21 Mayıs 2008 Çarşamba

Bir kaç güzel resim

Anneler günü kahvaltımız... Mekan Park Caddesi/Özsüt

Ailemizin en büyük annesi babaannem ve yardımcısı Gül teyze...

Canım kızım ve yeğenlerim...

Çok sevdiğim ablalarım (Aslında yengelerim ama "yenge" kelimesinden nefret ettiğim için ablalarım)

12 Mayıs 2008 Pazartesi

Bu ne yaaaa!

Okuma bayramımızın videolarını you tube'deki sayfama yükleyip bloğumda yayınlamak istedim ama bakın neyle karşılaştım:-(


BU SİTEYE ERİŞİM ENGELLENMİŞTİR


Ankara 5. Sulh Ceza Mahkemesi, 30/04/2008 tarih ve 2008/599 nolu kararı gereği bu siteye erişim TELEKOMÜNİKASYON İLETİŞİM BAŞKANLIĞI'nca engellenmiştir.

Access to this web site is banned by "TELEKOMÜNİKASYON İLETİŞİM BAŞKANLIĞI" according to the order of: Ankara 5. Sulh Ceza Mahkemesi, 30/04/2008 of 2008/599 .


--------------------------------------------------------------------------------

9 Mayıs 2008 Cuma

Veeee Okuma Bayramımız

Dün saat 18.00 de idi okuma bayramımız, her sınıf ayrı bir günde yaptı showlarını, bu anlamda bizler de gereksiz yere başka sınıfları seyretmek zorunda kalmadık....

Ehh çocuklar büyüdükce konsept değişiyor, kreş yıllarındaki gibi öyle hem bale hem folklor, hem koro, hem spor yoktu gösteride.. Peki ne vardı?

Başlangıç koro... Müthiş bir keyifle geldiler sahneye ve şarkılarını söylemeye başladılar.... Tanımayanlara sağdan üçüncü benim Deniz'im...





Sonra Atatürk ile ilgili küçük bir tiyatro oynadılar....Çok güzel Atatürk resimlerinden oluşan barkovizyon gösterisi eşliğinde sergilediler oyunlarını.....

Deniz aşağıda "R" harfini taşıyor...


Sonra muhtelif hayvan kılıklarında Fransızca küçük bir tiyatro sergilediler bize; Fransızca bilmeyenler olarak Fransız kaldık tabii:-))) (gerçi ben öğrenme yolundayım ama hayvan isimlerini hiç öğrenmediğimi anladım :-) herkes bir kaç cümle ile rol aldı, en yakın zamanda videosunu yayınlayacağım. Deniz'im tavşan oldu....


Sonra okuma bayramlarının vazgeçilmezi ponpon dansı ve step gösterisi yaptılar....


Sonra da öğretmenlerinin elinden "Okuma Belgeleri" ni aldılar ve okul marşlarını söylediler....



Arkasından bizler için düzenlenen kokteyle davet edildik,

Öğretmenlerimize nacizane çiçeklerimizi verdik, Deniz'in sınıf öğretmeni...


Aşağıdaki Deniz'in Türk Fransızca öğretmeni Muzaffer Bey. Yazmadan geçemeyeceğim; kendisi mühendis, çok büyük bir kuruluşda çalışırken işini bırakıp öğretmenliği seçiyor çünkü çocuklara tapıyor! okulun Number 1'ı, her çocuğa inanılmaz bir özveri ve sevgiyle yaklaşıyor, öğle yemeklerinde yanlarına oturup tek tek yemeklerini takip ediyor. Duygusal mı duygusal bir öğretmen, gösteri sırasında ağladı desem???
Sınıf olarak hepimiz çok memnunuz ve çocuklarımızın inanılmaz şanslı olduğunu düşünüyoruz.......


Aşağıdaki de Fransız olan Fransızca öğretmenleri bayan Virgine. Çocuklarımız onu da çok seviyor.... ben azimle Fransızca öğrenirken o da azimle Türkçe öğreniyor!


Gösteri boyunca önce kendileri eğlendiler sonra bizi eğlendirdiler ve çocuklarımızın gerçekten büyüdüğünü ve hepsinin kendine özgüveni olan bireyler olarak yetiştiği hissettik bu sefer... Aferim hepinize!

Bu arada resimlerin devamı aşağıda, video görüntüleri ise bir kaç gün içinde yayında....
http://picasaweb.google.com/anteksltd/Okumabayram

5 Mayıs 2008 Pazartesi

Mutluluk Oyunu


Polyanna'yı bilir misiniz? Hani şu herşeyden bir mutluluk çıkaran kızın hikayesini...O kadar severdim ki Polyanna kitabını belki on defa okudum. Şimdi de kızıma aldım ve en az beş kez de onu okudum bu kitabı....

Unutanlara hatırlatma yapayım hadi....

Polyanna ölen annesinin ardından babasıyla birlikte fakir bir hayat sürmektedir. Babası onu hayata bağlamak ve hep mutlu bir hayat yaşaması için bir "mutluluk oyunu" uydurur, oyunun kuralı herşeyden mutlu olunacak bir taraf çıkartma gerekliliğidir.

Polyanna ve babası o kadara fakirdir ki, "kadınlar derneği" denen bir derneğin yardımları ile hayatlarını sürdürmektedirler. Bir gün dernekten bir bebek ister, bir zaman sonra oradan bir sandık gelir. Polyanna heyecanla sandığı açar, bebek beklerken sandıktan bir çift koltuk değneği çıkar. Önce çok üzülür arkasından babası ona oyunu hatırlatır, sonra ikisi birlikte bu işe sevinirler ; neden mi? Bu değneklere ihtiyaçları olmadıkları için!!!!

15 gün oldu eşim değnekleri attı ve son 3-4 gündür de tamamen normal iş hayatına döndü. Biz de şimdi tıpkı Polyanna gibi bu değneklere ilelebet mahkum olmadığımız için çok mutluyuz....

Kızıma da Polyanna'yı okuyarak hayat felsefesinde hep mutlu olması gerektiğini öğretmeğe çalışıyorumb(zamane çocuklarına bunu öğretmek öyle zor ki!) Çünkü ben çocuğumun herşeyden önce mutlu olmasını diliyorum. Başına ne gelirse gelsin haline şükretmesini, hep beterin beteri olacağını düşünmesini istiyorum. Doyumsuz bir çocuk olsun asla istemiyorum!

Neyse bakalım konu yine dağıldı biraz, bugünlerde bloğumu ihmal ettim, Eray'ın iyileşme sürecinin önemli parmağı var bu işte... Bugünlerde daha fazla hayatın tadını çıkarmaya çalışıyoruz (hazır işe gitmiyorken), bol sinema, akşamları Park caddesi'ne kaçışlardaydık son 2 haftadır...

Bu arada Park caddesi evimize sadece 7 dakika mesafede Çayyolu'nun Arjantin caddesi şeklinde gelişme yolunda (hatta daha bile güzel oldu bence) Quick China, Mezzaluna, Kıtır, Özsüt, The Wall, Taps, Meal & Rouge, Tike şimdilik gözde mekanlar. Her geçen gün yerine yenileri ekleniyor....

Gerek iyileşme kutlaması gerekse Anneler Günü kutlaması için Cumartesi akşamı "The Wall" da idik, The Wall İstanbul ve Ankara The Wok'un Çayyolu şubesi... Çok güzel dekore edilmiş, inanılmaz lezzetli mutfaği olan seçkin bir mekan....Fiyatlar çok pahalı ama verdiğinin karşılığını alıyorsunuz, özel günler için tavsiye edilir....Esasında Wok suşisiyle çok popuüler, gözünüzün önünde Japon bir bayan yapıyor sürekli ama eşim et ben ise somon tercih ettim...

Hay Allah konu çok dağıldı, Polyanna ve mutlulukdan girdim suşiden çıktım, nasıl oldu ben de anlamdaım:-))

26 Nisan 2008 Cumartesi

23 Nisan

23 Nisan'ı çeşitli etkinliklerle neredeyse bir haftadır kutluyoruz.

Geçen Cumartesi akşamı dedemiz bizi Kukla Kebap ' a götürdü önce, Ankara'lılar iyi bilir,1958 yılından beri restoranlarında kukla oynatırlar, son restoranlarını evimizin çok yakınında gelişen Park caddesi'n de açtılar, çok da şık bir mekan olmuş...

Pazar günü baba kız sinemaya gittiler, ülker sponsorluğunda tüm sinemalar bedava imiş meğersem, macera adasına gittiler...

Ben de fırsattan istifade tüm yazlık kışlık organizasyonunu yaptım, ütülenmek üzere bir yığın yazlık ütüyü Zeycan'ın ellerine bıraktım....

Geleleim gerçek 23 Nisan'a... 13 senelik iş hayatımda ilk kez böyle bir tatilde çalıştım, berbat bir duygu idi... Microsoft'un gerekliliğinden dolayı gelen sorgulara 24 saat içinde cevap verme zorunluluğu var bu anlamda zaman çok önemli şirketde, kanuni zorunluluklar dışında hiç tatil yok:-(((

Sağolsun kocişkom yokluğumu aratmadı bütün gününü ayırdı kızımıza. Sabah güle oynaya törene gittiler,


sonrasında hamburger yediler, parka gittiler ve sonra tekrar sinema... Gece ve Pisiler'e gittiler bu sefer.....



Akşamına daha önce hiç gitmediğimiz şu meşhur meydan eğlencesine gidelim dedik. ağabeyim ve yeğenim Tolga ile buluşup önce hep birlikte pizza yedik. Sonrasında Kızılay'a indik, havai fişek gösterisini seyir ettik... Sonrasında çocuklar için hazırlanan çizgi film karekterlerini yer aldığı kortejin bir kısmına yetiştik. Bu arada trafiğe kapatılan Kızılay'da avare dolaştık, kalabalık konser alanına gelmeden eve döndük...


23 Nisan kutlamalarımız tam gaz devam ediyor... Cumartesi günü de kızımın okulunun organize ettiği 23 Nisan balosu var idi Hilton Oteli'nde... Allah'ım çocukları görmeliydiniz, kızlar havalı elbiseleriyle prenses, erkekler takım elbise veya smokinleriyle tam bir prens idiler.... Bizler içeriye alınmadık, bunu anlamı çok büyük çünkü kızım artık bizden bağımsız programlara katılmaya başladı! 3 saat süren baloda gönüllerince eğlendiler, biz de bu arada çay sohbeti yaptık. İşte balo kızları, Şimal, Yağmur ve Deniz...

Aşağıdaki resim de Nevzat Mert ve sınıf öğretmeni ile....

16 Nisan 2008 Çarşamba

Amasra

Akşam üstü surlarında otele varış... Bu benim amasra'ya 3. gelişim ancak bu otel kaldıklarımzın en iyisiydi...


Denizin üstünde set şeklinde sıralanmış ağaçların içinde bungolavlar... Oh deniz kokusu burnumuzun ucunda ....Akşam yemeği sınırsız balık salata mmmm nefis....

Çocuklarımızın keyifli saatleri...


Bu kadar yorgunluğa rağmen, turun yarısı saat 22.00 de yatarken biz doğru amasra içine... Akşam deniz kenarında çay keyfi, gözler yorgunluktan kapanıyor olmasına rağmen..

Sabah yine enfes bir kahvaltı. Sonrası kale yürüyüşü ve sonrası tekne turu... daha önce iki sefer Amasra'ya gelmemize rağmen böyle bir tura hiç dahil olmamıştık..




tekne turu sonrası doğru Çakraz'a... Anılar gelince aklımıza biraz burkulduk burada, (sonra yazıcam)neysem enges bir balık ziyafeti daha çektik burada...

Sonrası Ankara'ya doğru hareket. Dönüşte baston yapımıyla ünlü Devrek'de meşhur çelebi bastonlarının yapıldığı atölyedeyiz. Merak edenler için envai çeşit bilgi var, internetde..

Bu gezi sonunda ne anladım biliyor musunuz, benim kızım büyümüş... İlk kez bu gezidde hiç yoruldum demedi, mızıklanmadı tamamen bize adapte oldu çocuğum....

çoook keyifli aynı zamanda çoook yorucu geçti bu gezi ama çooook iyi geldi çoookkk..

resimlerin tümü işte aşağıda...

http://picasaweb.google.com/anteksltd/Safranbolu

Safranbolu

Cumartesi saat 7.00 Ankara'dan ayrılış, uykulu gözlerle otobüste muhabbet...

Gerede mevkii Esentepe otelinde enfes bir köy kahvaltısı....


Kahvaltı sonrası dışarıda çay sohbeti, ohhh mis gibi oksijen var burada yahu...

Saat 10.00 civarı safranbolu şehir merkezine varış.. Önce yaya kısa bir gezinti, sonrasında merkezden tüm ilçeyi "city car" denilen araçlarla turlama....Bindiğimiz araçlar inanılmaz keyifli, Deniz çok eğlendi....

İşte bir Safranbolu evleri manzarası...

Aşağıdaki eski bir cami. Tabakhane kenarına kurulmuş, orada çalışanlara yönelik özel olarak yapılmış, kokularından dolayı diğer insanlar rahatsız olmasın diye tabakhane çalışanlarına ayrı camii yapılmış. Köyün camiisi buranın üzerinde...

Bu da eski tipik bir Safranbolu evi...


otantik bir yerde yenen enfes öğlen yemeği, çorba, sarma ve pilavdan oluşan... (ama pilav safranlı değil:-()

Sonrası Yörükler köyüne hareket.... Köyün Filiz teyzesinden evin tarihçesi hakkında bilgi, çok keyifli bir köy turu...

akşam üstü Bartın üzerinden Amasra'ya hareket... Bartın'dan perili köşk 'e selam, ah keşke fırsat olsa tanışsak, kahve davetine cevap verebilsek.... Söz bir daha ki sefere...

11 Nisan 2008 Cuma

Aile gezimiz

İçim kıpır kıpır.... çok heyecanlıyım... Yarın ağabeylerimin eşleri, yeğenler, annem babam Deniz ve ben hafta sonluk bir Safranbolu gezisine gidiyoruz... Babamla en son ne zaman böyle bir hafta sonu geçirdim bilemiyorum, herhalde 10-12 yaş civarı en son... Hele böyle ailecek bir gezi hiç olmadı. İşte bu anlamda çok heyecanlıyım... Biraz yorucu geçecek gerçi ama iyi olacak. hele ki son zamanlarda yaşadığımız keyifsiz olaylardan sonra iyi gelecek hepimize. Haydi herkese iyi hafta sonları....
__________________________________________________

9 Nisan 2008 Çarşamba

Ablaların ablası...

Selda apla.... veya Seldoş.... Öyle özel bir insan ki benim için, hem yaşıtım bir dostum gibi hem de her şeyi danışabileceğim bir abla gibi....

1988 yazında tandım onu. mezun olmadan bir sene önce Gama'da staj yapayım derken düştüm Seldoş'un kucağına... İş hayatına ilişkin görgü kurallarının temelini ondan öğrendim diyebilirim. Derken ertesi sene mezun olunca aynı yerde başlamayayım mı? Benim için çok güzel oldu, zira ilk iş hayatının çömezlik günlerimi daha önceden tanıdığım insanlarla bir arada olunca daha kolay atlattım.

O firmada geçirdiğim günlerde çok yakınlaştık Selda aplamla. Sonraki 9 senelik İstanbul ayrılığı süresinde de çok görüşemedik aslında ama hep kontakta olduk...

Her zaman ben onun o benim genel olarak yaptıklarımızdan haberdardık...

Derken biz köyümüze geri dönünce işte, kaldığımız yerden devam ediyoruz, tıpkı gerçek dostlar gibi...

Benim için çok özel o, sadece kişiliğiyle değil hayata karşı yaşam tutkusu, neşesi, cıvıltısı ve azmi de çok etkilemiştir beni hep. Doğumdan beri tek başına yetiştirdi Oğulcan'ı... Ülkemize iyi eğitimli, terbiyeli, girişimci ruhlu başarılı bir iş adamı kazandırdı... Hem de tek başına... Hem de bir yandan başına gelen talihsiz bir hastalıkla boğuşarak.. Hem de yaşlanan bir anne babaya tek başına sahip çıkarak.... İşte bu özelliklerii de bir araya getirince daha da özel oldu benim için...

2 hafta önce akşamı biricik oğlunu evlendirdi Seldoş... Öyle bir düğün yaptı ve öyle güzel bir evsahipliği yaptı ki, hayatımın en keyifli düğünlerinden biri oldu benim için.. Bütün bir akşam ki enerjisi, dansları ve coşkusuyla 18'lik çıtırlara taş çıkarttı vallahi...Bizler de aradan geçen 13 sene boyunca ilk defa aynı kalabalığın bir araya gelmesi ile coştukca coştuk...

İşte canım aplamın organize ettiği düğüne ait resimler. Resme tıklayınca hepsine bakabiliyorsunuz...

Seldadugun


Bu arada tabii ki sevgili Oğulcan ve Ahu'ya buradan bir kez daha yaşam boyu mutluluklar....

29 Mart 2008 Cumartesi

Sağlıksal durumlar...

Ocak ayından beri dişçiye taşınıyorum, kısım kısım 4 kez yapılan diş eti ameliyatlarından sonra dünkü ameliyata hazırlık için ağzımın biraz toparlanmasını bekledik ve esas cerrahi ameliyat dün yapıldı.

Bu seferki öncekilerden çok farklı eni konu bir ameliyat idi. Tam 2 saat sürdü. Önce dökülmekte olan köprüm kesildi, arkasından onun bağlı bulunduğu diş etimde gömülü olan köpek dişim çıkarıldı (her nasılsa ergenlik çağında çıkan bir dişi yolunu şaşırıp çıkmayıp diş etinde gömülü vaziyetde kalakalmış) 4-5 ay sonra ağızda son teknoloji olan Implant yapılacağı içi o dişin alınması gerekiyordu. Arkasından o bölgede eriyen kemiklere ilave yapmak üzere alt diş etim açıldı, oradan küçük bir kemik alındı, üst taraftaki yere montelemek üzere törpülendi ve üst tarafa montelendi. Yani ağız içinde bir kemik nakli yapılmış oldu. Sonrası dikiş...

Bu anlamda tahmin edeceğiniz üzere berbat vaziyetdeyim, dün eve geldiğimde ağzım, yüzüm komple şiş ve yol boyunca kanayayan ağzımla üstüm başım kan revan idi. Deniz beni böyle görünce çok korktu ve ağladı, evde babaanne, anneanne ve Zeycan olmasına rağmen susturamadılar, müthiş üzüldü. Annelik duyguları ile yine onu güldürmeyi başardım, konuşamadığım için bütün akşam yazıştık herkesle... Ona bu akşam yemeğğim ne biliyor musun dedim? Cevap olarak da "1 KG DONDURMAAAA" deyince çok güldü ben de dondurma yicem diye tutturdu.

Geceyi uykusuz ve yanağımda buz ile geçirmem tavsiye edildi, bütün geceyi öyle geçirdim. Dünden beri sadece dondurma ve meyve suyu içiyorum. yarın akşam dahil böyle geçecek, haftaya Cuma'ya kadar da sadece çorba ve yumuşak şeyler yenecek. Yanağım hala çok şiş, müthiş tipsizim, ağzımda yaklaşık 50 dikiş yüzünden doğru dürüst konuşamıyorum, gülme işini zaten hiç beceremiyorum. Bu durum 1 hafta böyle sürecekmiş (tabii ki azalan bir süreç ile) işle birlikte zorlu bir hafta bizi bekliyor....

Akşam çok komikti, telefon çaldı, herkes içeride idi, Eray ve ben salonda idik, Eray telefona koşamıyor (ayağından dolayı) ben de alsam açıp konuşamıyorum:-)) Körler sağırlar birbirini ağırlar şeklindeyiz evde...

Bu anlamda hafta sonunu komple evde geçiriyoruz, misafir bile kabul etmedim vesile ile evimde bezmek istiyorum. Gün içinde dinlendim, Persepolis'i bitiriyorum, gazetelerimi okuyorum, Deniz'in kitap okumasını dinliyorum... Eray'cım da vesile ile konuşamadığım için dırdır dinlemeyecek bir kaç gün, herhalde o da kendi çapında mutludur!

siz siz olun dişlerinizi ihmal etmeyin, ben İstanbul'da iyi diye düşündüğüm ancak teknolojisi hiç olmayan bir dişçi yüzünden bunları çekiyorum. Zira diş etlerimdeki kemik kaybı panoramik resim ile görüntülenebilseydi o zamanlar daha erken fark edilip ameliyat noktasına gelmeyecekti muhtemelen. Sağlıcakla kalın....

25 Mart 2008 Salı

geciken sobeye cevap


Sevgili nane şekeri taaa uzaklardan sobelemiş beni... Hem de taa 3 Mart'da...Ben ise ancak cevaplayabiliyorum, kocaman özürlerimle...

Bana yaptığım en saçma alışverişi sormuş.... İlk aklıma geleni yazıyorum. 1998 yılında 2 senelik kredi kartımda biriken alışveriş puanı ile ala ala elektrikli bir konserve açacağı almıştım. Maalesef fazla kullanmak nasip olmadı; açacağa yapışması gereken mıknatıslı uç hiç bir konserve ağzına adapte olamadı? Yani bugünün parasıyla yaklaşık 120 YTL'lik puana hiç bir işe yaramayan bir alet almış bulundum!

Geç kaldım ya yazmakta, kendimi af ettirmek için bir örnek daha vereyim. Şu an yaşadığımız eve Aralık 2006'da taşınmış idim. Eh yeni eve yeni perde derken çok şık perdeler yaptırdım. Amma velakin yaz gelince korkunç bir tufaya düştüğümü anladım. Zira salon perdeleri güneşi koruyamayan türden olunca ve de benim evim ışıl ışıl sabah güneşi alınca yaz boyu en nefret ettiğim koltuk örtülerini sermek zorunda kaldım kırmızı koltuklarımın üzerine.. Aynı şeklide odamızın perdesini de ışıktan koruyamayan tipten seçmişim ki ben ancak zifiri karanlıkta uyuyabilen bir insanım. İstanbul'dan panjurlu evlere öyle alışmışım ki ışık beni korkunç rahatsız eder olmuş. Bir de üstelik yatak odamızın balkonunun öninde bir lamba var, evlere şenlik, odada ki her eşyayı net net görüyorum yattığımda...

Geçen yazı idare ettik hadi masraf çok diye, kışı geçirdik hadi hava zaten karanlık diye ama bahar gelmesiyle yaptığım bu saçma alışverişi artık telafi etmek durumundayım. Bu hafta sonu fırsat olursa Koçtaş'a gidip "black-out" store satın alacağım salona ve de yatak odama.... Hani şu 0 ışık geçiren cinsten....

Hadi fena gaza geldim, bir de son zamanlarda yaptığım en akıllı alışverişi yazayım.. İşte aşağıdaki maşa sayesinde saçlarım hep düz fönlü artık, şiddetle tavsiye olur kendileri:-)) Kuaföre gitmek out Philips Straight Pro XL in!

19 Mart 2008 Çarşamba

Nefes almadan....

Tabiri caizse böyle yaşıyorum son zamanlarda, nefes almadan, hızla...

Son 1 haftamı özetleyeyim, cumartesi Fransızca kursumdan sonra Deniz'i anneme bıraktım, doğru dişciye... Arkasından Deniz'in 2 arkadaşı için doğumgünü hediyesi aldım; Tunalı'da avare dolaştım biraz iyi geldi..

Eşim dükkana gidemediği için dükkna gittim biraz kolaaçan ettim bu cumartesi daha uzun kalmak üzere söz vermek zorunda kaldım:-(((

Akşamında sevgili Yalçın-Sinem'in kızları Duru'nun 5. yaşgünü partisi var idi, Eray da geldi, ilk kez çıktı evden.... Keyifli geçti çok, eski dostlarla karşılaştık muhabbet muhabbet derken gecey bitiriverdik. Hepimize iyi geldi bu parti işi de. Sinem'e söz verdim, resimleri inşallah Facebook da yayınlayacağım en yakın zmanda...

pazar günü sabah Noeller geçmiş olsuna geldiler 2 saat kadar çocuklar oynadı, 2 ay olmuş görüşmeyeli?? Arkasından bir komşumuz daha geçmiş olsuna derken, saat 15.00 oldu. Ziyaretlerin arkasından attım kendimi markete 1 haftalık alışveriş, sonra Eray'ın banka işleri (allah a şükür Pazarları açık banka var!) ev toparlama derken Pazar da böyle bitti.

Pazartesi günü akşamı tüm hafta sonu gidemediğim kuaföre gidip,saçlarımı boyattım. Dün Zeynep'in Inkılap T sınavı için yardıma gittim, bugün boşum, yarın Aşk-Memnu adlı tiyatrodayım, Cuma akşamı ise çok sevgili Selda ablamın oğlunun düğünündeyim. Cumartesi Fransızca kursu ve dükkan olayı....

İşte hayatım böyle geçiyor hızlı hızlı... Bu arada hükümet sorunları ile de ilgili içimdekileri yazmak istiyorum ama NO TIMEEEEEE

Şimdilik bu kadar, nane şekeri sobeni yeni gördüm vallahi yazıcam en yakın zamanda...

11 Mart 2008 Salı

Genel vaziyet

Bir koşturmacadır gidiyor hayatım tahmin edeceğiniz üzere, yine de hayattan kopmamaya bakıyorum. Geçenlerde anne babama bir jest yapıp sorunlardan uzaklaşsınlar diye tiyatro bileti almış idim, dün de onla bana jest yaptılar.

Hep birlikte (Eray hariç tabii) rejisini Rutkay Aziz'in yaptığı Roma Hamamı'na gittik, iyi geldi vallahi.

Bugün eve geldim yorgun argın zira iş çıkışı alışverişe gitmiştim bir de markete... Her zamanki gibi Deniz'imi kucakladım önce, sonra hemen defterini açtım, yazdığı bir sayfayı okudum; gözlerim doldu, sizlerle de paylaşmak istedim.

Öğretmeni ailenizi anlatın demiş; bakın neler yazmış Deniz,

Bir de evde kullandığı başka bir defteri var, bakın ona da ne yazmış (geçenlerde aldığım kedi şeklinde kitap ayırıcının şeklini çizmiş aynen)

Bir ara modum olunca geçen haftaki veli toplantısını ve Deniz'in sömestr boyunca yaptıklarını özetleyeceğim. En yakın zamanda.............

6 Mart 2008 Perşembe

Bahtsız bedevi

İşe başlarken yazmıştım ya hani aşağıdaki kadına döner miyim diye, aşağıdaki kadın halt etmiş, beter bir vaziyetdeyim şu anda...............

Sanmayın ki nedeni iş güç, eşim talihsiz bir düşme sonucu dizkapak kemiğini kırdı Pazartesi akşamı, dün bir ameliyat oldu ve 2 günlük hastene yatışımızdan sonra evimizdeyiz son 2 saattir... Hemen kendimi markete attım yaklaşık 1 aylık stok yaptım, zira Eray 1,5 ay evde, aktif iş hayatı ve araba kullanmak yok kesinlikle ;yani Nazlı run run run.................

Arkasından Deniz'in okul servisini organize ettim, 1 hafta ben 1 hafta Eray götürüyor idi. Servise verme işini de kayınvalideme yıkacağım, 10 gün sonra İzmir'e dönecekti ama bu durumda bana ve Eray a yardımcı olması için kalacak..Haftalık rutin kontrollerimiz olacak, bu işi de Nadi ağabeyime yıkacağım mecburen... kafamda tilkiler dört dönüyor anlayacağınız..

Tek çözemediğimiz sorun Eray'ın dükkan işi şu anda, sağ olsun yanında çalışan Murat ağabeye eşi yardımcı oluyor son 3 gündür ama bir yardımcı bulmak zorundayız, 1,5 ay uzun bir süre olduğu için...

An geliyor çok depresif oluyorum tıpkı yukarıdaki kadın gibi, Allah'a soruyorum neden 1 yıl boşta olduğum anda olmadı ki şu iş, herşeyi rahat rahat çözeyim diye.... Sonra kendimi toparlıyorum, halimize şükrediyorum, böyle bir düşme diz üstü yerine kafa üstü olup beyin kanaması da geçirebilirdi canım kocam... Şükürler olsun demeğe çalışıyorum her şeye rağmen........

Nasıl olduğunu da anlatayım, can dostumuz Koray gelmiş idi İstanbul'dan 2 günlüğüe iş için. Eray la karar verdik, Pazartesi akşamı onlar erkek erkeğe maç seyredecekti, Salı da hep beraber takılacaktık Ankara mekanlarında... Koray ile buluşmaya giderken kaldırımın bittiği yerdeki çukura tökezleyerek diz üstü kapak olmuş yere, sonrasında doğru hasteneye. Sonuç, maçı yine birlikte seyrettiler ama hastanede!

Ameliyatla 2 vida ve tellerle kemiklerin bağlantısı yapıldı ve şu anda immobilizer denilen bacağı sabit tutan bir aparat ile duruyor kocişkom,

bir de koltuk değnekleri aldık, hayatımızın en yeni ve önemli konukları şu anda evimizdeki....

Dört gözle Deniz'imi bekliyorum 2 gündür göremedim kuzumu, bakalım ne yapacak babasını görünce???

23 Şubat 2008 Cumartesi

Güneş'in suçu ne?


Şırnak'ın Gabar Dağı'nda 7 Ekim 2007 tarihinde 13 silah arkadaşlarıyla birlikte şehit düşen Komando Er Kasım Aksoy'un kızları 3 yaşındaki Güneş’in çorapsız, 2 yaşındaki Zeliha’nın yırtık çoraplı ayakları herkesin yüreğini dağlamıştı.

TSK'miz uzun süredir beklenen ve ’Güneş Operasyonu’ adı verilen kara harekátını önceki gün başlattı. 3 bini Özel Harekátçı 10 bin kadar asker, çok sayıda tank ve zırhlı araç Derecik bölgesinden Kuzey Irak’a girdi. Biz sıcacık evlerimizde keyif ederken onbinlerce askerimiz; bizim insanımız zor kış şartlarında vatan mücadelesi veriyor şimdi. Ya onları bekleyen ana babalar? Ne yapsınlar, yürekleri ağızlarında, elleri açık dua ediyorlar sanıyorum sürekli. Allah önce askerlerimizin yardımcısı olsun, geride bekleyenlere sabır versin, bilsinler ki bizim de yüreğimiz onlarla beraber eminim benim gibi pek çoğumuz dualarımızı esirgemiyoruz gece gündüz....

Ya Güneş? Güneş ve annesi ne yapsın? Fakirlik yetmiyormuş gibi bir de yetim kaldılar üstüne.... Vicdan azabı içindeyim şu anda... Ucuzluktan Deniz'e gelecek seneye yönelik alışveriş yaptım eve geldim, TV yi açtım, Güneş'i gördüm, iki gözü iki çeşme ağladım; biri bana söyler mi Güneş'in suçu ne?

17 Şubat 2008 Pazar

Kara kış

Bu haftanın gündemi kar idi pek çoğumuz için. Kar kış derken beynim flash back yaptı ve 2 anıyı hatırlattı bana.

Birinci hikaye kankam Mehtap ile İstanbul'da geçiyor. Sanıyorum 2004 kışındayız. Berbat bir hava var İstanbul'da kar kış felaket. Biz ise saat 17.30 da 40 km uzaktaki işimizden eve nasıl varacağımızı planlıyoruz. İki akıllı dedik ki servise binip harap olmayalım, Nebil Bey ile Erenköy'e gidip oradan taksi bulalım. Binbir güçlükle saat 18.45 de vardık Erenköy' e. Başladık taksi beklemeye, kar ve fırtınayı anlatmamın imkanı yok, birbirimize sarılmış kakırdıyoruz meşhur İstanbul lodosunda. Yarım saat boyunca vızır vızır olan yoldan bir tane toplu taşıma aracı veya taksi geçmedi. Taksiden filan vazgeçtik, en sonunda bulduğumuz bir dolmuşa attık kendimizi ki kapısı zor kapandı... Normalde varma mesafemiz 15 dakika Ataşehir'e, ama o yol sürdü herhalde 45 dakika filan...Üstelik eve varamadan Ataşehir'in yarı yolunda indik, zira arabalar üstümüze üstümüze kayıyor. Neyse kendimizi pastanemize atıyor 5 dakika soluklanıyoruz orada ama sonrasında evde çoluk çocuk bekler diye doğru yola. 10 dakikalık yolu birbirimize sarılmış ve yapışık bir şekilde ilerliyoruz korkunç rüzgarda uçmamak için! Sonuçta eve varıyoruz ama herhalde 3 saat sonra filan işten çıktıktan sonra! Bu arada normal servisle gelenler sadece yarım saatlik gecikme ile varıyorlar evlerine, biz akıllıyız ya daha hızlı gelecektik hani:-))))

İkinci anımız çok sevgili üst komşularımızla yaptığımız kızak keyfimiz. Aşağıdaki resimde Selahattin amcamız, Nesrin teyzemiz bulunuyor, öyle güzel günlerimiz oldu ki onlarla birlikte, işte aşağıdaki de bir tanesi.....


Bugün Ankara karlı kaplı bir güne başladı. Dün zaten kar yağacağını bildiğimiz için, Deniz'e kardan adam sözü vermiştim dünden....

Kahvaltı sonrası Zeynep ablamızı da çağırıp kardan adam yapımına başladık. Arada komşularımızdan Selenay 'da katıldı kardan adam yapımına. Kar çok yumuşak olduğu için çok zorlandık, ancak tek bir gövde yapabildik 1 saat içinde.

Gövde yapımından sonra taktık havucu burnuna, zeytinleri gözlerine, e bir de gülen ağız ile işe böyle oldu kardan adamımız...
Çocuklar gibi şendik bugün bu adamı yaparken, ama ben şu anda kara kara yarın işe nasıl gideceğimi düşünüyorum! Bu hafta Deniz'i benim bırakma sıram, hava berbat, bakalım ne yapacağım?

Bu arada kardan adam inşaatı ile ilgili diğer resimler de işte bu linkte,
http://picasaweb.google.com/anteksltd/KardanAdam

12 Şubat 2008 Salı

Annemin karma sergisi

Geçen hafta annemin karma sergisi var idi, “Çağdaş Ressam Kadınlar Derneği” nin 2 senede bir açtığı ve her ressamın sadece 2'şer resimle katıldığı bir sergi bu….

Annem de aşağıdaki resimlerle katıldı ama onun da benim de pek içimize sinmedi bu resimler….


Aslında çok daha güzellerini yaptı ama bunları koydu nedense!

Ressamlık böyle bir şey işte, içinde esenler bir şekilde renklerle açığa çıkıyor, ruh halini yansıtıyor… Annemin de ruh halini yaptığı resimlerden anlayabiliyorum artık.. Bu resimlere pek fazla özenemedi mesela, keyifsizdi geçtiğimiz günlerde...

Sergi herşeye rağmen keyifli geçti, en azından ben çok sevdiğim Selda aplam geldiği için çok mutlu oldum…

Bir de yine çok sevdiğimiz teyze kızı Mevhibe ablayı uzun aradan sonra görmek güzel oldu, sergi ile ilgili resimlerimiz aşağıda...
http://picasaweb.google.com/anteksltd/AnneminKarmaSergisi

İlk günler...

Neyse en zor 2 günü atlattım galiba...

İlk gün inanılmaz idi, Saat 11.00 de girdiğim toplantıdan saat 18.15 de zor çıktım. İlk gün için ne alaka değil mi? Şöyle ki, var olan yazılım sisteminin bir üst versiyonuna geçileceği için bilgisayar firması ile toplantı düzenlenmiş; eh ben de üstüne gelince bütün gün toplantıya dahil oluverdim. Çok güldüm bu işe, çünkü eski işimin son günleri de aynen böyle toplantılarla bitmişti, bıraktığım yerden başladım yani:-)" Hoşgeldin" şeklinde sıcak karşılamaların yanında buz gibi esen rüzgarlar da var, bakalım zaman neler gösterecek? 14 ay sonraki ilk günüm böyle geçti işte.....

Bugün daha konum ile ilgili işleri öğrenmeye başladım, üretime indim, depo alanlarını gezdim sistemi öğrenmeğe çalıştım vs.. İş ortamım hat safhada sessiz, herkes kafasını kaldırmadan çalışıyor bütün gün, eskisi gibi kikirdeyen kızlar yok yani etrafta, çok şaşırdım doğrusu! Tek ses gün boyunca hoparlörden yayımlanan hoş müzikler...

Bu arada yeni iş derken hep eski işim aklıma düştü bugünlerde... Hatta bir de son günüme ait resimlerimi buldum...

Aşağıdaki resim 9 sene çalıştığım firmamdan ayrılacağım son günü canım patronumla çekildi. Gözlerim ağlamaktan şişmiş vaziyetde....

Bu da canım kankam karemelize ile yine çok sevdiğim iş arkadaşlarımdan Pervin ile çekildi... Üçümüz de sarılıp sarılıp ağlaşmıştık o gün....

İşte böyle, bu resimlerin ertesi gününden itibaren buradayım işte.......

10 Şubat 2008 Pazar

Heyecan heyecan heyecan heyecan heyecan

ÇOK HEYECANLIYIMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMM!!!!

Sömestr biterken...

Kartalkaya, İstanbul derken tatilimizn 10 günü zaten şehir dışında geçti.

Kalan günlere ise her güne bir program koyduk, "Don Kişot" ve "Asteriks" e gittik. Annemin karma resim sergisine gittik veeee kitap okuma işine hız verdik. Blogdaşlarım sağ olsun hepsi çok güzel tavsiyelerde bulunmuşlar, henüz hepsini edinemedim tabii ama itina tüm yazılanları not aldım, zaman içerisinde alacağım.

İlk etapta sınıf öğretmeninin hediye ettiği 2 kitabı bitirdik, derken anneannemizin aldığı el yazısı olan bir "Winnie" kitabını okuduk. Bu arada sobem sayesinde Mehtap teyzemizin aldığı "Çıtır Çıtır Felsefe" nin bir serisine başladı, ancak henüz bitiremedi, ama çok sevdi.. Bu arada kendiliğinden kütüphanesinde bulunan (ve benim hiç haz etmediğim hatta nefret ettiğim) "Sizinkiler" serisinin "Aşk dediğin kapı tokmağıdır" kitabını bulup bir çırpıda okuyuverdi... Arkasından tutturdu beni Arcadium'a sürükleyip yine bu seriden bir kitabı aldırıp bugün başladı... Bu durum aynı bana çocuk gibi'nin sobeme yazdığı yazıyı anımsattı, zira kendisi değişik türden kitaplar alarak denememizi tavsiye etmişti. Seçtiği türden hiç hoşlanmamama rağmen okusun da ne okusun şeklinde bulaşmıyorum şu anda...

Ben ise son iki günü daha bir yoğun geçirdim, araya bir diş olayı, blogdaşlarımla buluşma ve eski patronumun oğlunun düğün işini sığdırdım. Yeni işime yönelik tüm hazırlıklarımı tamamladım, 1 haftalık giyeceğimi planlayıp ütüledim veeee dört gözle pazartesiyi bekliyorum, içim kıpır kıpır...