16 Nisan 2008 Çarşamba

Amasra

Akşam üstü surlarında otele varış... Bu benim amasra'ya 3. gelişim ancak bu otel kaldıklarımzın en iyisiydi...


Denizin üstünde set şeklinde sıralanmış ağaçların içinde bungolavlar... Oh deniz kokusu burnumuzun ucunda ....Akşam yemeği sınırsız balık salata mmmm nefis....

Çocuklarımızın keyifli saatleri...


Bu kadar yorgunluğa rağmen, turun yarısı saat 22.00 de yatarken biz doğru amasra içine... Akşam deniz kenarında çay keyfi, gözler yorgunluktan kapanıyor olmasına rağmen..

Sabah yine enfes bir kahvaltı. Sonrası kale yürüyüşü ve sonrası tekne turu... daha önce iki sefer Amasra'ya gelmemize rağmen böyle bir tura hiç dahil olmamıştık..




tekne turu sonrası doğru Çakraz'a... Anılar gelince aklımıza biraz burkulduk burada, (sonra yazıcam)neysem enges bir balık ziyafeti daha çektik burada...

Sonrası Ankara'ya doğru hareket. Dönüşte baston yapımıyla ünlü Devrek'de meşhur çelebi bastonlarının yapıldığı atölyedeyiz. Merak edenler için envai çeşit bilgi var, internetde..

Bu gezi sonunda ne anladım biliyor musunuz, benim kızım büyümüş... İlk kez bu gezidde hiç yoruldum demedi, mızıklanmadı tamamen bize adapte oldu çocuğum....

çoook keyifli aynı zamanda çoook yorucu geçti bu gezi ama çooook iyi geldi çoookkk..

resimlerin tümü işte aşağıda...

http://picasaweb.google.com/anteksltd/Safranbolu

Safranbolu

Cumartesi saat 7.00 Ankara'dan ayrılış, uykulu gözlerle otobüste muhabbet...

Gerede mevkii Esentepe otelinde enfes bir köy kahvaltısı....


Kahvaltı sonrası dışarıda çay sohbeti, ohhh mis gibi oksijen var burada yahu...

Saat 10.00 civarı safranbolu şehir merkezine varış.. Önce yaya kısa bir gezinti, sonrasında merkezden tüm ilçeyi "city car" denilen araçlarla turlama....Bindiğimiz araçlar inanılmaz keyifli, Deniz çok eğlendi....

İşte bir Safranbolu evleri manzarası...

Aşağıdaki eski bir cami. Tabakhane kenarına kurulmuş, orada çalışanlara yönelik özel olarak yapılmış, kokularından dolayı diğer insanlar rahatsız olmasın diye tabakhane çalışanlarına ayrı camii yapılmış. Köyün camiisi buranın üzerinde...

Bu da eski tipik bir Safranbolu evi...


otantik bir yerde yenen enfes öğlen yemeği, çorba, sarma ve pilavdan oluşan... (ama pilav safranlı değil:-()

Sonrası Yörükler köyüne hareket.... Köyün Filiz teyzesinden evin tarihçesi hakkında bilgi, çok keyifli bir köy turu...

akşam üstü Bartın üzerinden Amasra'ya hareket... Bartın'dan perili köşk 'e selam, ah keşke fırsat olsa tanışsak, kahve davetine cevap verebilsek.... Söz bir daha ki sefere...

11 Nisan 2008 Cuma

Aile gezimiz

İçim kıpır kıpır.... çok heyecanlıyım... Yarın ağabeylerimin eşleri, yeğenler, annem babam Deniz ve ben hafta sonluk bir Safranbolu gezisine gidiyoruz... Babamla en son ne zaman böyle bir hafta sonu geçirdim bilemiyorum, herhalde 10-12 yaş civarı en son... Hele böyle ailecek bir gezi hiç olmadı. İşte bu anlamda çok heyecanlıyım... Biraz yorucu geçecek gerçi ama iyi olacak. hele ki son zamanlarda yaşadığımız keyifsiz olaylardan sonra iyi gelecek hepimize. Haydi herkese iyi hafta sonları....
__________________________________________________

9 Nisan 2008 Çarşamba

Ablaların ablası...

Selda apla.... veya Seldoş.... Öyle özel bir insan ki benim için, hem yaşıtım bir dostum gibi hem de her şeyi danışabileceğim bir abla gibi....

1988 yazında tandım onu. mezun olmadan bir sene önce Gama'da staj yapayım derken düştüm Seldoş'un kucağına... İş hayatına ilişkin görgü kurallarının temelini ondan öğrendim diyebilirim. Derken ertesi sene mezun olunca aynı yerde başlamayayım mı? Benim için çok güzel oldu, zira ilk iş hayatının çömezlik günlerimi daha önceden tanıdığım insanlarla bir arada olunca daha kolay atlattım.

O firmada geçirdiğim günlerde çok yakınlaştık Selda aplamla. Sonraki 9 senelik İstanbul ayrılığı süresinde de çok görüşemedik aslında ama hep kontakta olduk...

Her zaman ben onun o benim genel olarak yaptıklarımızdan haberdardık...

Derken biz köyümüze geri dönünce işte, kaldığımız yerden devam ediyoruz, tıpkı gerçek dostlar gibi...

Benim için çok özel o, sadece kişiliğiyle değil hayata karşı yaşam tutkusu, neşesi, cıvıltısı ve azmi de çok etkilemiştir beni hep. Doğumdan beri tek başına yetiştirdi Oğulcan'ı... Ülkemize iyi eğitimli, terbiyeli, girişimci ruhlu başarılı bir iş adamı kazandırdı... Hem de tek başına... Hem de bir yandan başına gelen talihsiz bir hastalıkla boğuşarak.. Hem de yaşlanan bir anne babaya tek başına sahip çıkarak.... İşte bu özelliklerii de bir araya getirince daha da özel oldu benim için...

2 hafta önce akşamı biricik oğlunu evlendirdi Seldoş... Öyle bir düğün yaptı ve öyle güzel bir evsahipliği yaptı ki, hayatımın en keyifli düğünlerinden biri oldu benim için.. Bütün bir akşam ki enerjisi, dansları ve coşkusuyla 18'lik çıtırlara taş çıkarttı vallahi...Bizler de aradan geçen 13 sene boyunca ilk defa aynı kalabalığın bir araya gelmesi ile coştukca coştuk...

İşte canım aplamın organize ettiği düğüne ait resimler. Resme tıklayınca hepsine bakabiliyorsunuz...

Seldadugun


Bu arada tabii ki sevgili Oğulcan ve Ahu'ya buradan bir kez daha yaşam boyu mutluluklar....

29 Mart 2008 Cumartesi

Sağlıksal durumlar...

Ocak ayından beri dişçiye taşınıyorum, kısım kısım 4 kez yapılan diş eti ameliyatlarından sonra dünkü ameliyata hazırlık için ağzımın biraz toparlanmasını bekledik ve esas cerrahi ameliyat dün yapıldı.

Bu seferki öncekilerden çok farklı eni konu bir ameliyat idi. Tam 2 saat sürdü. Önce dökülmekte olan köprüm kesildi, arkasından onun bağlı bulunduğu diş etimde gömülü olan köpek dişim çıkarıldı (her nasılsa ergenlik çağında çıkan bir dişi yolunu şaşırıp çıkmayıp diş etinde gömülü vaziyetde kalakalmış) 4-5 ay sonra ağızda son teknoloji olan Implant yapılacağı içi o dişin alınması gerekiyordu. Arkasından o bölgede eriyen kemiklere ilave yapmak üzere alt diş etim açıldı, oradan küçük bir kemik alındı, üst taraftaki yere montelemek üzere törpülendi ve üst tarafa montelendi. Yani ağız içinde bir kemik nakli yapılmış oldu. Sonrası dikiş...

Bu anlamda tahmin edeceğiniz üzere berbat vaziyetdeyim, dün eve geldiğimde ağzım, yüzüm komple şiş ve yol boyunca kanayayan ağzımla üstüm başım kan revan idi. Deniz beni böyle görünce çok korktu ve ağladı, evde babaanne, anneanne ve Zeycan olmasına rağmen susturamadılar, müthiş üzüldü. Annelik duyguları ile yine onu güldürmeyi başardım, konuşamadığım için bütün akşam yazıştık herkesle... Ona bu akşam yemeğğim ne biliyor musun dedim? Cevap olarak da "1 KG DONDURMAAAA" deyince çok güldü ben de dondurma yicem diye tutturdu.

Geceyi uykusuz ve yanağımda buz ile geçirmem tavsiye edildi, bütün geceyi öyle geçirdim. Dünden beri sadece dondurma ve meyve suyu içiyorum. yarın akşam dahil böyle geçecek, haftaya Cuma'ya kadar da sadece çorba ve yumuşak şeyler yenecek. Yanağım hala çok şiş, müthiş tipsizim, ağzımda yaklaşık 50 dikiş yüzünden doğru dürüst konuşamıyorum, gülme işini zaten hiç beceremiyorum. Bu durum 1 hafta böyle sürecekmiş (tabii ki azalan bir süreç ile) işle birlikte zorlu bir hafta bizi bekliyor....

Akşam çok komikti, telefon çaldı, herkes içeride idi, Eray ve ben salonda idik, Eray telefona koşamıyor (ayağından dolayı) ben de alsam açıp konuşamıyorum:-)) Körler sağırlar birbirini ağırlar şeklindeyiz evde...

Bu anlamda hafta sonunu komple evde geçiriyoruz, misafir bile kabul etmedim vesile ile evimde bezmek istiyorum. Gün içinde dinlendim, Persepolis'i bitiriyorum, gazetelerimi okuyorum, Deniz'in kitap okumasını dinliyorum... Eray'cım da vesile ile konuşamadığım için dırdır dinlemeyecek bir kaç gün, herhalde o da kendi çapında mutludur!

siz siz olun dişlerinizi ihmal etmeyin, ben İstanbul'da iyi diye düşündüğüm ancak teknolojisi hiç olmayan bir dişçi yüzünden bunları çekiyorum. Zira diş etlerimdeki kemik kaybı panoramik resim ile görüntülenebilseydi o zamanlar daha erken fark edilip ameliyat noktasına gelmeyecekti muhtemelen. Sağlıcakla kalın....

25 Mart 2008 Salı

geciken sobeye cevap


Sevgili nane şekeri taaa uzaklardan sobelemiş beni... Hem de taa 3 Mart'da...Ben ise ancak cevaplayabiliyorum, kocaman özürlerimle...

Bana yaptığım en saçma alışverişi sormuş.... İlk aklıma geleni yazıyorum. 1998 yılında 2 senelik kredi kartımda biriken alışveriş puanı ile ala ala elektrikli bir konserve açacağı almıştım. Maalesef fazla kullanmak nasip olmadı; açacağa yapışması gereken mıknatıslı uç hiç bir konserve ağzına adapte olamadı? Yani bugünün parasıyla yaklaşık 120 YTL'lik puana hiç bir işe yaramayan bir alet almış bulundum!

Geç kaldım ya yazmakta, kendimi af ettirmek için bir örnek daha vereyim. Şu an yaşadığımız eve Aralık 2006'da taşınmış idim. Eh yeni eve yeni perde derken çok şık perdeler yaptırdım. Amma velakin yaz gelince korkunç bir tufaya düştüğümü anladım. Zira salon perdeleri güneşi koruyamayan türden olunca ve de benim evim ışıl ışıl sabah güneşi alınca yaz boyu en nefret ettiğim koltuk örtülerini sermek zorunda kaldım kırmızı koltuklarımın üzerine.. Aynı şeklide odamızın perdesini de ışıktan koruyamayan tipten seçmişim ki ben ancak zifiri karanlıkta uyuyabilen bir insanım. İstanbul'dan panjurlu evlere öyle alışmışım ki ışık beni korkunç rahatsız eder olmuş. Bir de üstelik yatak odamızın balkonunun öninde bir lamba var, evlere şenlik, odada ki her eşyayı net net görüyorum yattığımda...

Geçen yazı idare ettik hadi masraf çok diye, kışı geçirdik hadi hava zaten karanlık diye ama bahar gelmesiyle yaptığım bu saçma alışverişi artık telafi etmek durumundayım. Bu hafta sonu fırsat olursa Koçtaş'a gidip "black-out" store satın alacağım salona ve de yatak odama.... Hani şu 0 ışık geçiren cinsten....

Hadi fena gaza geldim, bir de son zamanlarda yaptığım en akıllı alışverişi yazayım.. İşte aşağıdaki maşa sayesinde saçlarım hep düz fönlü artık, şiddetle tavsiye olur kendileri:-)) Kuaföre gitmek out Philips Straight Pro XL in!

19 Mart 2008 Çarşamba

Nefes almadan....

Tabiri caizse böyle yaşıyorum son zamanlarda, nefes almadan, hızla...

Son 1 haftamı özetleyeyim, cumartesi Fransızca kursumdan sonra Deniz'i anneme bıraktım, doğru dişciye... Arkasından Deniz'in 2 arkadaşı için doğumgünü hediyesi aldım; Tunalı'da avare dolaştım biraz iyi geldi..

Eşim dükkana gidemediği için dükkna gittim biraz kolaaçan ettim bu cumartesi daha uzun kalmak üzere söz vermek zorunda kaldım:-(((

Akşamında sevgili Yalçın-Sinem'in kızları Duru'nun 5. yaşgünü partisi var idi, Eray da geldi, ilk kez çıktı evden.... Keyifli geçti çok, eski dostlarla karşılaştık muhabbet muhabbet derken gecey bitiriverdik. Hepimize iyi geldi bu parti işi de. Sinem'e söz verdim, resimleri inşallah Facebook da yayınlayacağım en yakın zmanda...

pazar günü sabah Noeller geçmiş olsuna geldiler 2 saat kadar çocuklar oynadı, 2 ay olmuş görüşmeyeli?? Arkasından bir komşumuz daha geçmiş olsuna derken, saat 15.00 oldu. Ziyaretlerin arkasından attım kendimi markete 1 haftalık alışveriş, sonra Eray'ın banka işleri (allah a şükür Pazarları açık banka var!) ev toparlama derken Pazar da böyle bitti.

Pazartesi günü akşamı tüm hafta sonu gidemediğim kuaföre gidip,saçlarımı boyattım. Dün Zeynep'in Inkılap T sınavı için yardıma gittim, bugün boşum, yarın Aşk-Memnu adlı tiyatrodayım, Cuma akşamı ise çok sevgili Selda ablamın oğlunun düğünündeyim. Cumartesi Fransızca kursu ve dükkan olayı....

İşte hayatım böyle geçiyor hızlı hızlı... Bu arada hükümet sorunları ile de ilgili içimdekileri yazmak istiyorum ama NO TIMEEEEEE

Şimdilik bu kadar, nane şekeri sobeni yeni gördüm vallahi yazıcam en yakın zamanda...

11 Mart 2008 Salı

Genel vaziyet

Bir koşturmacadır gidiyor hayatım tahmin edeceğiniz üzere, yine de hayattan kopmamaya bakıyorum. Geçenlerde anne babama bir jest yapıp sorunlardan uzaklaşsınlar diye tiyatro bileti almış idim, dün de onla bana jest yaptılar.

Hep birlikte (Eray hariç tabii) rejisini Rutkay Aziz'in yaptığı Roma Hamamı'na gittik, iyi geldi vallahi.

Bugün eve geldim yorgun argın zira iş çıkışı alışverişe gitmiştim bir de markete... Her zamanki gibi Deniz'imi kucakladım önce, sonra hemen defterini açtım, yazdığı bir sayfayı okudum; gözlerim doldu, sizlerle de paylaşmak istedim.

Öğretmeni ailenizi anlatın demiş; bakın neler yazmış Deniz,

Bir de evde kullandığı başka bir defteri var, bakın ona da ne yazmış (geçenlerde aldığım kedi şeklinde kitap ayırıcının şeklini çizmiş aynen)

Bir ara modum olunca geçen haftaki veli toplantısını ve Deniz'in sömestr boyunca yaptıklarını özetleyeceğim. En yakın zamanda.............

6 Mart 2008 Perşembe

Bahtsız bedevi

İşe başlarken yazmıştım ya hani aşağıdaki kadına döner miyim diye, aşağıdaki kadın halt etmiş, beter bir vaziyetdeyim şu anda...............

Sanmayın ki nedeni iş güç, eşim talihsiz bir düşme sonucu dizkapak kemiğini kırdı Pazartesi akşamı, dün bir ameliyat oldu ve 2 günlük hastene yatışımızdan sonra evimizdeyiz son 2 saattir... Hemen kendimi markete attım yaklaşık 1 aylık stok yaptım, zira Eray 1,5 ay evde, aktif iş hayatı ve araba kullanmak yok kesinlikle ;yani Nazlı run run run.................

Arkasından Deniz'in okul servisini organize ettim, 1 hafta ben 1 hafta Eray götürüyor idi. Servise verme işini de kayınvalideme yıkacağım, 10 gün sonra İzmir'e dönecekti ama bu durumda bana ve Eray a yardımcı olması için kalacak..Haftalık rutin kontrollerimiz olacak, bu işi de Nadi ağabeyime yıkacağım mecburen... kafamda tilkiler dört dönüyor anlayacağınız..

Tek çözemediğimiz sorun Eray'ın dükkan işi şu anda, sağ olsun yanında çalışan Murat ağabeye eşi yardımcı oluyor son 3 gündür ama bir yardımcı bulmak zorundayız, 1,5 ay uzun bir süre olduğu için...

An geliyor çok depresif oluyorum tıpkı yukarıdaki kadın gibi, Allah'a soruyorum neden 1 yıl boşta olduğum anda olmadı ki şu iş, herşeyi rahat rahat çözeyim diye.... Sonra kendimi toparlıyorum, halimize şükrediyorum, böyle bir düşme diz üstü yerine kafa üstü olup beyin kanaması da geçirebilirdi canım kocam... Şükürler olsun demeğe çalışıyorum her şeye rağmen........

Nasıl olduğunu da anlatayım, can dostumuz Koray gelmiş idi İstanbul'dan 2 günlüğüe iş için. Eray la karar verdik, Pazartesi akşamı onlar erkek erkeğe maç seyredecekti, Salı da hep beraber takılacaktık Ankara mekanlarında... Koray ile buluşmaya giderken kaldırımın bittiği yerdeki çukura tökezleyerek diz üstü kapak olmuş yere, sonrasında doğru hasteneye. Sonuç, maçı yine birlikte seyrettiler ama hastanede!

Ameliyatla 2 vida ve tellerle kemiklerin bağlantısı yapıldı ve şu anda immobilizer denilen bacağı sabit tutan bir aparat ile duruyor kocişkom,

bir de koltuk değnekleri aldık, hayatımızın en yeni ve önemli konukları şu anda evimizdeki....

Dört gözle Deniz'imi bekliyorum 2 gündür göremedim kuzumu, bakalım ne yapacak babasını görünce???

23 Şubat 2008 Cumartesi

Güneş'in suçu ne?


Şırnak'ın Gabar Dağı'nda 7 Ekim 2007 tarihinde 13 silah arkadaşlarıyla birlikte şehit düşen Komando Er Kasım Aksoy'un kızları 3 yaşındaki Güneş’in çorapsız, 2 yaşındaki Zeliha’nın yırtık çoraplı ayakları herkesin yüreğini dağlamıştı.

TSK'miz uzun süredir beklenen ve ’Güneş Operasyonu’ adı verilen kara harekátını önceki gün başlattı. 3 bini Özel Harekátçı 10 bin kadar asker, çok sayıda tank ve zırhlı araç Derecik bölgesinden Kuzey Irak’a girdi. Biz sıcacık evlerimizde keyif ederken onbinlerce askerimiz; bizim insanımız zor kış şartlarında vatan mücadelesi veriyor şimdi. Ya onları bekleyen ana babalar? Ne yapsınlar, yürekleri ağızlarında, elleri açık dua ediyorlar sanıyorum sürekli. Allah önce askerlerimizin yardımcısı olsun, geride bekleyenlere sabır versin, bilsinler ki bizim de yüreğimiz onlarla beraber eminim benim gibi pek çoğumuz dualarımızı esirgemiyoruz gece gündüz....

Ya Güneş? Güneş ve annesi ne yapsın? Fakirlik yetmiyormuş gibi bir de yetim kaldılar üstüne.... Vicdan azabı içindeyim şu anda... Ucuzluktan Deniz'e gelecek seneye yönelik alışveriş yaptım eve geldim, TV yi açtım, Güneş'i gördüm, iki gözü iki çeşme ağladım; biri bana söyler mi Güneş'in suçu ne?

17 Şubat 2008 Pazar

Kara kış

Bu haftanın gündemi kar idi pek çoğumuz için. Kar kış derken beynim flash back yaptı ve 2 anıyı hatırlattı bana.

Birinci hikaye kankam Mehtap ile İstanbul'da geçiyor. Sanıyorum 2004 kışındayız. Berbat bir hava var İstanbul'da kar kış felaket. Biz ise saat 17.30 da 40 km uzaktaki işimizden eve nasıl varacağımızı planlıyoruz. İki akıllı dedik ki servise binip harap olmayalım, Nebil Bey ile Erenköy'e gidip oradan taksi bulalım. Binbir güçlükle saat 18.45 de vardık Erenköy' e. Başladık taksi beklemeye, kar ve fırtınayı anlatmamın imkanı yok, birbirimize sarılmış kakırdıyoruz meşhur İstanbul lodosunda. Yarım saat boyunca vızır vızır olan yoldan bir tane toplu taşıma aracı veya taksi geçmedi. Taksiden filan vazgeçtik, en sonunda bulduğumuz bir dolmuşa attık kendimizi ki kapısı zor kapandı... Normalde varma mesafemiz 15 dakika Ataşehir'e, ama o yol sürdü herhalde 45 dakika filan...Üstelik eve varamadan Ataşehir'in yarı yolunda indik, zira arabalar üstümüze üstümüze kayıyor. Neyse kendimizi pastanemize atıyor 5 dakika soluklanıyoruz orada ama sonrasında evde çoluk çocuk bekler diye doğru yola. 10 dakikalık yolu birbirimize sarılmış ve yapışık bir şekilde ilerliyoruz korkunç rüzgarda uçmamak için! Sonuçta eve varıyoruz ama herhalde 3 saat sonra filan işten çıktıktan sonra! Bu arada normal servisle gelenler sadece yarım saatlik gecikme ile varıyorlar evlerine, biz akıllıyız ya daha hızlı gelecektik hani:-))))

İkinci anımız çok sevgili üst komşularımızla yaptığımız kızak keyfimiz. Aşağıdaki resimde Selahattin amcamız, Nesrin teyzemiz bulunuyor, öyle güzel günlerimiz oldu ki onlarla birlikte, işte aşağıdaki de bir tanesi.....


Bugün Ankara karlı kaplı bir güne başladı. Dün zaten kar yağacağını bildiğimiz için, Deniz'e kardan adam sözü vermiştim dünden....

Kahvaltı sonrası Zeynep ablamızı da çağırıp kardan adam yapımına başladık. Arada komşularımızdan Selenay 'da katıldı kardan adam yapımına. Kar çok yumuşak olduğu için çok zorlandık, ancak tek bir gövde yapabildik 1 saat içinde.

Gövde yapımından sonra taktık havucu burnuna, zeytinleri gözlerine, e bir de gülen ağız ile işe böyle oldu kardan adamımız...
Çocuklar gibi şendik bugün bu adamı yaparken, ama ben şu anda kara kara yarın işe nasıl gideceğimi düşünüyorum! Bu hafta Deniz'i benim bırakma sıram, hava berbat, bakalım ne yapacağım?

Bu arada kardan adam inşaatı ile ilgili diğer resimler de işte bu linkte,
http://picasaweb.google.com/anteksltd/KardanAdam

12 Şubat 2008 Salı

Annemin karma sergisi

Geçen hafta annemin karma sergisi var idi, “Çağdaş Ressam Kadınlar Derneği” nin 2 senede bir açtığı ve her ressamın sadece 2'şer resimle katıldığı bir sergi bu….

Annem de aşağıdaki resimlerle katıldı ama onun da benim de pek içimize sinmedi bu resimler….


Aslında çok daha güzellerini yaptı ama bunları koydu nedense!

Ressamlık böyle bir şey işte, içinde esenler bir şekilde renklerle açığa çıkıyor, ruh halini yansıtıyor… Annemin de ruh halini yaptığı resimlerden anlayabiliyorum artık.. Bu resimlere pek fazla özenemedi mesela, keyifsizdi geçtiğimiz günlerde...

Sergi herşeye rağmen keyifli geçti, en azından ben çok sevdiğim Selda aplam geldiği için çok mutlu oldum…

Bir de yine çok sevdiğimiz teyze kızı Mevhibe ablayı uzun aradan sonra görmek güzel oldu, sergi ile ilgili resimlerimiz aşağıda...
http://picasaweb.google.com/anteksltd/AnneminKarmaSergisi

İlk günler...

Neyse en zor 2 günü atlattım galiba...

İlk gün inanılmaz idi, Saat 11.00 de girdiğim toplantıdan saat 18.15 de zor çıktım. İlk gün için ne alaka değil mi? Şöyle ki, var olan yazılım sisteminin bir üst versiyonuna geçileceği için bilgisayar firması ile toplantı düzenlenmiş; eh ben de üstüne gelince bütün gün toplantıya dahil oluverdim. Çok güldüm bu işe, çünkü eski işimin son günleri de aynen böyle toplantılarla bitmişti, bıraktığım yerden başladım yani:-)" Hoşgeldin" şeklinde sıcak karşılamaların yanında buz gibi esen rüzgarlar da var, bakalım zaman neler gösterecek? 14 ay sonraki ilk günüm böyle geçti işte.....

Bugün daha konum ile ilgili işleri öğrenmeye başladım, üretime indim, depo alanlarını gezdim sistemi öğrenmeğe çalıştım vs.. İş ortamım hat safhada sessiz, herkes kafasını kaldırmadan çalışıyor bütün gün, eskisi gibi kikirdeyen kızlar yok yani etrafta, çok şaşırdım doğrusu! Tek ses gün boyunca hoparlörden yayımlanan hoş müzikler...

Bu arada yeni iş derken hep eski işim aklıma düştü bugünlerde... Hatta bir de son günüme ait resimlerimi buldum...

Aşağıdaki resim 9 sene çalıştığım firmamdan ayrılacağım son günü canım patronumla çekildi. Gözlerim ağlamaktan şişmiş vaziyetde....

Bu da canım kankam karemelize ile yine çok sevdiğim iş arkadaşlarımdan Pervin ile çekildi... Üçümüz de sarılıp sarılıp ağlaşmıştık o gün....

İşte böyle, bu resimlerin ertesi gününden itibaren buradayım işte.......

10 Şubat 2008 Pazar

Heyecan heyecan heyecan heyecan heyecan

ÇOK HEYECANLIYIMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMM!!!!

Sömestr biterken...

Kartalkaya, İstanbul derken tatilimizn 10 günü zaten şehir dışında geçti.

Kalan günlere ise her güne bir program koyduk, "Don Kişot" ve "Asteriks" e gittik. Annemin karma resim sergisine gittik veeee kitap okuma işine hız verdik. Blogdaşlarım sağ olsun hepsi çok güzel tavsiyelerde bulunmuşlar, henüz hepsini edinemedim tabii ama itina tüm yazılanları not aldım, zaman içerisinde alacağım.

İlk etapta sınıf öğretmeninin hediye ettiği 2 kitabı bitirdik, derken anneannemizin aldığı el yazısı olan bir "Winnie" kitabını okuduk. Bu arada sobem sayesinde Mehtap teyzemizin aldığı "Çıtır Çıtır Felsefe" nin bir serisine başladı, ancak henüz bitiremedi, ama çok sevdi.. Bu arada kendiliğinden kütüphanesinde bulunan (ve benim hiç haz etmediğim hatta nefret ettiğim) "Sizinkiler" serisinin "Aşk dediğin kapı tokmağıdır" kitabını bulup bir çırpıda okuyuverdi... Arkasından tutturdu beni Arcadium'a sürükleyip yine bu seriden bir kitabı aldırıp bugün başladı... Bu durum aynı bana çocuk gibi'nin sobeme yazdığı yazıyı anımsattı, zira kendisi değişik türden kitaplar alarak denememizi tavsiye etmişti. Seçtiği türden hiç hoşlanmamama rağmen okusun da ne okusun şeklinde bulaşmıyorum şu anda...

Ben ise son iki günü daha bir yoğun geçirdim, araya bir diş olayı, blogdaşlarımla buluşma ve eski patronumun oğlunun düğün işini sığdırdım. Yeni işime yönelik tüm hazırlıklarımı tamamladım, 1 haftalık giyeceğimi planlayıp ütüledim veeee dört gözle pazartesiyi bekliyorum, içim kıpır kıpır...

9 Şubat 2008 Cumartesi

İstanbul kaçamağı

Kartalkaya sonrası Deniz ile Mehtap kankalarımıza 2 günlük bir İstanbul gezisi yaptık. Vardığımız akşam eski patronlarımdan babam gibi sevdiğim Semih Bey ile Tuzla’da akşam yemeği yedik… Yeni başlayacağım işim ile ilgili koyu bir sohbet yapıp feyz aldım Semih Bey'den...


Bizler külli muhabbetde iken, çocuklarımız da ayrı bir masada oyun kurdular, sohbet ettiler; tıpkı bizim gibi onlar da hasret giderdiler...

Pazar günü Koray'cığımız sağ olsun çocuklara bakım işini üstlenirken,biz de attık kendimizi yeni açılan Meydan’a… Sonra da İkea’ya, hani şu 1 yıldır aradığım meşhur çamaşır sepeti olayı vardı ya, tabii ki İkea’da çözüldü…. Sonrasında havanın da güzelliğinden faydalanıp sahil yolunda Suadiye cafe'de leziz bir öğle yemeği yedik. Son zamanların şirket dedikoduları, kankamdan alınan yeni işime yönelik tavsiyeler, Amsterdam planı, yaz tatili planı vs derken bir solukta geçti o günde...

Ertesi gün ise iş koşuşturmacısı ile geçti ve böylece bir İstanbul gezimiz daha sona erdi, muhabbetlerimizin tadı yine damağımda kalarak....

Neyse çok yakında devamı olacak bu muhabbetlerin, bu sefer Ankara’da… Bekliyoruz kankalar.............

6 Şubat 2008 Çarşamba

Kartalkaya

Biz bu sene ilk defa kış seyahatine çıktık Zeynep ablamızın okul gezisi ile... Kartalkaya Grand Otel de idik 4 günlüğüne... Odada ben, Deniz, Zeynep, Zeynep'in çocukluk arkadaşı Ali Can ile kaldık...

Bu vesile ile Deniz için de tabii ki kayağı bir denesin istedik..

Daha önceki yazımda yazmış idim, Deniz 'in bu işi sevmeyeceğinden emindim, çünkü çocuğumu iyi tanıyorum. Birincisi giyinmekten nefret eder, Deniz'i tanıyanlar çok iyi bilir bu konuyu... Kışlık yün kazağı bile nadiren giydirebilirim Deniz'e...İkincisi hem ödlek hem inanılmaz temnkinlidir. İlk yürümeğe başladığında halıdan parkeye bile geçerken ince hesaplar yapan bir çocuk idi kendisi... Attığı adıma müthiş dikkat eder..

neyse uzatmayalım, 4 kişilk bir kayak dersine soktum onu ikinci gün ve ben de yukarıda bir pencereden takip ettim dersi. Gülmekten yerlere yattım izlerken, ders boyunca herkes gösterilen hareketleri yapabilirken bir tek benim çocuğum yapamadı, hoca sürekli onunla ilgilenmek zorunda kaldı:-)))) Ders sonrası onu karşılamaya gittiğimde ilk lafı " Anne sevmedim hiç ben bu işi istemiyorum, zaten hiç bir hareketi de yapamadım" oldu. Ne yapalım denedik olmadı, herkes herşeyi yapacak değil ya, hemen kapattık bu sayfayı...

Bu arada İstanbul'dan Mete dayılarımızla orada birlikte olmak müthiş keyif oldu bizim için, kuzenler hasret giderdi, kayak dersine girdi, biz de bol bol muhabbet ettik hep birlikte...



Aynı gün akşam üstü bu sefer ben denedim ve ilk dersimi aldım. Ders boyunca pencereden Deniz'i izlediğim ve güldüğüm için kendimi çok kötü hissetiim zira ben de pek başarılı olamadım gibi geldi ilk derste....

Düşündüm taşındım, olmaz dedim, bir kere de karar verilmez, bir ders daha almalıyım dedim ama ertesi gün şansıma kar fırtınasından dolayı pistler kapandı, tüm dersler iptal edildi...

sonraki gün sabah ikinci dersimi aldım, baby lift pistinde. Lifti ilk tutuşum tamamen faul, hooop tepetaklağım... Neyse sonrası iyi gitti, kaymanın keyfine vardım...

Akşam üstü bir ders daha aldım ve daha da keyifli geldi. Nasıl, fena değilim di mi?



tatilin keyfine en çok Zeynep ile Ali Can vardı, sabah kahvaltı sonrası 10.00 da başlayan kayak keyifleri öğle yemeğine kadar sürdü. Yemek sonrası tekrar çıkıp akşam üstü saatlerine kadar yine kaydılar.... Biz ise ana kız kah derslerde, kah çocukların peşinde, bir kaç kez havuzda, Mete ağabeylerimle bol sohbet, muhabbet derken tatilimizi tamamladık. Son gün akşamı Zeynep'imizin rahatsızlanması ile keyfimiz kaçtı ama neyse ki sağ salim vardık hepimiz...

tadı damağımda kaldı bu kayak işi benim, bu kış bir kaç ders daha alabilsem diyorum ama zor gözüküyor, bakalım???

Bu arada bu tatile ait resimlerin devamı aşağıda...Hayatımın en büyük gafını yaptım bu tatilde, makinamın şarjını unuttuğum için ilk 2 güne resim çekebildim sadece:-(
http://picasaweb.google.com/anteksltd/Kartalkaya

1 Şubat 2008 Cuma

İlk Karnemiz

İlk karnemizi aldık biz, veliler resimlerini çekmek istediklerinden dolayı 1. ve 2. sınıflara karneleri konferans salonunda törenle verildi. İşte o günden kareler....
Deniz adının anons edilmesini beklerken....

Deniz sınıf öğretmeninden karnesini alırken....

Deniz karnesini aldıktan sonra incelerken....

Veeee sınıf öğretmeni ile.....


Sınıf öğretmeni ben de isterim bu resimlerden diyince, akşamında hemen e-mail ile gönderdik resimleri. Deniz yazdı e-maili ve şöyle dedi "Öğretmenim tatilde sizi çokkk özleyeceğim"

Bu arada karne nasıl mı??? İlkokul 1. sınıf nasıl olması gerekiyorsa öyle işte:-)))