "kendini sevmek" aslında çok hoş geliyor kulağa, kendi ile ve herkesle barışık olmak anlamına geliyor bence...) Bu arada sarı saçlı değil, etek de pek giymez ama öyle çizmiş işte:-)))


Bu resim deniz altını anlatıyormuş...


Yunusları çok seviyormuş, babasıyla çizmişler bu resmi, yunusu babası diğer kısımları kendi çizmiş....


Bu balık resmi sınıf panolarında idi, hekesin bir balığı var idi ve öğretmenleri okumaya teşvik amaçlı 3 kitaba karşılık 1 pul yapıştırdı, bizim 14 pulumuz oldu (14 x 3 = 42 kitap okudu Deniz 2. dönem sonrası)


Bu aile ağacımız, ailemiz ben babası, kendisi ve anneannesinden oluşuyormuş ona göre... (allah'ım amma genciz bu resimlerde)


Aşağıda hani şu meşhür Mini'si vardı ya (uyku rakadaşları ile ilgili yazmış idim), işte onunla ilgili duygularını yazmış, aynen şöyle diyor: En sevdiğim oyuncağım Mini.Onu bebekliğimden beri çok seviyorum. Onun bir kulağı kopsa bile çok üzülürüm. Hep ona sarılıp uyuyorum, ben Mini'yi çok seviyorum"

Aşağıdaki resim grup çalışması ile yarattıkları oyuna ait resim... Oyun meşhur gölge oyunu, güneş altında koşup gölgelerine basıyorlar, gölgeye basılan ebe oluyormuş. Bu oyunu hem yazmış, hem çizmiş. resim çok hoş, ortadaki güneş, altta koşanlar
var... 3 kişiyi çizmiş, yanındakilerde gölgeleri. Gölgelerde isimlerin bir kısmı görnüyormuş (Nazlı "na"sı, Oya'nın "ya"sı şeklinde...)


Deniz resim konusunda çok yetenekli değil bana göre ama annem renkleri müthiş kullandığını söylüyor, resim öğretmeni de hayal gücünün çok güzel olduğunu söylemişti veli toplantısında... Hatta bir resmini "Mon Ami" yarışmasına göndermiş öğretmeni ama sonuç çıkmamıştı:-(

Daha pek çok şey anlattı dosyasıyla ilgili ama benim Deniz'e ait en favori resmim aşağıdaki, 16/11/2007 tarihli bu resim....

Efendim soldaki bina bizim apartman, mavili yer sitenin havuzu ve bizler havuz kenarındayız... Esas olay notalar (nota çizmeğe bayılıyor her nedense) bu notalar ne dediğimde "anne anlamıyor musun kuşlar şarkı söylüyor!" diye cevapladı.


Unutamayacağım bir resim....