20 Eylül 2007 Perşembe

Dağlar Kızı Reyhan

Dağlar kızı reyhan reyhan reyhan
Herkes sana heyran heyran heyran
Ne güzelsin ay kız, bir tanesin vay kız!..

Taktım valla; yok yok şarkıya değil "reyhan" 'ın kendisine.. Benim gibi sebze ve ot meraklısı biri nasıl oldu da böyle geç keşfetti bilemiyorum ama son bir kaç aydır soframızdan eksik olmuyor. Tüm salatalara süper oluyor, özellikle yeşil salataya karışınca daha da bir güzel oluyor. Geçen etli türlünün içine doğradım bir tutam enfes bir aroma verdi....

Bu arada internetden bu bitkiyi araştırayım dedim, meğersem (çok şaşırdım valla)bizim reyhan aslında fesleğenin öbür adı imiş ancak Haziran-Eylül ayları arasında pembemsi bir renk alırmış yani bizim reyhan olarak bildiğimiz hali(zaten tadı çok tanıdık idi:-)))

Bu arada geçen hafta bizim bahçeden gelen ve bir adedi 1 kg ağırlığında bir kabak var idi, bir türlü ne yapacağımı bilemediğim.. En sonunda ortadan ikiye böldüm, içine bol kaşar rendesi, sarımsak, ceviz, sızma zeytinyağı veeee reyhan koyup verdim fırına... Vallahi görüntü çok güzel gözükmese de inanılmaz lezzetli oldu, şapur şupur yedik Eray ile birlikte.. Özellikle kocamın yaptığım sebze yemeklerini keyifle yemesinden acaip haz duyuyorum zira kendisi tam bir etobur..

Tavsiye ederim reyhanı/fesleğeni salatalarınıza, tüm marketlerde var tanesi 0,79.-YTL...
Get this widget | Track details | eSnips Social DNA

19 Eylül 2007 Çarşamba

Büyü bozuldu!!!!!!!!

Bu kadar mı çabuk bozulacaktı okulun büyüsü? Dün akşam ki diyaloğumuz:

- Anneee boğazım ağrıyor ya biraz yarın okula gitmesem??
- Deniz’ciğim daha önce de anlatmış idim, yuvada iken böyle gitmemeler olabiliyor ama ilkokuldan itibaren böyle şeyler olmaz. Ciddi bir hastalık olmadığı sürece okula gitmemeyi kabul etmiyorum.
- Ama boğaz ağrısı ciddi değil mi anne? Zor yutkunuyorum bak..
- Ben bu akşam sıcak bitki çayları içeceğiz, yatarken de ilaç vereceğim bak gör sabaha hiç bir şeyin kalmayacak...
- Geçen hafta bir arkadaşım ishaldi ve tam 3 gün okula gelmedi.
- İshal farklı bir şey yavrum, çok şiddetli olabilir, mikrobik olabilir... Hala ikna etmeye çalışıyorum ilkokulda devamlılığın önemi ile ilgili...
- Ufff anne, sabah kalkmak çok zor....

Her şey çok iyi gidiyor derken sükut-u hayal oldu bu konuşmalar sonrası.. Daha ilk haftadan olurmu yani, oluyor işte....Çalışan anne çocukları başlıyor okula 3 yaşında mecburiyetden ve bundan dolayı da galiba sıkılıyorlar erkenden okuldan...Gerçi dünkü sadece bir denemeydi ya tutarsa diye ama yemedi tabii...

Bu arada halen tek parça gelmeyi beceremedi Deniz.. Bir gün silgi kayıp, bir kalemtraş. Dün yazı defteri serviste kalmış, çünkü defterini çantaya koymaya üşenmiş miş.... Sabah hava serin olduğu için hırka ile gidiyor akşam geliyor hırka okulda:))) Ertesi gün yine bir hırka derken, artık bügün 3 hırka ile dönmesini bekliyorum okuldan:-)) Amma velakin, benim için en önemli ve endişelendiğim nokta olan tuvalet konusunda hiç bir sorun yok... İlk ödevimiz verildi, çizgi çaışması ve boyama, işte aşağıda...


Bu arada Cumartesi günü veli toplantımız var okulda, tüm öğretmenlerle tanışacağız, heyecan devam ediyor...

17 Eylül 2007 Pazartesi

Shakira Deniz



Benim kızımı tanıyanlar bilir, tipik bir kız çocuğu değildir aslında, cilvesi yoktur, dans etmez, bebeklerle arası pek yoktur vs.. Ancak bu video benim tezimi çürüttü, inanamadım ben de gördüğüme!!!!

Ne mi Yapıyorum?


Deniz’in okula başlamasıyla ben de hayatıma çeki düzen verdim, zira 3 aydır acaip aylak durumlarında idim kızımla birlikte.

Sabah saat 7.00’da uyanıyor, kızımla birlikte kahvaltı ediyorum. Onu yolcu ettikten sonra kısa bir gazeteye göz atış ve 8.30’da açılışla birlikte doğru sitemizin fitness salonuna. 45 dakikalık spor keyfi... E ne yapalım yaş 35’e dayandı, metabolizmanın yavaşlamaya başladığını hissediyorum maalesef, eğer bu vücudu şimdi sıkılaştıramazsak yaşlılıkta lömbür lömbür olacağız. E yakışırmı yani???

Fitness sonrası eve gelip duş alıyorum ve saat 10.00 itibarı ile home-office işlerimin başındayım. 2-3 saat gerekirse daha çok işlerimi yoluna koyuyorum, daha fazla ne yapabilim ile ilgili kafa patlatıyorum (ama henüz bulamadım:-(( ) Derken saat 16.30’a kadar ev işleri ve yemek ile geçiyor bazı günler.. Malumunuz artık full time çalışma zamanlarım gibi sürekli bir yardımcım yok evde, dolayısıyla ev işleri de hatırı sayılır bir zaman alıyor maalesef. Tabii ki her gün bu kadar ev işi ile geçirmiyorum zamanı, bazen anne ile bir alışveriş kaçamağı, kitap okuma, bir arkadaş ile kahve keyfi, kocayla sinema kaçamağı, bloğa yazı yazma gibi diğer işler de var... Bu arada bayram sonrası da gündemimde doğa fotoğrafcılığı var...

Saat 16.45’de kızımı servisten kucaklayıp eve gelmemizle hayat onun artık...

Ah bir de işlerimi biraz daha genişletip, daha bir mutlu olsam işimle ilgili, her şey çok güzel olacak. Olacak olacak o da olacak.....

13 Eylül 2007 Perşembe

İlk günler

Yarın da bitince ilkokul hayatımızın ilk haftasını devirmiş olacağız... Şimdilik herşey çok yolunda (tü tü maşallah) sabah uyanma güçlüğü dışında hiç bir sorunumuz yok. Okul dönüşü servisten inişinde gülen yüzünden anlıyorum ne derece keyifli olduğunu...İnşallah tüm okul hayatı böyle keyifle geçer....

İlk gün servisten iner inmez ilk lafı şu oldu “Anne biliyormusun tam 7 tane tenefüs var, üstelik bir tanesi çok uzun” Çok güldüm bu lafa, ne bu ya dedim ilk günden tenefüslerin hesabı. Neyse; ilk günü boyama, hamur oynama, tanışma ve muhtelif oyunlarla geçirmişler. Çok sevmiş öğretmenini kızım...

İkinci gün servisten inince “Bonjour” ile karşılandım, arkasından “Je m’apel Deniz” ve “Comment alles vous? “ şeklinde cümlelerle. Pek bir hoş geldi kulağıma Fransızca söyledikleri... Fransızca öğretmenini de çok sevmiş, biri Türk imiş adı Muzaffer, diğeri bir kızmış ve hiç Türkçe bilmiyormuş!

Üçüncü gün “anne biliyormusun, öğretmenler sınıfa girince hep ayağa kalkacağız bundan sonra” dedi okuldan dönünce. Akşam boyu ben öğretmen oldum, o öğrenci; ben içeri girdim odadan o ayağa kalktı: “Günaydıııınn öğretmenim” diye oyun oynattı bana. Bu kuralı da çok sevmiş okulda))

Bugün ise şaşırttı beni servisten inince,
- Anne eve gider gitmez deterjanlarımızın üzerine bakacağız!
- Neden peki?
- Geri dönüşüm işareti var mı yok mu diye?
- Peki sen geri dönüşüm ne demek biliyormusun?
- Evvet bugün öğrendim, çevre dostu demek, ambalajın çevreye zarar vermemesi demek. Hadi bakalım anne...
Eve gelir gelmez, hemen banyoya gidip dolaptaki tüm deterjanları indiriyor ve geri dönüşüm işaretini arıyor ve hepsinde buluyoruz. Pek bir mutlu oluyor. Arkasından suyu tasarruflu kullanma ile ilgili öğütler veriyor,

-Anne dişimizi fırçalarken suyu boşa akıtmamalıyız, sen de hep söylüyordun bunu öğretmenim de anlattı bugün.

Nasıl ilk günler için hiç fena değil ne dersiniz?

10 Eylül 2007 Pazartesi

Okulluyuz!!!!

Daha dün annemizin kollarında coşarken
Çiçekli bahçemizin yollarında koşarken
Şimdi okullu olduk, sınıfları doldurduk
Sevinçliyiz hepimiz yaşasın okulumuz!

http://picasaweb.google.com/anteksltd/OkulumuzunIlkGunu

9 Eylül 2007 Pazar

Bugünü sabahdan Deniz’in hem eğlenebileceği hem de eğlenirken yorulacağı (ki akşam erken yatsın), öğleden sonrayı da hep birlikte sakin geçirme üzerine plan yaptım. Dünden Noelle ile konuşup Eymir gölüne gitmeğe karar verdik, havanın serin olacağını bildiğim için göl kenarı yürüyüşünün iyi geleceğini düşündük bize ve çocuklara...

Sabah saat 9.30’da buluştuk, kahvaltıyı orada piknik şeklinde yapmak üzere hazırladık. Önce yaklaşık 4 km ‘lik bir yürüyüş yaptık (hala 4 çocukla nasıl yaptığımıza inanamıyorum, bir 4 km de döndük çünkü)


Göl kenarında konuşlandık, çıkınlarımızı çıkadık ve keyifle kahvaltılarımızı yedik. O kadar acıkmışız ki kahvaltı bittikten sonra fark ettim hiç fotoğraf çekmediğimi...

Göl maalesef küresel ısınma nedeni ile biraz çekilmiş, kenarları bataklık şekline dönüşmüş.. Boğazımız ve denizimiz olmasa da her şeye rağmen 20 dk ötemizde etrafı orman kaplı bir gölümüz var.-)), umuyorum bol yağmur yağar da bundan da mahsur kalmayız bu şehirde...

Yolumuzun üstünde yine tavşanlara rastlıyoruz, bloğumu takip edenler hatırlayacak bugünlerde her gittiğimiz yerde çıkıyor karşımıza, havuç taşıyacağım artık bu sevimli hayvanlara vermek için...


Çocuklar bol bol açık havada koşturdular,top oynadılar ve 4 km’lik dönüş yolundan sonra saat 14.00 civarı evimize döndük.

Sonrasında banyomuzu yapıyoruz ve okuldan söylenenlere göre ilk gün çantamızı hazırlıyoruz: Çizgili defter, boya kalemler, kalem kutusu, oyun hamuru ve yedek kıyafet. Yarın saat 9.00’da törene sınıf öğretmenine teslim edip Deniz’i, akşam servis ile karşılayacağız

Tüm gün okul ile ilgili soru sormasını bekliyorum Deniz’in, hiç br şey sormuyor.. Akşam beraber yatabilirmiyiz diyor ve tabii ki kabul ediyorum. Saat 20.00 den itibaren çok uykusu geliyor, 20,45’de yataktayız...

-Anne bir şey sorabilir miyim?
- tabii tatlım (okul ile ilgili sorular başladı nihayet diyorum)
-Köpeklerin akciğerleri nasıl oluşuyor acaba?
-????!!!! Tüm canlılar anne karınlarında organları minik minik oluşmaya başlıyor, zamanla bebek büyüdükce organlar da büyüyor ve doğum zamanında artık tüm organlar yeteri kadar gelişip çalışıyor...
Sessizlik....
-Bir soru daha sorabilir miyim anne?
-Tabii tatlım (tamam okul sorusu geliyor...)
-Deniz kestanesi niye batıyor insanların ayaklarına?
-İkinci şok.. Çünkü deniz kestanesi üstünde çok uzun ve sert dikenler var, insan da onun üstüne basınca dikenler batmış oluyor.. artık uyusak, biliyorsun sabah okul var erken kalkacağız..
-Son bir soru daha sorabilir miyim anne?
-Son olsun lütfen sor canım ..
-Sen bana hamileyken sadece yan ve sırt üstümü yatıyordun?

Şaklabanlık yaparak nasıl yattığımı anlatıyorum ve de hafiften fırçalıyorum artık uyuması için. Tekrar emin oluyorum ki Deniz son derece kendime güvenen bir çocuk ve yarın hiç bir sorun yaşamayacağız ve de umuyorum tüm okul hayatı boyunca....
Dünkü tanışma toplantımız çok keyifli geçti, önce tüm veliler ve öğrenciler konferans salonunda toplandık. 5 sınıf başlayacak bu sene birinci sınıfa 25’er kişiden. Okul yönetimi 25 kişilik sınıfları hazırlamışlar bir kağıda, 5 öğretmeni de çağırdılar salona ve öğretmenler kura ile sınıflarını çektiler, yani öğretmen seçme konusunda torpil yok bu okulda. Sonra her öğrencinin ismi okundu ve öğretmenler sevgiyle karşıladılar öğrencilerini...

Daha sonra onlar çıktı salondan ve bizler de öğretim yılı için hazırlanan ve her zümre başkanı tarafından sunulan bilgilendirme konuşmalarını dinledik....
Yaklaşık 45 dakika sonra çocuklarımızla yemekhanade buluştuk, her sınıf ayrı ayrı oturmuş yerlerine bizler için hazırlanan ikramları yemeğe başlamışlardı bile... İşte Deniz’in beni ilk gördüğü an...

Herkes öğretmenlerin etrafını sarmış panik havasında sorular soruyordu, pek çoğu zırva span sorular, neyse son dereec sabırla ve güleryüzle cevapladı sorulanları Tuğba öğretmen.. Genç ve sempatik olması ilk edindiğim intibalar....

Deniz ‘e daha sonra sınıfını göstermesini istiyorum, gayet kendinden emin tüm sınıfların başına bakıyor ve “E” harfini arıyor, işte burası diye gösteriyor bulunca... Sınıftaki panoları anlatıyor bana...

Kopamıyoruz bir türlü okuldan çocuk bahçesinde oynayıp duruyor kendi gibi Yağmur adında bir çocukla... Annesi babası da benim gibi bekliyor orada, derken annesi yanıma geliyor ve çocuklarımızın aynı sınıfta olduklarını öğreniyoruz şans eseri,. İş güç derken bir de öğreniyorum ki Yağmur’un babası Mustafa Balbay... Yaklaşınca hemen tanıyorum zaten kendisini ve çok seviniyorum tanıştığımıza, zira 1 ay kadardır 25 sene okuduğum gazete olan Hürriyet’i bırakıp Cumhuriyet’e döndüğüm için her yazısnı takip ediyorum her gün...

Derken vedalaşıp arabalarımıza biniyoruz ve öğretmeni ile neler yaptığını soruyorum Deniz’e.

- İşte sınıfa girdik, tanıştık, yaka kartlarımızı taktı öğretmenimiz, 2 hafta taşıyacakmışız bunları, bilmem ne bilmem ne...

- Bu bilmem ne de ne demek diyorum kendi kendime... “E peki sevdin mi öğretmenini”

- Eveeet çok sevdim, çok tatlı..

- Sinir oluyorum tek kelimelik cevaplara ama yumuşakca tekrar soruyorum “Çok sevindim çünkü ben de çok beğendim, peki başka neler yaptınız”

- Üff anne ne çok soru soruyorsun, sohbet ettik, bol bol boya yapacakmışız, güzel vakit geçirecekmişiz birlikte bilmem ne bilmem ne... Ha bir de hindistan cevizli çikolata verdi hepimize.... Sorma artık...

Bu kadar bilgi alabildim ancak, kıl oldum bu bilmem ne bilmem ne lafına....

7 Eylül 2007 Cuma

Üç, iki, bir....



Çok heyecanlıyım çoook.. Kızım bu sene ilkokula başlayacak. Aslında hayatında çocuk olduğu sürece onun her yeni bir şeye başlaması veya öğrenmesi veya bunu sunması ayrı bir heyecan ebeveyn için. Ama bu sefer ki gerçekten bambaşka,şimdiye kadar ki hepsinden farklı vallahi.. Garip bir heyecan yüreğimde acaba nasıl olacak ne yapacak diye...Aslında 3 yaşından beri full time okulda zaten kendisi ama bu sefer ki başka tabii. 40’ar dakikadan günde 8 ders dinleyecek, tuvaletini tamamen kendisi yapacak, yemeğini kendisi yiyecek,ilk kez servise binecek vs.vs.. Aslında % 100 güveniyorum kızıma, tek kafamı kurcalayan konu sabah erken kalkışı olacak zira hayatında 7.00’de kalkmadı benim çocuğum. Bebekliğinde öyle fosur fosur uyurdu ki hani derler ya “ sabah 5’den beri ayaktayız” diye, biz hiç yaşamadık böyle bir şey... Bakalım biyolojik saati nasıl alışacak yeni düzene..

Son günlerde bol bol okul alışverişi yaptık; önlüğü, yazlık-kışlık içliği, soket çorabı, diz altı çorabı, külotlu çorabı, ayakkabısı, spor eşyaları, kırtasiye malzemeleri şeklinde uzayıp giden bir alışveriş. Sanıyorum sonraki senelerde bayacak bu alışveriş ama ilk kez olduğu için çok keyifliydi. Gözlerim dolu dolu oldu okul kıyafetini giyince...Yarın da öğleden sonra velilere ve öğrencilere yönelik bir okul toplantısında olacağız. Kızımızın öğretmeni, sınıf arkadaşları ve anne babaları ile tanışacağız...Okul hakkında ve ilk günlerle ilgili daha detay bilgi alacağız... Çok heyecanlıyız çoook...

Çocuklar gibi şendik!!

Geçen günlerin birinde ağabeylerim ve çocuklar toplanıp Lunapark’a gittik, en son ne zaman gitmiştim oraya bilmiyorum ama en az 20 senesi var.. Allah’ım nasıl eğlendik anlatamam, her yer gibi orası da çok değişmiş... Eski adı ile Gençlik parkı idi, kocaman bir gölet vardı ve anneannem her sene bir Pazar bizi oraya toplar ve hep birlikte sandal sefası yapardık. Hatta çocukluğumda hatırlıyorum Ankara Gençlik Parkı gazinolarında Bülent Ersoy, Zeki Müren filan çıkar ve müthiş sansasyon olurdu Ankara’da...

Şimdi ise sadece lunapark havasında bol bol(adlarına nasıl hitap edilir bulamadım şimdi) eğlence aktiviteleri var,neye bineceğinizi şaşırıyorsunuz.. Tolga ile Zeynep çılgına döndü herhalde 30 kez bir şeylere bindiler, Deniz 3 kez salıncağa bindi, kanoyo çocuk trenine, carousele bindi...


O bunlara binerken aklıma 2005 yılında Mehtap'larla gittiğimiz İstanbul Crocus geldi aklıma...

Tolga’nın ısrarı üzerine çılgın bir trene bindik, kusasım geldi indiğimde-((((

Final kısmı enfesti, 3 araba 2’şerli çarpışan arabalara bindik büyükler ve de çocuklar hep birlikte... Çarptık çarptık birbirimize çocuklar gibi şendik o gece.....

Yeahuuuu Sobelenmişim!

Başlıktan da anlayacağınız üzere bu benim ilk sobelenişim, heyecan dorukta yani... Uzun zamandır bekliyordum kim beni sobeleyecek diye, ne varsa kankamda var aslansın sen....
Gelelim çocuk sitelerine... Bizim de en favori sitelerimizden biri sen de olduğu gibi çocukca Deniz oradaki bellek oyunlarına, yaramaz palyaçoyu boyamaya ve köstebek oyununa bayılıyor. İlave olarak ise söyleyebileceğim siteler şunlar atlıkarınca 'da yine çocukcaya benzer keyifli oyunlar var, geloyun deseniz yine çok zengin bir site, bir de biz arada oyunzap'a takılıyoruz. happykids'de oyunların yanı sıra keyifli İngilizce şarkılar ve de büyüklere yönelik güzel bilgiler var.
Bu arada belki biliyorsunuz, çok sıkı 2 kaynak daha var daha çok ileriki yaşlarda faydalanabileceğimiz; bir tanesi tübitak 'a ait
ki "Bilim Çocuk" ve "Meraklı Minik" kısmına tıklarsanız şimdiden faydalı aktiviteler bulabilirsiniz. Bir de ben dört gözle kızımın bu sene okuma yazma öğrenmesini bekliyorum, o zaman da daha çok national geographic 'e takılacağım.
Karamelize'ye tekrar teşekkürler buradan, bilgiyi paylaştığı ve de paylaşmaya vesile olduğu için... Umarım yazdıklarım da sizlere faydalı olur, sevgiyle kalın.

5 Eylül 2007 Çarşamba

Son 10 gündür yine çok hareketli hayatımız, daha çok çocuk aktiviteleriyle... Zira sevgili yeğenimiz Defne geldi Ankara’ya ilk defa anne babadan ayrı bir şekilde 5 gece. Kızlar anında sıkı fıkı oldular , bir gece dedelerinde bir gece bizde kaldılar, kıkırdayarak uyudular gecenin 12’sinde....

İlk gün hep birlikte kum festivaline gittik, ancak 16 Eylül’de açılacakmış, sadece yapım aşamasındaki heykelleri görebildik. Bir sanat şahaseri gerçekten yapılanlar ve müthiş bir emek....


Bir günümüzü de dedemizin çiftliğinde pikniğe ayırdık, tüm kuzenleri topladık, deliye döndüler hep birlikte... Sonrasında Mesa Plaza’da 30 Ağustos bandosuna takıldık, sonuna yetişebildik ancak bahçeden kopamadığımız için.

Bir gün meşhur film Ratatauille ‘ye gittik, sevimli Küçük Şef’i zledik hep birlikte.. Parkda oynamalar, Burger King’de yemekler, jetonlu oyuncaklar, trombolinde zıplamalar derken geldi geçti 5 gün işte...


Bu arada Deniz’in evde kalmadığı üç akşam, biz de attık kendimizi Ankara mekanlarına.. Çayyolu’nun hatta Ankara’nın gözde mekanlarından California Nissh’de idik bir akşam. Bir akşam leziz yemekleriye meşhur Pepper Mill'de idik yine evimizin yakınında..
Okul öncesi iyi keyif etti bizim kızlar, ikisi de başlıyor bu Pazartesi okula... Sözleştik her yaz tatili ve sömestrde beraberiz Defne ile, bir İstanbul’da bir Ankara’da....

26 Ağustos 2007 Pazar

Beypazarı

Ankara'ya geldiğimizden beri aklımızda idi Beypazarı. Baktık hafta sonu hava nane molla, havuza girme şansımız yok, hemen yaptık Beypazarı planını. Üniversiteden arkadaşımız Mahmut'da katıldı bize, önce biz de keyifli bir brunch sonrası saat 12.00'de evden çıkıp 1 saat 15 dakikada vardık Beypazarı'na..

İlk bakışta evler göze çarpıyor, eski Ankara evleri. Sadece kart postallardan ve de Ankara ile ilgili eski resimlerden tanıdığımız evleri görüyoruz karşımızda.. Turistik olan şehir merkezinde bolca var bu tip evelerden... Sonra dar bir sokak, sağlı sollu esnaflar: kimi Beypazarı kurusu fırınları, kimi yöresel 80 katlı baklava yapanlar, kimi havuç suyu satanlar, kimi erişte makarna, tarhana satanlar, kimi daha turistik bakır eşya satanlar şeklinde sıralanmışlar..



Tarım ürünleri açısından çok zengin olan bir ilçe Beypazarı; İstanbul, Ankara gibi merkezlerin domates, ıspanak, salatalık, marul, biber, havuç ihtiyacı da yine Beypazarı'ndan karşılanoyor imiş. Türkiye'deki havuç ihtiyacının %60'ı da Beypazarı'nda yetiştiriliyor. Bu anlamda havucu her şekilde görüyorsunuz etrafınızda; havuç suyu, havuç lokumu, havuç reçeli ve hatta havuç dondurması bile yapılmış...

Çarşıyı turladıktan sonra her yerde Yaşayan Müze oklarını görüyoruz ve takip ediyoruz. Vee karşımıza 100 yıllık bir konak çıkıyor, en komiği de kurutulmak üzere asılmış biberleri kemiren tavşan karşılıyor bizi müze girişinde.

Derken içeriye doğru yöneliyor ve gönüllü turzim elçilerinden konak hakkında bilgi alıyoruz, tiftik tüccarı bir bey ve öğretmen hanımının evleriymiş ve kültür bakanlığı'na miras bırakılmış.. Konağın orijinal hali mümkün oldğunca korunabilmiş, bu arada eski geleneklerden olan kurşun dökme olayını yaşatıyorlar size..Aşağıdaki resme tıkladığınızda konağa ve Beypazarı'na ait detaylı resimlerimizi görebilirsiniz.
Beypazarı

Çıkışte müze bahçesinde çay keyfi yaparken sohbet ediyoruz kendi aramızda; dedelerimizin evlerinin aslında böyle olduğunu düşünüyoruz ama bence o kadar uzağa gitmeğe gerek yok ki babalarımızın çocukluğu bile böyle bir evde geçmiş olablir diye düşündüğümü söylüyorum.

Ertesi gün babamın yanında alıyorum soluğu, gösteriyorum resimleri, gözleri dolu dolu anılarına gidiyor aynen böyle bir mutfakları olduğunu, buzdolabı olmadığı için karanlık bir mahzen de (ki aynısını konakta görmüş idik) nasıl yiyeceklerini muhafaza ettiklerini anlatıyor bana. İnanamıyor insan sadece bir nesil öncesinin bizlerden nasıl farklı bir ortamda büyüdüğünü duyunca. Sözleştik, okullar açılp kızımın okulda olduğu bir gün doğduğu yerlere gidip kamerayla çekim yapıp babamın ağzından çocukluğunu dinleyeceğim.....

Dostluk....

Keyifli bir İstanbul gezimiz daha geride kaldı... Sektörümle ilgili zuchex fuarı için gittim İstanbul'a bu sefer. Deniz'i de 2 gün boyunca can dostlarımdan biri olan Aysel'in evinde sevgili Kader ablamızın güvenli ellerine bıraktım. Gün boyu havuza girmişler, parkta, evde doyasıya oynamışlar İrem ile birlikte... Bir akşam da sevgili Mehtap'ın evinde İrem, Deniz, Eren üçlüsü keyif yaparken biz üç kanka da Kalamış Divan'da koyu muhabbete daldık beraberce...

Kızım da farkında artık gerçek dostluğun arkadaşlığın, öyleki ciğerinden ağladı Aysel'lerin evinden ayrılırken. 2 günde anında adapte oldu oradaki hayata İrem ile; amma velakin ne Eren'e ne İrem'e doyabildi güzel kızım...

Bu arada yine eski dostlardan biriyle, sevgili Güldalı ile sürpriz bir şekilde buluştuk İstanbul'da.. Taksim Gezi'de öyle bir koyu muhabbete daldık ki anlayamadım 2 saatin nasıl geçtiğini.. Hatırlayamadık en son ne zaman görüştüğümüzü ama yaklaşık 4 sene olmuş galiba, iyi geldi eskiyi yad etmek birlikte.. Bir daha ne zaman görüşürüz hiç bir fikrim yok (umarım en yakın zamanda) ama fark etmez, bitmez bu güzel dostluk uzun zaman görüşemesek de....Kazakistan'dan haberlerini bekliyoruz bakalım...

Hani çalışan annelere yönelik bir laf vardır "bebeğinizle görüştüğünüz zamanın uzunluğu değil, verimliliğidir önemli olan, yani kaliteli zaman geçirmek önemlidir her zaman" Dostluklarda böyle değil midir sizce? Nice dostlarımdan uzaktayım şu anda ama biliyorum gönüllerimiz bir, kalplerimiz bir her zaman. Veee en önemlisi her buluşmamızda kaldığımız yerden devam edebiliyoruz muhabbete..

İstanbul'da dostlarımdan aldığım enerji ile daha da mutluyum şu anda, sağ olun var olun.....

19 Ağustos 2007 Pazar

Tatil sonrası tilkiler

Tatil sonrası kafamda tilkiler dolaşıyor önümüzdeki sene ile ilgili, Allah'dan bir mani çıkmaz ise gelecek yılki planlarımız şöyle:

1) Mutlaka bir mavi yolculuk... Tohumlarını attık bile, cayan olmaz ise 8-10 kişi varız Ankara'da şimdiden ve 15'e tamamlamaya çalışıyoruz. Duy sesimi İstanbuuul, Amsterdaaamm!

2)2. tatil planı direk Antalya hareketli Kaş, Kalkan, Patara turu... Son nokta tabii ki Bodrum Bodrum... Böylece Ege ve Akdeniz'e ait populer yerleri bitirmiş olacağız karadan ve denizden...

3)Yıllardır evine davet eden dostum Noelle'in yanına Korsika'ya gitme planımızda.. Tabii ki Paris-Disneyland ile birlikte...

Bu arada bütün bunlara geçmeden yani yaz gelmeden can dostum Zuzu'ya gideceğiz Amsterdam'a inşallah, ah bir grubca toplanabilsek bir an evvel gidebilsek vallahi iple çekiyorum Zuzu'cuğuma ziyareti....

Bu arada gezdiklerimi, gördüklerimi daha güzel resmedebilmeliyim, denizin maviliğinin hakkını verebilmeliyim resimlerimde diye profesyonel fotoğrafcılık kurslarına başlayacağım bu kış inşallah...

Tabii ki tüm bu hedefler vakit ve nakit ile ilgili, kısmet bakalım hangisi realize olabilecek bu planların?

16 Ağustos 2007 Perşembe

Annemin Resim Sergisi Bodrum Şubesi

65 yaşında olmasına rağmen hala üretebilen, sanatcı ruhlu, renkli kişilikli ve kafasına koyduğunu yapan bir annem var benim...

Tutturdu bu sene Bodrum'da da bir sergi açacağım diye ve fazla kullanılmayan site kütüphanesinde sergi açmak için yönetimi kandırdı. Yıllardır temizlenmeyen mekana girdi ve dip bucak kendi temizledi, biz gelince de son rütuşları yapmak üzere hep beraber daldık kütüphaneye, ne yapalım sanata saygı!!!
Amacı 1200 hanenin bulunduğu ve binlerce insanın oturduğu Bağla koyuna az da olsa sanatı taşıyabilmek... "Ben öncü olayım gerisi gelsin, herkes gelsin sergi açsın, sanatını sunsun bu mekanda" diyor annem kendinden emin bir şekilde...

Temizlik sonrası bir heyecan Metro'ya gidip açılış kokteyli malzemelerini aldık, ertesi gün sahilde açılış duyurularımızı yaptık ve sergimizi açtık...

Amacına ulaşacak mı bilmem, gerisi gelir mi sergilerin orada onu da bilmem ama annem hayallerini mojaladı yine :))) ("mojalama" bu seneki Bodrum tatilimizin lafı idi)Bize de "siz olmasanız açamaz idim bu sergiyi" şeklinde teşekkür etmesiyle duygulu anlar yaşadık annemle...

Bu arada Bodrum tatili ve resim sergisinden bazı resimleri aşağıdaki resme tıkladığınızda göreceksiniz... Herkese sanat dolu günler!
Bodrum 2007/2

Olmazsa Olmaz

Bizim için tatilimizin ya başı ya sonu Bodrum'dur mutlaka... Her zaman bir sebep vardır Bodrum'a gitmek için..

Bu seferde çok gezeceğimiz ve gezi sonrası dinlenmek ve de anneciğimin resim sergisine katılmak için bir 3 gün ayırmış idik Bodrum'a. Ama doyamadık ve 2 gün daha ekledik ucuna...

Giderken hadi yolumuzun üzerinde Gökova'ya uğrayalı dedik, ancak fotoğraf makinamı arabada unuttuğum için resimleyemedim burayı ama merak edenler için Akyaka/Gökova'yı bir inceleyin buradan...

Öğle yemeğimizi Akyaka'da yedikten sonra Bodrum'a vardık akşam üstü.. Annemden "gezmekten çocuğu hasta ediyorsunuz" zılgıtları yedikten sonra sakin Bodrum tatilimize başladık..

Gün boyu Ilgınlar Plajında bezmece, denizde yüzmece, sürekli tıkınmaca, akşamları bazen hep beraber bazen kocişkomla başbaşa gezmece...

Deniz yine kendine bir arkadaş buldu ve gün boyunca vakit geçirdiler birlikte. Bu seferki bir prens idi, Baran...

Her gün değişik bir havuz yaptılar birlikte...

Her gidişimizde değişik yerler keşif ediyoruz biz Bodrum'da... Bu sefer de Yalıkavak sanatcılar sokağı ve meşhur olmasına rağmen nasıl olup da bunca zaman bilmediğimiz Bitez Dondurmacısını keşfettik bu sene... Bakın Gülse Birsel nasıl yazmış Bitez Dondurmacısını 2004'de.....

Tekne turumuz


Bugün planda 12 Adalar tekne turu var, "eğer Fethiye'ye gelirseniz mutlaka 12 adalar tekne turuna çıkmalısınız" diyor Fethiye Net Enfes koylarda ve adalarda yüzdük gün boyunca, Yassıca adası, Klepotra hamamı, Kızıl Ada, Sarsala koyu (özellikle buraya hasta oldum) derken saat 20.00'de anca varabildik otelimize.. Deniz saat 18.00'den itibaren çok keyifsizdi ve otele gelişimizin ardından ateşlendi ve sabahı sabah ettik Letoon Hospital'da...

Sabah KBB'cinin yaptığı muayane sonrası çok şiddetli bir orta kulak enfeksiyonuna yakalandığını öğrendik Deniz'in. 5 adet iğne ve antibiyotik tedavisi verilince ne yapmalıyız tatili bitirmeliyiz mi diye düşündük bir süre... Tabii ki bitirmeyecektik, ancak biraz rölantiye alıp otelde dinlenmeye karar verdik...

Amma velakin iğne sonrası Deniz şakımaya başlayınca biz kurtlu anne baba da duramadık yerimizde... Hadi yakıncanak Göcek'e kaçalım dedik akşam üstü..

Önce yolumuzun üstündeki koylardan biri olan Günlüklü plajına uğradık.. Meğersem ne populer bir yermiş şu anda, dünya güzellik yarışmasının yapıldığı otelin koyuymuş burası... Yine bol oksijenli, enfes çam ormanları etrafında hoş bir koy burası...

Kızımıza her zaman Polyannacılık oynamayı öğretmeye çalışıyoruz. Her şartda mutlu olmasını, her olaydan keyifli bir durum çıkarması için yol göstermeyi denedik çocukluğu boyunca.. Galiba ilk meyvelerini verdi, kendi kendine "denize giremesem de kumda oynar kale, havuz yaparım" dedi ve öyle de yaptı...

Amma velakin Deniz denize girmeyince biz de plaj olayını erken bitirip Göcek'e doğru yol adık.. Enfes bir marinası var Göcek'in tabii ki enfes koyları da.. Bekle bizi Göcek seneye seni karış karış gezeceğiz...

Son akşamımızda yine başlayan ağrılar uyutmadı bizi gece boyunca:((( Allah'ım nereden çıktı bu hastalık şimdi?? Pardon Allah'ım sözümü geri alıyorum ve herşeye rağmen Allah beterinden korusun diyerek uyumaya çalışıyorum...

Tatilimizin Ölüdeniz gezisini noktalıyoruz burada. Daha çoook gezilecek yer var civarda; özellikle Kelebekler vadisi, saklıkent kanyonu, dalyan, sarıgerme... İlk üçünü onüç sene öncesinden iyi biliyoruz ve Deniz biraz daha büyüyünce tekrar etmeyi planlıyoruz.. Sarıgerme is kısmet belki seneye kaldığımız yerden...

Ölüdeniz 2007

Gemiler Plajı

2. gün atladık yine arabamıza Kayaköy istikametine doğru Gemiler plajı'na... Allah'ım her yer ne kadar hızlı değişiyor, Kayaköy'ü 13 sene önce gördüğümüzde in ve cin şeklinde idi... Ama yine de özelliğini çok kaybetmemiş, çok keyifli küçük oteller ve kır kahveleri var etrafta..
Keyifli mi keyifli bir yoldan ierliyoruz Gemiler Plajı'na.....

Veeee inanılmaz güzel bir koya geliyoruz orman içinden geçerek... Allah'ım öldüm cennettemiyim, yoksa hala hayattamıyım diye mırıldanıyorum kendi kendime..
Akvaryum gibi bir deniz, sağım, solum ve arkam orman içinde...


Günün bir kısmını burada bir kısmını başka bir koy için ayırmıştık ama kopamıyoruz buradan, tüm gün boyunca yayılıyoruz bu cennet köşede.