7 Mart 2008 Cuma
6 Mart 2008 Perşembe
Bahtsız bedevi
İşe başlarken yazmıştım ya hani aşağıdaki kadına döner miyim diye, aşağıdaki kadın halt etmiş, beter bir vaziyetdeyim şu anda...............

Sanmayın ki nedeni iş güç, eşim talihsiz bir düşme sonucu dizkapak kemiğini kırdı Pazartesi akşamı, dün bir ameliyat oldu ve 2 günlük hastene yatışımızdan sonra evimizdeyiz son 2 saattir... Hemen kendimi markete attım yaklaşık 1 aylık stok yaptım, zira Eray 1,5 ay evde, aktif iş hayatı ve araba kullanmak yok kesinlikle ;yani Nazlı run run run.................
Arkasından Deniz'in okul servisini organize ettim, 1 hafta ben 1 hafta Eray götürüyor idi. Servise verme işini de kayınvalideme yıkacağım, 10 gün sonra İzmir'e dönecekti ama bu durumda bana ve Eray a yardımcı olması için kalacak..Haftalık rutin kontrollerimiz olacak, bu işi de Nadi ağabeyime yıkacağım mecburen... kafamda tilkiler dört dönüyor anlayacağınız..
Tek çözemediğimiz sorun Eray'ın dükkan işi şu anda, sağ olsun yanında çalışan Murat ağabeye eşi yardımcı oluyor son 3 gündür ama bir yardımcı bulmak zorundayız, 1,5 ay uzun bir süre olduğu için...
An geliyor çok depresif oluyorum tıpkı yukarıdaki kadın gibi, Allah'a soruyorum neden 1 yıl boşta olduğum anda olmadı ki şu iş, herşeyi rahat rahat çözeyim diye.... Sonra kendimi toparlıyorum, halimize şükrediyorum, böyle bir düşme diz üstü yerine kafa üstü olup beyin kanaması da geçirebilirdi canım kocam... Şükürler olsun demeğe çalışıyorum her şeye rağmen........
Nasıl olduğunu da anlatayım, can dostumuz Koray gelmiş idi İstanbul'dan 2 günlüğüe iş için. Eray la karar verdik, Pazartesi akşamı onlar erkek erkeğe maç seyredecekti, Salı da hep beraber takılacaktık Ankara mekanlarında... Koray ile buluşmaya giderken kaldırımın bittiği yerdeki çukura tökezleyerek diz üstü kapak olmuş yere, sonrasında doğru hasteneye. Sonuç, maçı yine birlikte seyrettiler ama hastanede!
Ameliyatla 2 vida ve tellerle kemiklerin bağlantısı yapıldı ve şu anda immobilizer denilen bacağı sabit tutan bir aparat ile duruyor kocişkom,

bir de koltuk değnekleri aldık, hayatımızın en yeni ve önemli konukları şu anda evimizdeki....

Dört gözle Deniz'imi bekliyorum 2 gündür göremedim kuzumu, bakalım ne yapacak babasını görünce???

Sanmayın ki nedeni iş güç, eşim talihsiz bir düşme sonucu dizkapak kemiğini kırdı Pazartesi akşamı, dün bir ameliyat oldu ve 2 günlük hastene yatışımızdan sonra evimizdeyiz son 2 saattir... Hemen kendimi markete attım yaklaşık 1 aylık stok yaptım, zira Eray 1,5 ay evde, aktif iş hayatı ve araba kullanmak yok kesinlikle ;yani Nazlı run run run.................
Arkasından Deniz'in okul servisini organize ettim, 1 hafta ben 1 hafta Eray götürüyor idi. Servise verme işini de kayınvalideme yıkacağım, 10 gün sonra İzmir'e dönecekti ama bu durumda bana ve Eray a yardımcı olması için kalacak..Haftalık rutin kontrollerimiz olacak, bu işi de Nadi ağabeyime yıkacağım mecburen... kafamda tilkiler dört dönüyor anlayacağınız..
Tek çözemediğimiz sorun Eray'ın dükkan işi şu anda, sağ olsun yanında çalışan Murat ağabeye eşi yardımcı oluyor son 3 gündür ama bir yardımcı bulmak zorundayız, 1,5 ay uzun bir süre olduğu için...
An geliyor çok depresif oluyorum tıpkı yukarıdaki kadın gibi, Allah'a soruyorum neden 1 yıl boşta olduğum anda olmadı ki şu iş, herşeyi rahat rahat çözeyim diye.... Sonra kendimi toparlıyorum, halimize şükrediyorum, böyle bir düşme diz üstü yerine kafa üstü olup beyin kanaması da geçirebilirdi canım kocam... Şükürler olsun demeğe çalışıyorum her şeye rağmen........
Nasıl olduğunu da anlatayım, can dostumuz Koray gelmiş idi İstanbul'dan 2 günlüğüe iş için. Eray la karar verdik, Pazartesi akşamı onlar erkek erkeğe maç seyredecekti, Salı da hep beraber takılacaktık Ankara mekanlarında... Koray ile buluşmaya giderken kaldırımın bittiği yerdeki çukura tökezleyerek diz üstü kapak olmuş yere, sonrasında doğru hasteneye. Sonuç, maçı yine birlikte seyrettiler ama hastanede!
Ameliyatla 2 vida ve tellerle kemiklerin bağlantısı yapıldı ve şu anda immobilizer denilen bacağı sabit tutan bir aparat ile duruyor kocişkom,
bir de koltuk değnekleri aldık, hayatımızın en yeni ve önemli konukları şu anda evimizdeki....
Dört gözle Deniz'imi bekliyorum 2 gündür göremedim kuzumu, bakalım ne yapacak babasını görünce???
23 Şubat 2008 Cumartesi
Güneş'in suçu ne?

Şırnak'ın Gabar Dağı'nda 7 Ekim 2007 tarihinde 13 silah arkadaşlarıyla birlikte şehit düşen Komando Er Kasım Aksoy'un kızları 3 yaşındaki Güneş’in çorapsız, 2 yaşındaki Zeliha’nın yırtık çoraplı ayakları herkesin yüreğini dağlamıştı.
TSK'miz uzun süredir beklenen ve ’Güneş Operasyonu’ adı verilen kara harekátını önceki gün başlattı. 3 bini Özel Harekátçı 10 bin kadar asker, çok sayıda tank ve zırhlı araç Derecik bölgesinden Kuzey Irak’a girdi. Biz sıcacık evlerimizde keyif ederken onbinlerce askerimiz; bizim insanımız zor kış şartlarında vatan mücadelesi veriyor şimdi. Ya onları bekleyen ana babalar? Ne yapsınlar, yürekleri ağızlarında, elleri açık dua ediyorlar sanıyorum sürekli. Allah önce askerlerimizin yardımcısı olsun, geride bekleyenlere sabır versin, bilsinler ki bizim de yüreğimiz onlarla beraber eminim benim gibi pek çoğumuz dualarımızı esirgemiyoruz gece gündüz....
Ya Güneş? Güneş ve annesi ne yapsın? Fakirlik yetmiyormuş gibi bir de yetim kaldılar üstüne.... Vicdan azabı içindeyim şu anda... Ucuzluktan Deniz'e gelecek seneye yönelik alışveriş yaptım eve geldim, TV yi açtım, Güneş'i gördüm, iki gözü iki çeşme ağladım; biri bana söyler mi Güneş'in suçu ne?
17 Şubat 2008 Pazar
Kara kış
Bu haftanın gündemi kar idi pek çoğumuz için. Kar kış derken beynim flash back yaptı ve 2 anıyı hatırlattı bana.
Birinci hikaye kankam Mehtap ile İstanbul'da geçiyor. Sanıyorum 2004 kışındayız. Berbat bir hava var İstanbul'da kar kış felaket. Biz ise saat 17.30 da 40 km uzaktaki işimizden eve nasıl varacağımızı planlıyoruz. İki akıllı dedik ki servise binip harap olmayalım, Nebil Bey ile Erenköy'e gidip oradan taksi bulalım. Binbir güçlükle saat 18.45 de vardık Erenköy' e. Başladık taksi beklemeye, kar ve fırtınayı anlatmamın imkanı yok, birbirimize sarılmış kakırdıyoruz meşhur İstanbul lodosunda. Yarım saat boyunca vızır vızır olan yoldan bir tane toplu taşıma aracı veya taksi geçmedi. Taksiden filan vazgeçtik, en sonunda bulduğumuz bir dolmuşa attık kendimizi ki kapısı zor kapandı... Normalde varma mesafemiz 15 dakika Ataşehir'e, ama o yol sürdü herhalde 45 dakika filan...Üstelik eve varamadan Ataşehir'in yarı yolunda indik, zira arabalar üstümüze üstümüze kayıyor. Neyse kendimizi pastanemize atıyor 5 dakika soluklanıyoruz orada ama sonrasında evde çoluk çocuk bekler diye doğru yola. 10 dakikalık yolu birbirimize sarılmış ve yapışık bir şekilde ilerliyoruz korkunç rüzgarda uçmamak için! Sonuçta eve varıyoruz ama herhalde 3 saat sonra filan işten çıktıktan sonra! Bu arada normal servisle gelenler sadece yarım saatlik gecikme ile varıyorlar evlerine, biz akıllıyız ya daha hızlı gelecektik hani:-))))
İkinci anımız çok sevgili üst komşularımızla yaptığımız kızak keyfimiz. Aşağıdaki resimde Selahattin amcamız, Nesrin teyzemiz bulunuyor, öyle güzel günlerimiz oldu ki onlarla birlikte, işte aşağıdaki de bir tanesi.....


Birinci hikaye kankam Mehtap ile İstanbul'da geçiyor. Sanıyorum 2004 kışındayız. Berbat bir hava var İstanbul'da kar kış felaket. Biz ise saat 17.30 da 40 km uzaktaki işimizden eve nasıl varacağımızı planlıyoruz. İki akıllı dedik ki servise binip harap olmayalım, Nebil Bey ile Erenköy'e gidip oradan taksi bulalım. Binbir güçlükle saat 18.45 de vardık Erenköy' e. Başladık taksi beklemeye, kar ve fırtınayı anlatmamın imkanı yok, birbirimize sarılmış kakırdıyoruz meşhur İstanbul lodosunda. Yarım saat boyunca vızır vızır olan yoldan bir tane toplu taşıma aracı veya taksi geçmedi. Taksiden filan vazgeçtik, en sonunda bulduğumuz bir dolmuşa attık kendimizi ki kapısı zor kapandı... Normalde varma mesafemiz 15 dakika Ataşehir'e, ama o yol sürdü herhalde 45 dakika filan...Üstelik eve varamadan Ataşehir'in yarı yolunda indik, zira arabalar üstümüze üstümüze kayıyor. Neyse kendimizi pastanemize atıyor 5 dakika soluklanıyoruz orada ama sonrasında evde çoluk çocuk bekler diye doğru yola. 10 dakikalık yolu birbirimize sarılmış ve yapışık bir şekilde ilerliyoruz korkunç rüzgarda uçmamak için! Sonuçta eve varıyoruz ama herhalde 3 saat sonra filan işten çıktıktan sonra! Bu arada normal servisle gelenler sadece yarım saatlik gecikme ile varıyorlar evlerine, biz akıllıyız ya daha hızlı gelecektik hani:-))))
İkinci anımız çok sevgili üst komşularımızla yaptığımız kızak keyfimiz. Aşağıdaki resimde Selahattin amcamız, Nesrin teyzemiz bulunuyor, öyle güzel günlerimiz oldu ki onlarla birlikte, işte aşağıdaki de bir tanesi.....
Bugün Ankara karlı kaplı bir güne başladı. Dün zaten kar yağacağını bildiğimiz için, Deniz'e kardan adam sözü vermiştim dünden....
Kahvaltı sonrası Zeynep ablamızı da çağırıp kardan adam yapımına başladık. Arada komşularımızdan Selenay 'da katıldı kardan adam yapımına. Kar çok yumuşak olduğu için çok zorlandık, ancak tek bir gövde yapabildik 1 saat içinde.
Gövde yapımından sonra taktık havucu burnuna, zeytinleri gözlerine, e bir de gülen ağız ile işe böyle oldu kardan adamımız...
Çocuklar gibi şendik bugün bu adamı yaparken, ama ben şu anda kara kara yarın işe nasıl gideceğimi düşünüyorum! Bu hafta Deniz'i benim bırakma sıram, hava berbat, bakalım ne yapacağım?
Bu arada kardan adam inşaatı ile ilgili diğer resimler de işte bu linkte,
http://picasaweb.google.com/anteksltd/KardanAdam
Kahvaltı sonrası Zeynep ablamızı da çağırıp kardan adam yapımına başladık. Arada komşularımızdan Selenay 'da katıldı kardan adam yapımına. Kar çok yumuşak olduğu için çok zorlandık, ancak tek bir gövde yapabildik 1 saat içinde.
Gövde yapımından sonra taktık havucu burnuna, zeytinleri gözlerine, e bir de gülen ağız ile işe böyle oldu kardan adamımız...
Çocuklar gibi şendik bugün bu adamı yaparken, ama ben şu anda kara kara yarın işe nasıl gideceğimi düşünüyorum! Bu hafta Deniz'i benim bırakma sıram, hava berbat, bakalım ne yapacağım?
Bu arada kardan adam inşaatı ile ilgili diğer resimler de işte bu linkte,
http://picasaweb.google.com/anteksltd/KardanAdam
12 Şubat 2008 Salı
Annemin karma sergisi
Geçen hafta annemin karma sergisi var idi, “Çağdaş Ressam Kadınlar Derneği” nin 2 senede bir açtığı ve her ressamın sadece 2'şer resimle katıldığı bir sergi bu….
Annem de aşağıdaki resimlerle katıldı ama onun da benim de pek içimize sinmedi bu resimler….


Aslında çok daha güzellerini yaptı ama bunları koydu nedense!
Ressamlık böyle bir şey işte, içinde esenler bir şekilde renklerle açığa çıkıyor, ruh halini yansıtıyor… Annemin de ruh halini yaptığı resimlerden anlayabiliyorum artık.. Bu resimlere pek fazla özenemedi mesela, keyifsizdi geçtiğimiz günlerde...
Sergi herşeye rağmen keyifli geçti, en azından ben çok sevdiğim Selda aplam geldiği için çok mutlu oldum…
Bir de yine çok sevdiğimiz teyze kızı Mevhibe ablayı uzun aradan sonra görmek güzel oldu, sergi ile ilgili resimlerimiz aşağıda...
http://picasaweb.google.com/anteksltd/AnneminKarmaSergisi
Annem de aşağıdaki resimlerle katıldı ama onun da benim de pek içimize sinmedi bu resimler….
Aslında çok daha güzellerini yaptı ama bunları koydu nedense!
Ressamlık böyle bir şey işte, içinde esenler bir şekilde renklerle açığa çıkıyor, ruh halini yansıtıyor… Annemin de ruh halini yaptığı resimlerden anlayabiliyorum artık.. Bu resimlere pek fazla özenemedi mesela, keyifsizdi geçtiğimiz günlerde...
Sergi herşeye rağmen keyifli geçti, en azından ben çok sevdiğim Selda aplam geldiği için çok mutlu oldum…
Bir de yine çok sevdiğimiz teyze kızı Mevhibe ablayı uzun aradan sonra görmek güzel oldu, sergi ile ilgili resimlerimiz aşağıda...
http://picasaweb.google.com/anteksltd/AnneminKarmaSergisi
İlk günler...
Neyse en zor 2 günü atlattım galiba...
İlk gün inanılmaz idi, Saat 11.00 de girdiğim toplantıdan saat 18.15 de zor çıktım. İlk gün için ne alaka değil mi? Şöyle ki, var olan yazılım sisteminin bir üst versiyonuna geçileceği için bilgisayar firması ile toplantı düzenlenmiş; eh ben de üstüne gelince bütün gün toplantıya dahil oluverdim. Çok güldüm bu işe, çünkü eski işimin son günleri de aynen böyle toplantılarla bitmişti, bıraktığım yerden başladım yani:-)" Hoşgeldin" şeklinde sıcak karşılamaların yanında buz gibi esen rüzgarlar da var, bakalım zaman neler gösterecek? 14 ay sonraki ilk günüm böyle geçti işte.....
Bugün daha konum ile ilgili işleri öğrenmeye başladım, üretime indim, depo alanlarını gezdim sistemi öğrenmeğe çalıştım vs.. İş ortamım hat safhada sessiz, herkes kafasını kaldırmadan çalışıyor bütün gün, eskisi gibi kikirdeyen kızlar yok yani etrafta, çok şaşırdım doğrusu! Tek ses gün boyunca hoparlörden yayımlanan hoş müzikler...
Bu arada yeni iş derken hep eski işim aklıma düştü bugünlerde... Hatta bir de son günüme ait resimlerimi buldum...
Aşağıdaki resim 9 sene çalıştığım firmamdan ayrılacağım son günü canım patronumla çekildi. Gözlerim ağlamaktan şişmiş vaziyetde....

Bu da canım kankam karemelize ile yine çok sevdiğim iş arkadaşlarımdan Pervin ile çekildi... Üçümüz de sarılıp sarılıp ağlaşmıştık o gün....

İşte böyle, bu resimlerin ertesi gününden itibaren buradayım işte.......
İlk gün inanılmaz idi, Saat 11.00 de girdiğim toplantıdan saat 18.15 de zor çıktım. İlk gün için ne alaka değil mi? Şöyle ki, var olan yazılım sisteminin bir üst versiyonuna geçileceği için bilgisayar firması ile toplantı düzenlenmiş; eh ben de üstüne gelince bütün gün toplantıya dahil oluverdim. Çok güldüm bu işe, çünkü eski işimin son günleri de aynen böyle toplantılarla bitmişti, bıraktığım yerden başladım yani:-)" Hoşgeldin" şeklinde sıcak karşılamaların yanında buz gibi esen rüzgarlar da var, bakalım zaman neler gösterecek? 14 ay sonraki ilk günüm böyle geçti işte.....
Bugün daha konum ile ilgili işleri öğrenmeye başladım, üretime indim, depo alanlarını gezdim sistemi öğrenmeğe çalıştım vs.. İş ortamım hat safhada sessiz, herkes kafasını kaldırmadan çalışıyor bütün gün, eskisi gibi kikirdeyen kızlar yok yani etrafta, çok şaşırdım doğrusu! Tek ses gün boyunca hoparlörden yayımlanan hoş müzikler...
Bu arada yeni iş derken hep eski işim aklıma düştü bugünlerde... Hatta bir de son günüme ait resimlerimi buldum...
Aşağıdaki resim 9 sene çalıştığım firmamdan ayrılacağım son günü canım patronumla çekildi. Gözlerim ağlamaktan şişmiş vaziyetde....
Bu da canım kankam karemelize ile yine çok sevdiğim iş arkadaşlarımdan Pervin ile çekildi... Üçümüz de sarılıp sarılıp ağlaşmıştık o gün....
İşte böyle, bu resimlerin ertesi gününden itibaren buradayım işte.......
10 Şubat 2008 Pazar
Sömestr biterken...
Kartalkaya, İstanbul derken tatilimizn 10 günü zaten şehir dışında geçti.
Kalan günlere ise her güne bir program koyduk, "Don Kişot" ve "Asteriks" e gittik. Annemin karma resim sergisine gittik veeee kitap okuma işine hız verdik. Blogdaşlarım sağ olsun hepsi çok güzel tavsiyelerde bulunmuşlar, henüz hepsini edinemedim tabii ama itina tüm yazılanları not aldım, zaman içerisinde alacağım.
İlk etapta sınıf öğretmeninin hediye ettiği 2 kitabı bitirdik, derken anneannemizin aldığı el yazısı olan bir "Winnie" kitabını okuduk. Bu arada sobem sayesinde Mehtap teyzemizin aldığı "Çıtır Çıtır Felsefe" nin bir serisine başladı, ancak henüz bitiremedi, ama çok sevdi.. Bu arada kendiliğinden kütüphanesinde bulunan (ve benim hiç haz etmediğim hatta nefret ettiğim) "Sizinkiler" serisinin "Aşk dediğin kapı tokmağıdır" kitabını bulup bir çırpıda okuyuverdi... Arkasından tutturdu beni Arcadium'a sürükleyip yine bu seriden bir kitabı aldırıp bugün başladı... Bu durum aynı bana çocuk gibi'nin sobeme yazdığı yazıyı anımsattı, zira kendisi değişik türden kitaplar alarak denememizi tavsiye etmişti. Seçtiği türden hiç hoşlanmamama rağmen okusun da ne okusun şeklinde bulaşmıyorum şu anda...
Ben ise son iki günü daha bir yoğun geçirdim, araya bir diş olayı, blogdaşlarımla buluşma ve eski patronumun oğlunun düğün işini sığdırdım. Yeni işime yönelik tüm hazırlıklarımı tamamladım, 1 haftalık giyeceğimi planlayıp ütüledim veeee dört gözle pazartesiyi bekliyorum, içim kıpır kıpır...
Kalan günlere ise her güne bir program koyduk, "Don Kişot" ve "Asteriks" e gittik. Annemin karma resim sergisine gittik veeee kitap okuma işine hız verdik. Blogdaşlarım sağ olsun hepsi çok güzel tavsiyelerde bulunmuşlar, henüz hepsini edinemedim tabii ama itina tüm yazılanları not aldım, zaman içerisinde alacağım.
İlk etapta sınıf öğretmeninin hediye ettiği 2 kitabı bitirdik, derken anneannemizin aldığı el yazısı olan bir "Winnie" kitabını okuduk. Bu arada sobem sayesinde Mehtap teyzemizin aldığı "Çıtır Çıtır Felsefe" nin bir serisine başladı, ancak henüz bitiremedi, ama çok sevdi.. Bu arada kendiliğinden kütüphanesinde bulunan (ve benim hiç haz etmediğim hatta nefret ettiğim) "Sizinkiler" serisinin "Aşk dediğin kapı tokmağıdır" kitabını bulup bir çırpıda okuyuverdi... Arkasından tutturdu beni Arcadium'a sürükleyip yine bu seriden bir kitabı aldırıp bugün başladı... Bu durum aynı bana çocuk gibi'nin sobeme yazdığı yazıyı anımsattı, zira kendisi değişik türden kitaplar alarak denememizi tavsiye etmişti. Seçtiği türden hiç hoşlanmamama rağmen okusun da ne okusun şeklinde bulaşmıyorum şu anda...
Ben ise son iki günü daha bir yoğun geçirdim, araya bir diş olayı, blogdaşlarımla buluşma ve eski patronumun oğlunun düğün işini sığdırdım. Yeni işime yönelik tüm hazırlıklarımı tamamladım, 1 haftalık giyeceğimi planlayıp ütüledim veeee dört gözle pazartesiyi bekliyorum, içim kıpır kıpır...
9 Şubat 2008 Cumartesi
İstanbul kaçamağı
Kartalkaya sonrası Deniz ile Mehtap kankalarımıza 2 günlük bir İstanbul gezisi yaptık. Vardığımız akşam eski patronlarımdan babam gibi sevdiğim Semih Bey ile Tuzla’da akşam yemeği yedik… Yeni başlayacağım işim ile ilgili koyu bir sohbet yapıp feyz aldım Semih Bey'den...

Bizler külli muhabbetde iken, çocuklarımız da ayrı bir masada oyun kurdular, sohbet ettiler; tıpkı bizim gibi onlar da hasret giderdiler...
Pazar günü Koray'cığımız sağ olsun çocuklara bakım işini üstlenirken,biz de attık kendimizi yeni açılan Meydan’a… Sonra da İkea’ya, hani şu 1 yıldır aradığım meşhur çamaşır sepeti olayı vardı ya, tabii ki İkea’da çözüldü…. Sonrasında havanın da güzelliğinden faydalanıp sahil yolunda Suadiye cafe'de leziz bir öğle yemeği yedik. Son zamanların şirket dedikoduları, kankamdan alınan yeni işime yönelik tavsiyeler, Amsterdam planı, yaz tatili planı vs derken bir solukta geçti o günde...
Ertesi gün ise iş koşuşturmacısı ile geçti ve böylece bir İstanbul gezimiz daha sona erdi, muhabbetlerimizin tadı yine damağımda kalarak....
Neyse çok yakında devamı olacak bu muhabbetlerin, bu sefer Ankara’da… Bekliyoruz kankalar.............
Bizler külli muhabbetde iken, çocuklarımız da ayrı bir masada oyun kurdular, sohbet ettiler; tıpkı bizim gibi onlar da hasret giderdiler...
Pazar günü Koray'cığımız sağ olsun çocuklara bakım işini üstlenirken,biz de attık kendimizi yeni açılan Meydan’a… Sonra da İkea’ya, hani şu 1 yıldır aradığım meşhur çamaşır sepeti olayı vardı ya, tabii ki İkea’da çözüldü…. Sonrasında havanın da güzelliğinden faydalanıp sahil yolunda Suadiye cafe'de leziz bir öğle yemeği yedik. Son zamanların şirket dedikoduları, kankamdan alınan yeni işime yönelik tavsiyeler, Amsterdam planı, yaz tatili planı vs derken bir solukta geçti o günde...
Ertesi gün ise iş koşuşturmacısı ile geçti ve böylece bir İstanbul gezimiz daha sona erdi, muhabbetlerimizin tadı yine damağımda kalarak....
Neyse çok yakında devamı olacak bu muhabbetlerin, bu sefer Ankara’da… Bekliyoruz kankalar.............
6 Şubat 2008 Çarşamba
Kartalkaya
Biz bu sene ilk defa kış seyahatine çıktık Zeynep ablamızın okul gezisi ile... Kartalkaya Grand Otel de idik 4 günlüğüne... Odada ben, Deniz, Zeynep, Zeynep'in çocukluk arkadaşı Ali Can ile kaldık...
Bu vesile ile Deniz için de tabii ki kayağı bir denesin istedik..

Daha önceki yazımda yazmış idim, Deniz 'in bu işi sevmeyeceğinden emindim, çünkü çocuğumu iyi tanıyorum. Birincisi giyinmekten nefret eder, Deniz'i tanıyanlar çok iyi bilir bu konuyu... Kışlık yün kazağı bile nadiren giydirebilirim Deniz'e...İkincisi hem ödlek hem inanılmaz temnkinlidir. İlk yürümeğe başladığında halıdan parkeye bile geçerken ince hesaplar yapan bir çocuk idi kendisi... Attığı adıma müthiş dikkat eder..
neyse uzatmayalım, 4 kişilk bir kayak dersine soktum onu ikinci gün ve ben de yukarıda bir pencereden takip ettim dersi. Gülmekten yerlere yattım izlerken, ders boyunca herkes gösterilen hareketleri yapabilirken bir tek benim çocuğum yapamadı, hoca sürekli onunla ilgilenmek zorunda kaldı:-)))) Ders sonrası onu karşılamaya gittiğimde ilk lafı " Anne sevmedim hiç ben bu işi istemiyorum, zaten hiç bir hareketi de yapamadım" oldu. Ne yapalım denedik olmadı, herkes herşeyi yapacak değil ya, hemen kapattık bu sayfayı...
Bu arada İstanbul'dan Mete dayılarımızla orada birlikte olmak müthiş keyif oldu bizim için, kuzenler hasret giderdi, kayak dersine girdi, biz de bol bol muhabbet ettik hep birlikte...

Aynı gün akşam üstü bu sefer ben denedim ve ilk dersimi aldım. Ders boyunca pencereden Deniz'i izlediğim ve güldüğüm için kendimi çok kötü hissetiim zira ben de pek başarılı olamadım gibi geldi ilk derste....
Düşündüm taşındım, olmaz dedim, bir kere de karar verilmez, bir ders daha almalıyım dedim ama ertesi gün şansıma kar fırtınasından dolayı pistler kapandı, tüm dersler iptal edildi...
sonraki gün sabah ikinci dersimi aldım, baby lift pistinde. Lifti ilk tutuşum tamamen faul, hooop tepetaklağım... Neyse sonrası iyi gitti, kaymanın keyfine vardım...
Akşam üstü bir ders daha aldım ve daha da keyifli geldi. Nasıl, fena değilim di mi?

tatilin keyfine en çok Zeynep ile Ali Can vardı, sabah kahvaltı sonrası 10.00 da başlayan kayak keyifleri öğle yemeğine kadar sürdü. Yemek sonrası tekrar çıkıp akşam üstü saatlerine kadar yine kaydılar.... Biz ise ana kız kah derslerde, kah çocukların peşinde, bir kaç kez havuzda, Mete ağabeylerimle bol sohbet, muhabbet derken tatilimizi tamamladık. Son gün akşamı Zeynep'imizin rahatsızlanması ile keyfimiz kaçtı ama neyse ki sağ salim vardık hepimiz...
tadı damağımda kaldı bu kayak işi benim, bu kış bir kaç ders daha alabilsem diyorum ama zor gözüküyor, bakalım???
Bu arada bu tatile ait resimlerin devamı aşağıda...Hayatımın en büyük gafını yaptım bu tatilde, makinamın şarjını unuttuğum için ilk 2 güne resim çekebildim sadece:-(
http://picasaweb.google.com/anteksltd/Kartalkaya
Bu vesile ile Deniz için de tabii ki kayağı bir denesin istedik..
Daha önceki yazımda yazmış idim, Deniz 'in bu işi sevmeyeceğinden emindim, çünkü çocuğumu iyi tanıyorum. Birincisi giyinmekten nefret eder, Deniz'i tanıyanlar çok iyi bilir bu konuyu... Kışlık yün kazağı bile nadiren giydirebilirim Deniz'e...İkincisi hem ödlek hem inanılmaz temnkinlidir. İlk yürümeğe başladığında halıdan parkeye bile geçerken ince hesaplar yapan bir çocuk idi kendisi... Attığı adıma müthiş dikkat eder..
neyse uzatmayalım, 4 kişilk bir kayak dersine soktum onu ikinci gün ve ben de yukarıda bir pencereden takip ettim dersi. Gülmekten yerlere yattım izlerken, ders boyunca herkes gösterilen hareketleri yapabilirken bir tek benim çocuğum yapamadı, hoca sürekli onunla ilgilenmek zorunda kaldı:-)))) Ders sonrası onu karşılamaya gittiğimde ilk lafı " Anne sevmedim hiç ben bu işi istemiyorum, zaten hiç bir hareketi de yapamadım" oldu. Ne yapalım denedik olmadı, herkes herşeyi yapacak değil ya, hemen kapattık bu sayfayı...
Bu arada İstanbul'dan Mete dayılarımızla orada birlikte olmak müthiş keyif oldu bizim için, kuzenler hasret giderdi, kayak dersine girdi, biz de bol bol muhabbet ettik hep birlikte...
Aynı gün akşam üstü bu sefer ben denedim ve ilk dersimi aldım. Ders boyunca pencereden Deniz'i izlediğim ve güldüğüm için kendimi çok kötü hissetiim zira ben de pek başarılı olamadım gibi geldi ilk derste....
Düşündüm taşındım, olmaz dedim, bir kere de karar verilmez, bir ders daha almalıyım dedim ama ertesi gün şansıma kar fırtınasından dolayı pistler kapandı, tüm dersler iptal edildi...
sonraki gün sabah ikinci dersimi aldım, baby lift pistinde. Lifti ilk tutuşum tamamen faul, hooop tepetaklağım... Neyse sonrası iyi gitti, kaymanın keyfine vardım...
Akşam üstü bir ders daha aldım ve daha da keyifli geldi. Nasıl, fena değilim di mi?
tatilin keyfine en çok Zeynep ile Ali Can vardı, sabah kahvaltı sonrası 10.00 da başlayan kayak keyifleri öğle yemeğine kadar sürdü. Yemek sonrası tekrar çıkıp akşam üstü saatlerine kadar yine kaydılar.... Biz ise ana kız kah derslerde, kah çocukların peşinde, bir kaç kez havuzda, Mete ağabeylerimle bol sohbet, muhabbet derken tatilimizi tamamladık. Son gün akşamı Zeynep'imizin rahatsızlanması ile keyfimiz kaçtı ama neyse ki sağ salim vardık hepimiz...
tadı damağımda kaldı bu kayak işi benim, bu kış bir kaç ders daha alabilsem diyorum ama zor gözüküyor, bakalım???
Bu arada bu tatile ait resimlerin devamı aşağıda...Hayatımın en büyük gafını yaptım bu tatilde, makinamın şarjını unuttuğum için ilk 2 güne resim çekebildim sadece:-(
http://picasaweb.google.com/anteksltd/Kartalkaya
1 Şubat 2008 Cuma
İlk Karnemiz
İlk karnemizi aldık biz, veliler resimlerini çekmek istediklerinden dolayı 1. ve 2. sınıflara karneleri konferans salonunda törenle verildi. İşte o günden kareler....
Deniz adının anons edilmesini beklerken....

Deniz sınıf öğretmeninden karnesini alırken....

Deniz karnesini aldıktan sonra incelerken....

Veeee sınıf öğretmeni ile.....

Sınıf öğretmeni ben de isterim bu resimlerden diyince, akşamında hemen e-mail ile gönderdik resimleri. Deniz yazdı e-maili ve şöyle dedi "Öğretmenim tatilde sizi çokkk özleyeceğim"
Bu arada karne nasıl mı??? İlkokul 1. sınıf nasıl olması gerekiyorsa öyle işte:-)))
Deniz adının anons edilmesini beklerken....
Deniz sınıf öğretmeninden karnesini alırken....
Deniz karnesini aldıktan sonra incelerken....
Veeee sınıf öğretmeni ile.....
Sınıf öğretmeni ben de isterim bu resimlerden diyince, akşamında hemen e-mail ile gönderdik resimleri. Deniz yazdı e-maili ve şöyle dedi "Öğretmenim tatilde sizi çokkk özleyeceğim"
Bu arada karne nasıl mı??? İlkokul 1. sınıf nasıl olması gerekiyorsa öyle işte:-)))
25 Ocak 2008 Cuma
Deniz ne Okusun?
Bu yazıyı karamelizenin annelerin eğitim imecesi yazısından esinlerek yayınlıyorum. Bu yazı sayesinde biz anneler birbirimiz ile çocuk sitelerini paylaşmıştık....
Malum bugün çocuklar karne alıyor, sömestr tatili başlıyor...Tatilimizn her gününü şimdiden doldurduk. Pazar-Perşembe arası yeğeim zeynep'in okul turu ile Kartalkaya'ya kayağa gidiyoruz, Deniz ben ve Zeynep, babamız gelemiyor maalesef... Kayak bizim için ilk tecrübe, bakalım ben de sonucu çok merak ediyorum. Deniz ise kayaktan çok havuza gireceği için heyecanlı ama ben tüm şartları zorlayıp kayak öğrenmesi için mücadele vereceğim. Bakalım anneler bilir, bizim isteğimiz ile olmuyr hiç bir şey, bakalım kendisi kayağı sevecek mi??? Ben biraz olumsuzum açıkcası...
Kartalkaya sonrası 3 gün İstanbul ziyaretimiz olacak, iş öncesi dostlara bir kez daha merhaba demek ve biraz da işsel meseleler için....
Geriye kalıyor 5 gün bize evde, eh 5 gün dediğin nedir ki, o da göz açıp kapayıncaya kadar geçecektir. 11 Şubat yeni bir sayfa, Deniz okula annesi yeni işe....
neyse efendim konuyu dağıtmayalım, annelerin eğitim imecesi dedik, sömestr tatili dedik, konu nereye gidecek? Deniz Aralık başı itibarı ile okumayı söktüğü için harıl harıl kitap alıyorum ona, yeter ki okusun diye... Önceden de yazmış idim, Bay Majör serisi bu anlamda çok güzel, 2 tanesi kaldı almadığımız onu da karne hediyesi olarak alacağız... Okulumuz da ilk okunacak seriler için de Uçan balık serisini tavsiye ediyor...Bu arada artık ben yavaş yavaş daha uzun klasik romanlara geçelim diyorum, bu anlamda Polyanna'yı, Çocuk Kalbi ve Küçük Prens'i aldım... Polyanna'yı okuduk bile, daha doğrusu ben ona okudum Ekim ayında...
İşte bu anlamda sizlerden kitap tavsiyesi isteyeceğim. eğitim imecesi başlatan canım kankam karamelize'yi, iyi bir kitap takipcisi olduğunu düşündüğüm sevgili deniz'i, benden çok daha fazla tecrübeli bir anne olduğu için sevgili kıymet'i, yine benden tecrübeli sevgili perili köşk'ü ve kızı ile diyaloğunu çok keyifle takip ettiğim sevgili çocuk gibi'yi sobeliyorum. Hadi bakalım tavsiyelerinizi görelim, DENİZ NE OKUSUN?
Malum bugün çocuklar karne alıyor, sömestr tatili başlıyor...Tatilimizn her gününü şimdiden doldurduk. Pazar-Perşembe arası yeğeim zeynep'in okul turu ile Kartalkaya'ya kayağa gidiyoruz, Deniz ben ve Zeynep, babamız gelemiyor maalesef... Kayak bizim için ilk tecrübe, bakalım ben de sonucu çok merak ediyorum. Deniz ise kayaktan çok havuza gireceği için heyecanlı ama ben tüm şartları zorlayıp kayak öğrenmesi için mücadele vereceğim. Bakalım anneler bilir, bizim isteğimiz ile olmuyr hiç bir şey, bakalım kendisi kayağı sevecek mi??? Ben biraz olumsuzum açıkcası...
Kartalkaya sonrası 3 gün İstanbul ziyaretimiz olacak, iş öncesi dostlara bir kez daha merhaba demek ve biraz da işsel meseleler için....
Geriye kalıyor 5 gün bize evde, eh 5 gün dediğin nedir ki, o da göz açıp kapayıncaya kadar geçecektir. 11 Şubat yeni bir sayfa, Deniz okula annesi yeni işe....
neyse efendim konuyu dağıtmayalım, annelerin eğitim imecesi dedik, sömestr tatili dedik, konu nereye gidecek? Deniz Aralık başı itibarı ile okumayı söktüğü için harıl harıl kitap alıyorum ona, yeter ki okusun diye... Önceden de yazmış idim, Bay Majör serisi bu anlamda çok güzel, 2 tanesi kaldı almadığımız onu da karne hediyesi olarak alacağız... Okulumuz da ilk okunacak seriler için de Uçan balık serisini tavsiye ediyor...Bu arada artık ben yavaş yavaş daha uzun klasik romanlara geçelim diyorum, bu anlamda Polyanna'yı, Çocuk Kalbi ve Küçük Prens'i aldım... Polyanna'yı okuduk bile, daha doğrusu ben ona okudum Ekim ayında...
İşte bu anlamda sizlerden kitap tavsiyesi isteyeceğim. eğitim imecesi başlatan canım kankam karamelize'yi, iyi bir kitap takipcisi olduğunu düşündüğüm sevgili deniz'i, benden çok daha fazla tecrübeli bir anne olduğu için sevgili kıymet'i, yine benden tecrübeli sevgili perili köşk'ü ve kızı ile diyaloğunu çok keyifle takip ettiğim sevgili çocuk gibi'yi sobeliyorum. Hadi bakalım tavsiyelerinizi görelim, DENİZ NE OKUSUN?
23 Ocak 2008 Çarşamba
Sobelenmişim, haberim yok!
Sevgili zamandan sızan sobelemiş beni hem de 13 Ocak'da, pes yani daha dün girdim bloğuna ama son iki yazıyı okuyup alttakini okumamışım. Öncelikle Kıymet'den sonrasında hepinizden kocaman özür.
Sobe konusu bana çok tanıdık..."Yapmak zorunda olduğunuz halde yapamadığınız kolay işler" Zira bir önceki yazımda birebir bu durumu anlatmış idim, eeee ne olcak şimdi? sobeye cevap vermemek blog etiğine uymaz, biraz daha düşündüm ve sevgili Kıymet sayesinde listeme yenilerini ekledim... Buyrun bakalım...
*Banyomun asma tavan duyunda problem var, daha önce bakıldığı halde sorun tekrarladı. Derhal site yönetimini aradım elektrikcimiz yıllık izindeymiş dönünce arayacaklar beni. Sağol Kıymet:-))))
*Yine banyomla ilgili eni 23 cm olması gereken bir çamaşır sepetine ihtiyacım var, aylar önce bakmıştım ama bu ende bulamamıştım, tekrar heryere baştan bakmam lazım; var mı bir fikri olan nerede bulurum?
* Bildiğiniz üzere resim baskı konusunda dijital makina çıktı mertlik bozuldu. Ben şahsen bilgisayarımda çok iyi bir tasnifleme yapıp yaklaşık 3 aylık periyotlarla içlerinden çok özelini seçip baskı yapıyorum. Hani ileride kızım evlenirken ona CD leri veririm bana da baskılar kalır diye...Bu anlamda birikmiş son bir kaç ayın baskılarını yaptırmam gerekiyor!
*Bir süre daha home-office işimi bırakmayacağım için son yazışmalarımı basmam gerek yani babamın ofisine gidip 2-3 saatte print outları alıp tasniflemem gerek....
Bir de yapmak istediğim ama bütçesizlikten dolayı aklımdaki işler var, hadi onları da yazayım....
* En yakın zamanda yatak odamıza bir ray dolap almak istiyorum. Bol gözlü, bol çekmeceli bol raflı yeni dolabımıza itina ile giysilerimizi yerleştireceğim....
* E artık salona bir LCD lazım, tüplü TV tarih oldu....
* Şu an salonumda bir üçlü, bir ikili bir de Lazboy TV koltuğu var. Biraz klasik olacak ama keyifli olacak gibi gözüküyor eğer cam önüne iki berjer kondurabilirsem...
* Yine bütçeye bağlı en önemli işlerden biri can dostlarımdan Arzu'yu Hollanda'da ziyaret etmek olacak....Çok özledim çok, denk getirebilirsek Mehtap kankalarla yoksa kendimiz mutlaka 2008 içerisinde gitmemiz gerek....
Valla Kıymet ne iyi ettin de sobeledin bak daha listem bitmemiş meğersem! Kucak dolusu sevgiler............
Sobe konusu bana çok tanıdık..."Yapmak zorunda olduğunuz halde yapamadığınız kolay işler" Zira bir önceki yazımda birebir bu durumu anlatmış idim, eeee ne olcak şimdi? sobeye cevap vermemek blog etiğine uymaz, biraz daha düşündüm ve sevgili Kıymet sayesinde listeme yenilerini ekledim... Buyrun bakalım...
*Banyomun asma tavan duyunda problem var, daha önce bakıldığı halde sorun tekrarladı. Derhal site yönetimini aradım elektrikcimiz yıllık izindeymiş dönünce arayacaklar beni. Sağol Kıymet:-))))
*Yine banyomla ilgili eni 23 cm olması gereken bir çamaşır sepetine ihtiyacım var, aylar önce bakmıştım ama bu ende bulamamıştım, tekrar heryere baştan bakmam lazım; var mı bir fikri olan nerede bulurum?
* Bildiğiniz üzere resim baskı konusunda dijital makina çıktı mertlik bozuldu. Ben şahsen bilgisayarımda çok iyi bir tasnifleme yapıp yaklaşık 3 aylık periyotlarla içlerinden çok özelini seçip baskı yapıyorum. Hani ileride kızım evlenirken ona CD leri veririm bana da baskılar kalır diye...Bu anlamda birikmiş son bir kaç ayın baskılarını yaptırmam gerekiyor!
*Bir süre daha home-office işimi bırakmayacağım için son yazışmalarımı basmam gerek yani babamın ofisine gidip 2-3 saatte print outları alıp tasniflemem gerek....
Bir de yapmak istediğim ama bütçesizlikten dolayı aklımdaki işler var, hadi onları da yazayım....
* En yakın zamanda yatak odamıza bir ray dolap almak istiyorum. Bol gözlü, bol çekmeceli bol raflı yeni dolabımıza itina ile giysilerimizi yerleştireceğim....
* E artık salona bir LCD lazım, tüplü TV tarih oldu....
* Şu an salonumda bir üçlü, bir ikili bir de Lazboy TV koltuğu var. Biraz klasik olacak ama keyifli olacak gibi gözüküyor eğer cam önüne iki berjer kondurabilirsem...
* Yine bütçeye bağlı en önemli işlerden biri can dostlarımdan Arzu'yu Hollanda'da ziyaret etmek olacak....Çok özledim çok, denk getirebilirsek Mehtap kankalarla yoksa kendimiz mutlaka 2008 içerisinde gitmemiz gerek....
Valla Kıymet ne iyi ettin de sobeledin bak daha listem bitmemiş meğersem! Kucak dolusu sevgiler............
22 Ocak 2008 Salı
İşe başlamadan....
Yine ortalarda yokum değil mi? Niyesi şu, hani işe başlayacağım ya, kendime "işe başlamadan önce yapılacaklar" şeklinde bir liste yaptım ki Allah'ım çık çıkabilirsen. Ne çok işi varmış yahu biriken; şu anda resmen full time çalışıyor gibi koşturma halindeyim....
Sabahdan öğleye babamın işine yardım ediyorum, ağabeyim bir süreliğine gelmeyince internet bankacılığı işleri bana kaldı, neyseki bugün kendisi gelince bu işten kurtulmuş oldum. Bu arada yaptığım en önemli iş, Deniz'i ilk kez diş kontrolüne ve benimkileri de yıkama -yağlama genel bakıma sokmak oldu. Bir gittim ki ne görelim, diş etlerim berbat hale gelmiş, kemiklerim bakteriler tarafından yenmiş, derhal bir diş eti ameliyatlar serisine vasıl oldum. 2 si bitti Allah'a şükür, kaldı iki tane daha.. Ameliyat olayı berbat, aslında yüksek teknoloji sayesine hiç acı çekmiyorsun ama duyulan sesler, kanlı eldivenler ve dikiş kısmı çok korkunç...En zor kısmı bu galiba, ama sonrasında da ufak tefek işler daha var. 3 hafta oldu başlayalı bu işlere, sanıyorum yaklaşık bir ay daha var işimiz...
Dişçimiz sevgili Yalçın amcamız, babamızın devre arkadaşı olur kendisi, tüm ankara'lılara gönül rahatlığı ile tavsiye olunur yeni klinikleri... işte Deniz'in
ilk kontrolü.... Neyse ki onun ağzında her şey yolunda şimdilik..
Bu arada bilgisayarı elden geçirdim, tüm dosyaları kopyaladım, mutfağımn eksik perdesini ve halısını tamamladım, şirket evraklarını hazırladım, arabanın bakımını yaptırdım, aile büyüklerini ziyaret olaylarını tamamladım (artık beni sık beklemeyin mesajını verdim:-)), Fransızca kursunda öğrendiklerimi sıkı bir şekilde gözen geçirdim, sınavdan 85 aldım, evin temizliğini komple elde geçirttim, tüm dolap içleri ve duvarlar dahil sildirdim vs vs... Aklıma ilk gelen bunlar ama listem daha bitmedi, hızlı okuma ve satın almaya yönelik eğitim araştırması yaptım henüz tarih olarak denk gelmedi ama gelirse işe başlamadan önce gitmek istiyorum...Eğer bütçe olursa sırada lazer epilasyon ve bir kaç sağlıksal kontrol daha var... Bu arada yeni işimle ilgili de bir kaç araştırma olayına girdim, eski bilgilerimi tazelemeye çalışıyorum, girer girmez abandone ve de rezil olmayayım diye..
hadi bakalım hedef sağlıklı, zinde ve motive bir şekilde başlamak ve tabii ki başarılı olmak yeni işimde... Bana şans dileyin olur mu?
Sabahdan öğleye babamın işine yardım ediyorum, ağabeyim bir süreliğine gelmeyince internet bankacılığı işleri bana kaldı, neyseki bugün kendisi gelince bu işten kurtulmuş oldum. Bu arada yaptığım en önemli iş, Deniz'i ilk kez diş kontrolüne ve benimkileri de yıkama -yağlama genel bakıma sokmak oldu. Bir gittim ki ne görelim, diş etlerim berbat hale gelmiş, kemiklerim bakteriler tarafından yenmiş, derhal bir diş eti ameliyatlar serisine vasıl oldum. 2 si bitti Allah'a şükür, kaldı iki tane daha.. Ameliyat olayı berbat, aslında yüksek teknoloji sayesine hiç acı çekmiyorsun ama duyulan sesler, kanlı eldivenler ve dikiş kısmı çok korkunç...En zor kısmı bu galiba, ama sonrasında da ufak tefek işler daha var. 3 hafta oldu başlayalı bu işlere, sanıyorum yaklaşık bir ay daha var işimiz...
Dişçimiz sevgili Yalçın amcamız, babamızın devre arkadaşı olur kendisi, tüm ankara'lılara gönül rahatlığı ile tavsiye olunur yeni klinikleri... işte Deniz'in
Bu arada bilgisayarı elden geçirdim, tüm dosyaları kopyaladım, mutfağımn eksik perdesini ve halısını tamamladım, şirket evraklarını hazırladım, arabanın bakımını yaptırdım, aile büyüklerini ziyaret olaylarını tamamladım (artık beni sık beklemeyin mesajını verdim:-)), Fransızca kursunda öğrendiklerimi sıkı bir şekilde gözen geçirdim, sınavdan 85 aldım, evin temizliğini komple elde geçirttim, tüm dolap içleri ve duvarlar dahil sildirdim vs vs... Aklıma ilk gelen bunlar ama listem daha bitmedi, hızlı okuma ve satın almaya yönelik eğitim araştırması yaptım henüz tarih olarak denk gelmedi ama gelirse işe başlamadan önce gitmek istiyorum...Eğer bütçe olursa sırada lazer epilasyon ve bir kaç sağlıksal kontrol daha var... Bu arada yeni işimle ilgili de bir kaç araştırma olayına girdim, eski bilgilerimi tazelemeye çalışıyorum, girer girmez abandone ve de rezil olmayayım diye..
hadi bakalım hedef sağlıklı, zinde ve motive bir şekilde başlamak ve tabii ki başarılı olmak yeni işimde... Bana şans dileyin olur mu?
11 Ocak 2008 Cuma
yine yeniden:-(, :-), ?, !
Hani bir önceki yazımın bitiminde dedim ya 2008'e çok hızlı başlıyorum diye, şimdi bu konuyu açayım...
Son 1,5 aydır görüştüğüm bir firma var idi, 2 mülakat her biri 2,5 'ar saat sürdü ve sonunda kabul edildim. Biraz düşünme payı istedim ve geçen hafta bugün, ben de işi kabul ettiğimi bildirdim kendilerine...
Ne güzel bir haber gibi görünüyor değil mi? siz bir de bana sorun.. İşi kabul etmemle kafam allak bullak, kalbim güm güm, annelik hormanlarım alt üst vaziyetde. 13 ay olacak bu ayın ortasında, tam zamanlı çalışmayalı... Bu 13 ayın hayatıma artıları eksilerinden mutlaka daha fazla. Çünkü 2 aylıkken çocuğumu ellere emanet edip işe gidip 6 yaşı dolduruncaya kadar bakıcılarla çocuk büyüttüm ben. Hem de İstanbul'un ağır koşullarında... Hem de annemin senede sadece 2 kez 1'er hafta kalmasıyla... Hem de ekonomik kriz ile birlikte eşimin iş sorunları ile boğuşarak... Hem de günde 40 km uzaklıkta bir işe giderek....
İşte bu anlamda çok iyi geldi bu ara anne kız ikimize de... Doyasıya öpüş koklaş olduk, gezdik, eğlendik 1 sene boyunca. Kanımca bir çocuğun hayatındaki en önemli en önemli dönemlerinden olan ilkokul 1'in yarısını da birlikte devirmek üzereyiz. Canım ona sürpriz yapmak istedi, çat kapı tenefüsüne giderek kucakladım onu, servise binmek üzereyken "ceee" yapıp arabamla alıp şarkı söyleyerek döndük eve... Öğretmenleri ile yakınen ilişki kurdum bu arada... yıllar boyu yapamadığım şeyleri yaptım, hani çalışırken kıskandığım o ev hanımlarının yaptıklarını yaptım ....
eeee ne oldu da büyü bozuldu? veya bozulmak zorundamıydı ki ben yeni bir işe gidiyorum??? Bilmem ki? Çok düşündüm bu konuyu kendi kendime; 35 yaşındayım, hayatımın en verimli dönemindeyim, böyle evde turarak mı geçmeli hayatım diye çok düşündüm. Aslında evde de oturmuyorum, yani biliyorsunuz, ben Alman bir firmanın Türkiye temsilcisiyim ve home-office çalışıyorum ama yetmedi işte... Manevi anlamda yetmedi çünkü enerjimin hepsini almadı bu iş benim... Daha fazla enerjim var ve bunu iş hayatında açığa çıkarıp hem kendimi daha fazla geliştirmek hem de kariyerime devam etmek istedim...Şimdi bir itiraf duyacaksınız benden; bir de elalem "Aman Nazlı da fıstık gibi işi bırakıp Ankara'ya gitti evde oturuyor" demesin istedim bir yandan da.... Haa bir de işin maddi boyutu var tabii, eşim ticaret yapıyor, çok şükür her şey yolunda ama ya böyle gitmezse??? Özel okulda okuyan bir çocuğum var, bu durumu korumalıyım ve de üstelik hayat standardımızı daha da geliştirmeliyiz diye düşündüm ve iş arayışına başladım....
İyi bok yedim, şimdi ne olcak? Güzel bir ünvan verildi bana, "Satın Alma Müdürü ve Organizasyon ...." sı oldum. (.... düşünülüyor henüz). Maaşım idare eder, iş yerim Ankara standartlarına göre çok uzakta, 27 km kadar....mesai saatleri de kötü bana göre, ama 2 hafta normal saatte 2 hafta 45 dakika geç gideceğim işe, bu durumu kabul ettiler... İşe de sömestr sonrası yani 11 Şubat'da başlayacağım, son kez kızımla bir tatil keyfi yapayım diye düşünerek öyle istedim... Amma velakin, işe başlamayla birlikte, eee çocuğumu sabahları kim bırakacak, evin düzeni ne olacak, çocuğum ödevlerini nasıl yapacak? Çat kapı okula gidemeyeceğim artık hiç, ona hiç sürpriz yapamayacağım.... Gün içinde çat kapı "anne çayı koy ben geliyorum" diyemeyeceğim. Yine gün içinde kocişkomla doyasıya gezemeyeceğim, arada yaptığımız kızlarla öğle tatili kahve keyfi yapamayacağım... yapamadıklarımı düşündükce deliriyorum.... Beni en iyi anlayanlardan biri karamelize olacak, çünkü 9 sene İstanbul'da aynı koşullarda yaşadık ikimizde ve de 10 Ocak'da yazdığı yazı şimdiki duygularımla tamamen örtüşüyor..
Bundan sonra kızımla sadece 1,5-2 saat görüşebileceğimiz aklıma geldikçe oynatıyorum....
Anladığınız dağılmış bir vaziyetdeyim, aslında bir yandan da herşeyin İstanbul'daki gibi zor olmayacağını da biliyorum. Şimdiden ayarladım, Deniz'in çok sevdiği bir ablamız var aylık olarak gelecek artık ve hem ev işlerini kontrol edecek hem Deniz'i karşılayacak. E ailem yanımda istediğim an anneciğim gelebilecek, hatta söz verdi haftada 1 gün kalacak... Eşim iş saatleri uygun olduğu için okul sürprizlerine devam edebilecek benim yerime... Falan filan..
Bunlara rağmen ben tam mutlu olamıyorum, neden neden neden??? Biri bana yardımcı olabilir mi lütfen??? aldım ya o tadı bir kere, hani çocuğunla doyasıya vakit geçirme fırsatını, çok zor geliyor şimdi..Doğum izninden sonra işe ilk gittiğim günü dün gibi hatırlıyorum. Deniz'i emzirdim, öptüm kokladım ağlayarak Emi'ye verdim ve 40 km boyunca ağladım yolda... İşe geldim öğlen 12.00'ye kadar ağladım odamda, hiç unutmuyorum patronum geldi "kızım git git ne olur evine git rahatça toparlan öyle gel" demişti bana... Şimdi de aynı duyguları tekrar yaşıyorum...
Sizce iş hayatıyla birlikte bir kaç ay içinde aşağıdaki kadına döner miyim????
Son 1,5 aydır görüştüğüm bir firma var idi, 2 mülakat her biri 2,5 'ar saat sürdü ve sonunda kabul edildim. Biraz düşünme payı istedim ve geçen hafta bugün, ben de işi kabul ettiğimi bildirdim kendilerine...
Ne güzel bir haber gibi görünüyor değil mi? siz bir de bana sorun.. İşi kabul etmemle kafam allak bullak, kalbim güm güm, annelik hormanlarım alt üst vaziyetde. 13 ay olacak bu ayın ortasında, tam zamanlı çalışmayalı... Bu 13 ayın hayatıma artıları eksilerinden mutlaka daha fazla. Çünkü 2 aylıkken çocuğumu ellere emanet edip işe gidip 6 yaşı dolduruncaya kadar bakıcılarla çocuk büyüttüm ben. Hem de İstanbul'un ağır koşullarında... Hem de annemin senede sadece 2 kez 1'er hafta kalmasıyla... Hem de ekonomik kriz ile birlikte eşimin iş sorunları ile boğuşarak... Hem de günde 40 km uzaklıkta bir işe giderek....
İşte bu anlamda çok iyi geldi bu ara anne kız ikimize de... Doyasıya öpüş koklaş olduk, gezdik, eğlendik 1 sene boyunca. Kanımca bir çocuğun hayatındaki en önemli en önemli dönemlerinden olan ilkokul 1'in yarısını da birlikte devirmek üzereyiz. Canım ona sürpriz yapmak istedi, çat kapı tenefüsüne giderek kucakladım onu, servise binmek üzereyken "ceee" yapıp arabamla alıp şarkı söyleyerek döndük eve... Öğretmenleri ile yakınen ilişki kurdum bu arada... yıllar boyu yapamadığım şeyleri yaptım, hani çalışırken kıskandığım o ev hanımlarının yaptıklarını yaptım ....
eeee ne oldu da büyü bozuldu? veya bozulmak zorundamıydı ki ben yeni bir işe gidiyorum??? Bilmem ki? Çok düşündüm bu konuyu kendi kendime; 35 yaşındayım, hayatımın en verimli dönemindeyim, böyle evde turarak mı geçmeli hayatım diye çok düşündüm. Aslında evde de oturmuyorum, yani biliyorsunuz, ben Alman bir firmanın Türkiye temsilcisiyim ve home-office çalışıyorum ama yetmedi işte... Manevi anlamda yetmedi çünkü enerjimin hepsini almadı bu iş benim... Daha fazla enerjim var ve bunu iş hayatında açığa çıkarıp hem kendimi daha fazla geliştirmek hem de kariyerime devam etmek istedim...Şimdi bir itiraf duyacaksınız benden; bir de elalem "Aman Nazlı da fıstık gibi işi bırakıp Ankara'ya gitti evde oturuyor" demesin istedim bir yandan da.... Haa bir de işin maddi boyutu var tabii, eşim ticaret yapıyor, çok şükür her şey yolunda ama ya böyle gitmezse??? Özel okulda okuyan bir çocuğum var, bu durumu korumalıyım ve de üstelik hayat standardımızı daha da geliştirmeliyiz diye düşündüm ve iş arayışına başladım....
İyi bok yedim, şimdi ne olcak? Güzel bir ünvan verildi bana, "Satın Alma Müdürü ve Organizasyon ...." sı oldum. (.... düşünülüyor henüz). Maaşım idare eder, iş yerim Ankara standartlarına göre çok uzakta, 27 km kadar....mesai saatleri de kötü bana göre, ama 2 hafta normal saatte 2 hafta 45 dakika geç gideceğim işe, bu durumu kabul ettiler... İşe de sömestr sonrası yani 11 Şubat'da başlayacağım, son kez kızımla bir tatil keyfi yapayım diye düşünerek öyle istedim... Amma velakin, işe başlamayla birlikte, eee çocuğumu sabahları kim bırakacak, evin düzeni ne olacak, çocuğum ödevlerini nasıl yapacak? Çat kapı okula gidemeyeceğim artık hiç, ona hiç sürpriz yapamayacağım.... Gün içinde çat kapı "anne çayı koy ben geliyorum" diyemeyeceğim. Yine gün içinde kocişkomla doyasıya gezemeyeceğim, arada yaptığımız kızlarla öğle tatili kahve keyfi yapamayacağım... yapamadıklarımı düşündükce deliriyorum.... Beni en iyi anlayanlardan biri karamelize olacak, çünkü 9 sene İstanbul'da aynı koşullarda yaşadık ikimizde ve de 10 Ocak'da yazdığı yazı şimdiki duygularımla tamamen örtüşüyor..
Bundan sonra kızımla sadece 1,5-2 saat görüşebileceğimiz aklıma geldikçe oynatıyorum....
Anladığınız dağılmış bir vaziyetdeyim, aslında bir yandan da herşeyin İstanbul'daki gibi zor olmayacağını da biliyorum. Şimdiden ayarladım, Deniz'in çok sevdiği bir ablamız var aylık olarak gelecek artık ve hem ev işlerini kontrol edecek hem Deniz'i karşılayacak. E ailem yanımda istediğim an anneciğim gelebilecek, hatta söz verdi haftada 1 gün kalacak... Eşim iş saatleri uygun olduğu için okul sürprizlerine devam edebilecek benim yerime... Falan filan..
Bunlara rağmen ben tam mutlu olamıyorum, neden neden neden??? Biri bana yardımcı olabilir mi lütfen??? aldım ya o tadı bir kere, hani çocuğunla doyasıya vakit geçirme fırsatını, çok zor geliyor şimdi..Doğum izninden sonra işe ilk gittiğim günü dün gibi hatırlıyorum. Deniz'i emzirdim, öptüm kokladım ağlayarak Emi'ye verdim ve 40 km boyunca ağladım yolda... İşe geldim öğlen 12.00'ye kadar ağladım odamda, hiç unutmuyorum patronum geldi "kızım git git ne olur evine git rahatça toparlan öyle gel" demişti bana... Şimdi de aynı duyguları tekrar yaşıyorum...
Sizce iş hayatıyla birlikte bir kaç ay içinde aşağıdaki kadına döner miyim????
6 Ocak 2008 Pazar
2007'den 2008'e.....
Hani seneyi devirdik ya, geriye dönüp bir analiz yapayım dedim 2007'ye dair....
19 Aralık 2006 taşınma günüm, 9 senelik İstabul yaşantımdan Ankara'ya dönüşüm... Kolay mı oldu, hayır inanılmaz sancılı oldu. 9 senedir çalıştığım işimi, can dostlarımı bıraktım geldim buraya, kalbimin yarısı kaldı orada hala.... Pişmanmıyım? Asla, kanım canım ailem burada, güzel bir yaşam da kurduk burada ama dediğim gibi özlem çok... Ama şundan da çok eminim 2008 çok daha güzel geçecek...
Evet başa dönelim, 16 Aralık'da taşındık, taşınmadan bir kaç gün önce Deniz ile İstanbul'daki evimizde böyle kutulama yapıyorduk biz...

Haa unuttum bu arada aslında eşim Haziran'da geldi Ankara'ya ben ise Aralık'da.. Şirketimiz başka bir gruba satılınca eski patronlarımız rica etti benden yeni birini yetiştirip öyle ayrılmam için.
Neyse taşındık derken yeni yıl geldi, ağabeylerimin 25 kişilik grubu ile şu Arcadium'daki meşhur Kırmızı'da idik ve inanılmaz eğlendik saat sabah 4'e kadar. Üstelik Deniz de bizden aşağı kalmadı ve işte tüm gece böyle eğlendi dans ederek.

Babası içkiden sarhoş, kızımız eğlenceden....

O geceye ait kötü bir anı olarak bu resim kaldı elimizde. Çok sevdiğim canım ağabeyim ve eşi boşandılar Haziran'da... İkisi ile de ayrı ayrı görüşüyoruz şimdi; 2007 yılının en kötü olayı idi bizim için...

Çok sevgili yeğenimiz Tolga'da haftanın yarısı annede, yarısı babada yaşıyor şimdi:-((((( Bu resimde geçen seneki yılbaşı gecesine ait...

Yılbaşının hemen ertesi bayram idi geçen sene, can dostlarımız Mehtap'lar geldi Eskişehir'den ... Kısacık zaman sığdırılmış dedikodular, kikirdemelerle geçirdik bir kaç günü...
Hemen ertesi günü hiç unutmuyorum, Handan^dayız; Deniz Zeynep ablası ile yatakta resim yaparken düştü ve sağ kolu alçıya alındı!

Dolayısıyla Şubat ayını Deniz'e endeksli evde ve sinemalarda geçirdik. Bu arada ben Alman bir firmanın distribütörlüğünü alıp home-office bir iş kurdum. Böylece şehir değişikliği bunalımını yaşamadan atlattım.. Hem de komik bir şekilde 9 sene satın alma müdürlüğü yaptığım şirketime mal satan firmanın aracısı oldum. Düşünüce çok komik geliyor hala....
Bu anlamda hemen hemen her 1,5 ayda bir İstanbul'a gittim, hem eski firmamı ziyaret ettim,hem bu işi geliştirme adına çaba harcadım, hem de dostlarımla hasret gidermeye çalıştım...
Şubat ayında 88 yaşındaki babaannem çok kritik bir Bypass geçirdi, nekahet devresi yaklaşık 3 ay sürdü, biraz sıkıntılı günler yaşadık ama şimdi dimdik ayakta....
Mart ayına kadar kızımla bol bol hasret giderdik, doyasıya yaşayamadığımz 6 senenin acısını çıkarttık. Geç saatlere kadar uyuduk, anneannemizle, dayılarımızla, dedemizle 9 senenin hasretini giderdik, çocuk filmlerini ve tiyatrolarını kaçırmadık, kuğulu parka gidip kuğulara ekmek attık. Mart başında biraz daha düzenli hayata adım atalım dedik ve Deniz ana sınıfına başladı...
Nisan itibarı ile blog açtığım için yılın detayları zaten blogda ama kısaca tekrar bahsedeyim, Nisan ayı annemin sergisi ile koşturmaca şeklinde idi..
Bu arada Ankara'da susuzluk başladı, Allah'a şükür yeterli depoyla bu sıkıntıdan yırttık ama bloğumda da yazdığım gibi hala 1 adet yumurta kaynattığım suyu bile dökmeyen bir kadın oldum ben...
Ben home office iş sahibi, eşim de serbest olunca gündüzlerin tadını çıkardık, avare avare dolaştık, genç turkcell sinema senaslarını kaçırmadık, bol bol tiyatro ve operaya gittik, Cem Yılmaz'ı, Ferhat Göçer'i, Chic Korea'yı kaçırmadık...El ele dolaştık üniverite yıllarımızda dolaştığımız sokakları...
Derken yaz geldi, Bodrum-Şirince Fethiye turu yaptık detayların hepsi bloğumda...
İzmir'de görümcemin evinde bir aile krizi yaşadık, 2007 senesine ait hatırlamak istemediğim bir nokta oldu bu da...
Temmuz ayında ise toplum olarak vurucu darbeyi aldık ayın 22'sinde... Biz aydınlar senelerdeir uyurken onlar çalıştılar ve başardılar, diyecek laf yok boynumuz büküğüz şu anda; ve de yine biz aydınlar uyuyoruz onlar ise daha da fazla çalışıyorlar... Sonumuz, çocuklarımızın geleceği Allah kerim, çok umutsuzum ben...
Eylül ayı da çok önemli bizim için zira kızım ilkokul 1. sınıfa başladı. Çok ama çok istediğim okul denk düştü, çok mutluyuz ve keyifliyiz...Aralık başı itibarı ile okumaya başladı; tabii ki akıcı değil heceleyerek ama gayet iyi gidiyor...
Geldi aralık 20, çok sevdiğimiz bir arkadaşımızı kaybettik acısı hala yüreğimizde...
Yılbaşından bir gün önce patlayan bir aile krizi; hala üstesinden gelemedik, aile içinde keyfimiz çok kaçık aslında...
İşte böyle acısıyla tatlısıyla bir yıl daha geçti... Ama 2008'e çok hızlı başladım, benim için çok değişik, yeniliklerle dolu, bol koşturmacalı bir yıl olacak. Niye mi? E onu da yarın öbür gün yazıcam, çok uykum geldi haydi iyi geceler...
19 Aralık 2006 taşınma günüm, 9 senelik İstabul yaşantımdan Ankara'ya dönüşüm... Kolay mı oldu, hayır inanılmaz sancılı oldu. 9 senedir çalıştığım işimi, can dostlarımı bıraktım geldim buraya, kalbimin yarısı kaldı orada hala.... Pişmanmıyım? Asla, kanım canım ailem burada, güzel bir yaşam da kurduk burada ama dediğim gibi özlem çok... Ama şundan da çok eminim 2008 çok daha güzel geçecek...
Evet başa dönelim, 16 Aralık'da taşındık, taşınmadan bir kaç gün önce Deniz ile İstanbul'daki evimizde böyle kutulama yapıyorduk biz...
Haa unuttum bu arada aslında eşim Haziran'da geldi Ankara'ya ben ise Aralık'da.. Şirketimiz başka bir gruba satılınca eski patronlarımız rica etti benden yeni birini yetiştirip öyle ayrılmam için.
Neyse taşındık derken yeni yıl geldi, ağabeylerimin 25 kişilik grubu ile şu Arcadium'daki meşhur Kırmızı'da idik ve inanılmaz eğlendik saat sabah 4'e kadar. Üstelik Deniz de bizden aşağı kalmadı ve işte tüm gece böyle eğlendi dans ederek.
Babası içkiden sarhoş, kızımız eğlenceden....
O geceye ait kötü bir anı olarak bu resim kaldı elimizde. Çok sevdiğim canım ağabeyim ve eşi boşandılar Haziran'da... İkisi ile de ayrı ayrı görüşüyoruz şimdi; 2007 yılının en kötü olayı idi bizim için...
Çok sevgili yeğenimiz Tolga'da haftanın yarısı annede, yarısı babada yaşıyor şimdi:-((((( Bu resimde geçen seneki yılbaşı gecesine ait...
Yılbaşının hemen ertesi bayram idi geçen sene, can dostlarımız Mehtap'lar geldi Eskişehir'den ... Kısacık zaman sığdırılmış dedikodular, kikirdemelerle geçirdik bir kaç günü...
Hemen ertesi günü hiç unutmuyorum, Handan^dayız; Deniz Zeynep ablası ile yatakta resim yaparken düştü ve sağ kolu alçıya alındı!
Dolayısıyla Şubat ayını Deniz'e endeksli evde ve sinemalarda geçirdik. Bu arada ben Alman bir firmanın distribütörlüğünü alıp home-office bir iş kurdum. Böylece şehir değişikliği bunalımını yaşamadan atlattım.. Hem de komik bir şekilde 9 sene satın alma müdürlüğü yaptığım şirketime mal satan firmanın aracısı oldum. Düşünüce çok komik geliyor hala....
Bu anlamda hemen hemen her 1,5 ayda bir İstanbul'a gittim, hem eski firmamı ziyaret ettim,hem bu işi geliştirme adına çaba harcadım, hem de dostlarımla hasret gidermeye çalıştım...
Şubat ayında 88 yaşındaki babaannem çok kritik bir Bypass geçirdi, nekahet devresi yaklaşık 3 ay sürdü, biraz sıkıntılı günler yaşadık ama şimdi dimdik ayakta....
Mart ayına kadar kızımla bol bol hasret giderdik, doyasıya yaşayamadığımz 6 senenin acısını çıkarttık. Geç saatlere kadar uyuduk, anneannemizle, dayılarımızla, dedemizle 9 senenin hasretini giderdik, çocuk filmlerini ve tiyatrolarını kaçırmadık, kuğulu parka gidip kuğulara ekmek attık. Mart başında biraz daha düzenli hayata adım atalım dedik ve Deniz ana sınıfına başladı...
Nisan itibarı ile blog açtığım için yılın detayları zaten blogda ama kısaca tekrar bahsedeyim, Nisan ayı annemin sergisi ile koşturmaca şeklinde idi..
Bu arada Ankara'da susuzluk başladı, Allah'a şükür yeterli depoyla bu sıkıntıdan yırttık ama bloğumda da yazdığım gibi hala 1 adet yumurta kaynattığım suyu bile dökmeyen bir kadın oldum ben...
Ben home office iş sahibi, eşim de serbest olunca gündüzlerin tadını çıkardık, avare avare dolaştık, genç turkcell sinema senaslarını kaçırmadık, bol bol tiyatro ve operaya gittik, Cem Yılmaz'ı, Ferhat Göçer'i, Chic Korea'yı kaçırmadık...El ele dolaştık üniverite yıllarımızda dolaştığımız sokakları...
Derken yaz geldi, Bodrum-Şirince Fethiye turu yaptık detayların hepsi bloğumda...
İzmir'de görümcemin evinde bir aile krizi yaşadık, 2007 senesine ait hatırlamak istemediğim bir nokta oldu bu da...
Temmuz ayında ise toplum olarak vurucu darbeyi aldık ayın 22'sinde... Biz aydınlar senelerdeir uyurken onlar çalıştılar ve başardılar, diyecek laf yok boynumuz büküğüz şu anda; ve de yine biz aydınlar uyuyoruz onlar ise daha da fazla çalışıyorlar... Sonumuz, çocuklarımızın geleceği Allah kerim, çok umutsuzum ben...
Eylül ayı da çok önemli bizim için zira kızım ilkokul 1. sınıfa başladı. Çok ama çok istediğim okul denk düştü, çok mutluyuz ve keyifliyiz...Aralık başı itibarı ile okumaya başladı; tabii ki akıcı değil heceleyerek ama gayet iyi gidiyor...
Geldi aralık 20, çok sevdiğimiz bir arkadaşımızı kaybettik acısı hala yüreğimizde...
Yılbaşından bir gün önce patlayan bir aile krizi; hala üstesinden gelemedik, aile içinde keyfimiz çok kaçık aslında...
İşte böyle acısıyla tatlısıyla bir yıl daha geçti... Ama 2008'e çok hızlı başladım, benim için çok değişik, yeniliklerle dolu, bol koşturmacalı bir yıl olacak. Niye mi? E onu da yarın öbür gün yazıcam, çok uykum geldi haydi iyi geceler...
3 Ocak 2008 Perşembe
Yılbaşı Hediyelerimiz
Eh tabii yeni yıl çocuklar için müthiş keyif, şahsen benim kızım yeni yıl yaklaşırken eve gelen herkesin eline bakıyor kendisine ne getirildi diye? Yapma diyorum anlatamıyorum görgüsüz mü olcak bu çocuk nedir:-))))
30 Aralık'da attık kendimizi Toys R us'a, ne istiyorsan seç dedik, bakın benim kızım onca bebek, kızsal oyuncakların içinden ne seçti?

Hemen kurduk inanılmaz da keyifli oynuyor bu oyuncakla.. Zeynep ablası geldi aynı gün,uzun uzun onunla oynadılar; bu arada Zeynep ablamızın yılbaşına özgü yapılmış saçı aşağıda, yazmadan geçemedim ZEYNOOOOO!!!!

Veeee Handan yengemizden yine çılgın hediyeler... Aşağıdaki telefon gerçek bir telefon; çaldığında Miki ve Mini birbirine dönüp dans ederek şarkı söylüyor, arkadaki kalp ışık saçıyor vs... Sempatik ötesi bir telefon, Deniz'in odası için almış ama yar etmedim vallahi... Kızım senin odanda telefon düzeneği yok mecburen burada duracak deyip koridordaki konsola koyup telefonun kişisellikten çıkarıp ortak kullanıma açtım. (Büyüdüğünde ve bu yazıyı okuduğunda kızma bana emi canım? vallahi odanda koyacak yer yok, biraz büyünce zaten senin olacak ama çok sevdim, biraz da ben hevesimi alayım dedim:-))))

Ve yine Handan yengemizden aşağıdaki Miki sabahlığı... Canım benim nasıl sever Deniz'e hediye almayı...

Vee Nadi dayısından Bay Majör serisinden Vivaldi olanı.. Ne alayım sana diye telefon açtığında, Deniz kitap sipariş etmiş...Ağabeyim de bana sorunca ben de bu kitabı sipariş ettim, çok güzel bir CD si var, Vivaldi'nin "Dört Mevsimi" eşliğinde masalı anlatıyor, çok ama çok keyifli bir kitap, tavsiye edilir.
Aynı serinin Mozart versiyonunu da okulun kütüphane görevlisi almış Deniz'e yılbaşı hediyesi.. İnanmayacaksınız ama Deniz'in okuldaki en yakın arkadaşı kütüphane görevlisi Canan abla...
Aşağıdaki terliklerin biri babaanneden biri anneanneden....


Bu arada bana da hediye bol idi ama daha fazla görgüsüzlük yapmayayım; yine de aşağıdaki çok sempatik kurabiye kavanozomu ve de tuzluk-karabiberliğimi yayınlamadan edemedim...

İşte böyle idi bu yılbaşı hediyelerimiz, biz de herkese aldık, mutlulukla dağıttık hediyelermizi, 2008 hepimize uğurlu gelsin!
30 Aralık'da attık kendimizi Toys R us'a, ne istiyorsan seç dedik, bakın benim kızım onca bebek, kızsal oyuncakların içinden ne seçti?
Hemen kurduk inanılmaz da keyifli oynuyor bu oyuncakla.. Zeynep ablası geldi aynı gün,uzun uzun onunla oynadılar; bu arada Zeynep ablamızın yılbaşına özgü yapılmış saçı aşağıda, yazmadan geçemedim ZEYNOOOOO!!!!
Veeee Handan yengemizden yine çılgın hediyeler... Aşağıdaki telefon gerçek bir telefon; çaldığında Miki ve Mini birbirine dönüp dans ederek şarkı söylüyor, arkadaki kalp ışık saçıyor vs... Sempatik ötesi bir telefon, Deniz'in odası için almış ama yar etmedim vallahi... Kızım senin odanda telefon düzeneği yok mecburen burada duracak deyip koridordaki konsola koyup telefonun kişisellikten çıkarıp ortak kullanıma açtım. (Büyüdüğünde ve bu yazıyı okuduğunda kızma bana emi canım? vallahi odanda koyacak yer yok, biraz büyünce zaten senin olacak ama çok sevdim, biraz da ben hevesimi alayım dedim:-))))
Ve yine Handan yengemizden aşağıdaki Miki sabahlığı... Canım benim nasıl sever Deniz'e hediye almayı...
Vee Nadi dayısından Bay Majör serisinden Vivaldi olanı.. Ne alayım sana diye telefon açtığında, Deniz kitap sipariş etmiş...Ağabeyim de bana sorunca ben de bu kitabı sipariş ettim, çok güzel bir CD si var, Vivaldi'nin "Dört Mevsimi" eşliğinde masalı anlatıyor, çok ama çok keyifli bir kitap, tavsiye edilir.
Aynı serinin Mozart versiyonunu da okulun kütüphane görevlisi almış Deniz'e yılbaşı hediyesi.. İnanmayacaksınız ama Deniz'in okuldaki en yakın arkadaşı kütüphane görevlisi Canan abla...Aşağıdaki terliklerin biri babaanneden biri anneanneden....
Bu arada bana da hediye bol idi ama daha fazla görgüsüzlük yapmayayım; yine de aşağıdaki çok sempatik kurabiye kavanozomu ve de tuzluk-karabiberliğimi yayınlamadan edemedim...
İşte böyle idi bu yılbaşı hediyelerimiz, biz de herkese aldık, mutlulukla dağıttık hediyelermizi, 2008 hepimize uğurlu gelsin!
Tatilimiz
Deniz geçtiğimiz haftada tatil idi, malum okullarında yabancı öğretmen çok olunca onlarda Christmas dolayısı ile tatil yapıyorlar, bunun içinde 1 hafta önce açılıyorlar. Bu sene Christmas bizim kurban ile birleşince 13 gün gibi güzel bir tatil yakaladık. Tatilimizn ilk dört günü yaşadığımız üzücü olay ile keyifsizce geçti. Ancak Deniz bu olayı bilmediği için keyifsizliğme bir anlam veremedi, nedenini sordu ve de sık sık tatilde planladığımız sözleri hatırlattı.
Bu anlamda toparlanıp, Salı günü planladığımız şeyleri yapmaya başladık. Öncelikle her gün yaklaşık 1,5 saat ders çalışıyoruz, zira okul her gün için bir metin okuma, o metni yazma ve ilgili resmi boyama şeklinde bir ödev serisi verdi. Genel de sabah kahvaltı keyfimizden sonra ilk işimiz ödevleri bitirmek. sonrasında ise bakın neler yaptık.
Birlikte TV keyfi yaptık....

Her gün okula birlikte gittikleri arkadaşı Işıl'ı davet ettik evimize, annesi babası çalışıyor, çalışmayan bir anne olarak jest yaptım onlara...Gün boyu birlikte oynadılar, Tv seyrettiler bu komik şekilde..

Derslerini yaptılar...

Anneannesi geldi, evde hep birlikte keyif yaptık....
Deniz'i İstanbul'da sevdikleri için kart yazması konusunda ikna ettim ve bakın neler yazdı...



Bu arada ailecek şu meşhur "Arı" filmine gittik, çok beğendik...

Sonra babası ile Alvin ve Sincap'lara gittiler...

Bu arada kitap okumaya teşvik etmek amaçlı, muhtelif kitaplar almış idim, bunları okuduk. Bir tanesi Ya-pa yayınlarının çıkardığı yeni müfredata uygun, hem el yazısı hem normal alfabe ile yazılı metin okuma serisi. İlk 3'ünü aldık ve okuduk...,

Diğeri uçan balık serisinden "geceyi sevmeyen çocuk" Bu seriyi de okulumuz tavsiye ediyor, çok keyifli hikayeler var içinde ve çok güzel resmedilmiş....
Cumartesi gününü kendimize ayırmış idik, bol sanat dolu bir gün oldu. Bir ay önce biletini aldığımız Rembetiko adlı oyuna gittik ki, mutlaka Ankaralılara tavsiye ediyorum. Kostümleriyle, senaryosuyla, müzikleri ve danslarıyla inanılmaz keyifli bir müzikal...
Aynı akşam da Bilkent Senfoni tarafından düzenlenen yılbaşı konserine gittik. Gerek CSO gerekse BSO'yu takip edenler bu klasikleşmiş yılbaşı konserlerinin ne kadar keyifli olduğunu bilirler...Program herkesin bildiği klasik eserler arasından seçilmiş, mesela John Lennon'un "Here, There, Everywhere"i,Errol Gardner'ın "Misty" si, şu meşhur "Pembe Panther" müziği, Hans Zimmer'in "Gladiator" filminin müziği, Fındıkkıran Bale Suiti, "My Way" ve kapanışta meşhur Strauss valsleri... Orkestra şefinin sempatikliğini anlatmam mümkün değil, eserin ortasında kemancının elinden kemanı kapıp, hem orkestra yönetip hem keman çaldı ki tüm salon gülmekten koptu... Konserin hepsini çektim, buraya Pembe Panter'i koymak istedim...
Bir akşam da yeğenlerimle böyle oynadılar...

Her ne kadar ruh halim çok keyifli olmasa da kızıma mümkün olduğunca keyifli bir tatil yaşattım, dün ise 13 gün tatilden sonra kalkması OFFFFFFFF şeklinde oldu...
haa bu arada yeni yılı da kutladık tabii, yeni yılı ve hediyelerimizi bilahare yazıcam....
Bu anlamda toparlanıp, Salı günü planladığımız şeyleri yapmaya başladık. Öncelikle her gün yaklaşık 1,5 saat ders çalışıyoruz, zira okul her gün için bir metin okuma, o metni yazma ve ilgili resmi boyama şeklinde bir ödev serisi verdi. Genel de sabah kahvaltı keyfimizden sonra ilk işimiz ödevleri bitirmek. sonrasında ise bakın neler yaptık.
Birlikte TV keyfi yaptık....
Her gün okula birlikte gittikleri arkadaşı Işıl'ı davet ettik evimize, annesi babası çalışıyor, çalışmayan bir anne olarak jest yaptım onlara...Gün boyu birlikte oynadılar, Tv seyrettiler bu komik şekilde..
Derslerini yaptılar...
Anneannesi geldi, evde hep birlikte keyif yaptık....
Deniz'i İstanbul'da sevdikleri için kart yazması konusunda ikna ettim ve bakın neler yazdı...
Bu arada ailecek şu meşhur "Arı" filmine gittik, çok beğendik...

Sonra babası ile Alvin ve Sincap'lara gittiler...

Bu arada kitap okumaya teşvik etmek amaçlı, muhtelif kitaplar almış idim, bunları okuduk. Bir tanesi Ya-pa yayınlarının çıkardığı yeni müfredata uygun, hem el yazısı hem normal alfabe ile yazılı metin okuma serisi. İlk 3'ünü aldık ve okuduk...,
Diğeri uçan balık serisinden "geceyi sevmeyen çocuk" Bu seriyi de okulumuz tavsiye ediyor, çok keyifli hikayeler var içinde ve çok güzel resmedilmiş....
Cumartesi gününü kendimize ayırmış idik, bol sanat dolu bir gün oldu. Bir ay önce biletini aldığımız Rembetiko adlı oyuna gittik ki, mutlaka Ankaralılara tavsiye ediyorum. Kostümleriyle, senaryosuyla, müzikleri ve danslarıyla inanılmaz keyifli bir müzikal...
Aynı akşam da Bilkent Senfoni tarafından düzenlenen yılbaşı konserine gittik. Gerek CSO gerekse BSO'yu takip edenler bu klasikleşmiş yılbaşı konserlerinin ne kadar keyifli olduğunu bilirler...Program herkesin bildiği klasik eserler arasından seçilmiş, mesela John Lennon'un "Here, There, Everywhere"i,Errol Gardner'ın "Misty" si, şu meşhur "Pembe Panther" müziği, Hans Zimmer'in "Gladiator" filminin müziği, Fındıkkıran Bale Suiti, "My Way" ve kapanışta meşhur Strauss valsleri... Orkestra şefinin sempatikliğini anlatmam mümkün değil, eserin ortasında kemancının elinden kemanı kapıp, hem orkestra yönetip hem keman çaldı ki tüm salon gülmekten koptu... Konserin hepsini çektim, buraya Pembe Panter'i koymak istedim...
Bir akşam da yeğenlerimle böyle oynadılar...
Her ne kadar ruh halim çok keyifli olmasa da kızıma mümkün olduğunca keyifli bir tatil yaşattım, dün ise 13 gün tatilden sonra kalkması OFFFFFFFF şeklinde oldu...
haa bu arada yeni yılı da kutladık tabii, yeni yılı ve hediyelerimizi bilahare yazıcam....
27 Aralık 2007 Perşembe
Ölümün acı yüzü
Bayramın ilk günü sabah saat 9.30... Telefonum çalıyor cepten, arayan İstanbul'dan eski komşum ve can dostlarımdan Gülin. Herhalde bayramımı kutlayan ilk olmak istiyor diye düşünerek açıyorum telefonu. Telefondaki ses berbat, "Nazlı Işıl bir çılgınlık yapmış hastanede, ailesinden birinin telefonunu biliyormusun" diyor Kafamdan kaynar sular dökülüyor, elim ayağım boşanıyor... Lise devre arkadaşları arasında bir telefon zinciri oluşturuyorum ama bizden önce bir şekilde ulaşılıyor ailesine....
İlk haberler iyi olduğu yolunda,biraz olsun rahatlıyoruz, sonraki haber kötü; "felç kalacak yaşarsa" deniliyor...
Öğle vakti yine Gülin arıyor ağlayarak ve acı haberi veriyor....
Hıçkırıklara boğuluyoruz telefonda....
Işıl liseden eşimin devre arkadaşı. Eşim ve ben yıkık vaziyetteyiz, ikinci kez yaşadığım arkadaş acısı derinden vuruyor beni....
Sürekli silüeti gözümün önünde ışıl ışıl bakan gözleriyle, muhabbetlerimiz, Işıl'ın özel çipura-kremalı patates davetleri, geç saatlere kadar yaptığımız dedikodularımız, Family Cafe akşam yemeklerimiz, Eylül ayında İstanbul ziyaretimde evinde kaldığım 2 geceye ait birlikteliğmiz, kızıma göstediği sevecenliği, aldığı hediyeler ve daha nice anılar.... Bitmez ki , say say bitmez ki. Söyleyin bana gerçek dostların paylaştıkları biter mi?
Ankara'ya bölük pörçük taşındık biz, eşim haziran'da ben Aralık'da. İşte bu 6 aylık yanlızlığımda öyle yakınlaştık öyle destek gördüm ki unutamıyorum...
Yaşadığım şoktan normal hayata bir kaç gün sonra ancak dönebildim, ağla ağla olmuyor, dal git uzaklara olmuyor, ne yapalım ölenle ölünmez diyoruz ama çok zor, inanasım gelmiyor hala...
Hala hayatta olan anneannesini düşünüyorum, Eylül ayında tanışmıştım onunla. 90 yaşında; hayata bağlılığı, şık giyimi, makyajı ve sohbetiyle çok etkilemişti beni. Işıl'da onu model alırdı hep, her buluşmamızda lafı geçerdi anneannesinin... Şu an ise düşünemiyorum ne haldeler. nasıl katlanacaklar bu acıya bilemiyorum...
hatırlıyormusun Işıl bana verdiğin sözü? Hani Gülin, Mehmet sen kış geçince hafta sonluğuna gelecektiniz? Ne planlar yapmıştık? kader bize feyk hattı, tutamadın Işıl sözünü.........
Çok seviyorum seni birtanem yerinde rahat uyu. Dua ediyorum her akşam annen, anneannene ve tüm sevenlerine... sabır göstermeleri için........
İlk haberler iyi olduğu yolunda,biraz olsun rahatlıyoruz, sonraki haber kötü; "felç kalacak yaşarsa" deniliyor...
Öğle vakti yine Gülin arıyor ağlayarak ve acı haberi veriyor....
Hıçkırıklara boğuluyoruz telefonda....
Işıl liseden eşimin devre arkadaşı. Eşim ve ben yıkık vaziyetteyiz, ikinci kez yaşadığım arkadaş acısı derinden vuruyor beni....
Sürekli silüeti gözümün önünde ışıl ışıl bakan gözleriyle, muhabbetlerimiz, Işıl'ın özel çipura-kremalı patates davetleri, geç saatlere kadar yaptığımız dedikodularımız, Family Cafe akşam yemeklerimiz, Eylül ayında İstanbul ziyaretimde evinde kaldığım 2 geceye ait birlikteliğmiz, kızıma göstediği sevecenliği, aldığı hediyeler ve daha nice anılar.... Bitmez ki , say say bitmez ki. Söyleyin bana gerçek dostların paylaştıkları biter mi?
Ankara'ya bölük pörçük taşındık biz, eşim haziran'da ben Aralık'da. İşte bu 6 aylık yanlızlığımda öyle yakınlaştık öyle destek gördüm ki unutamıyorum...
Yaşadığım şoktan normal hayata bir kaç gün sonra ancak dönebildim, ağla ağla olmuyor, dal git uzaklara olmuyor, ne yapalım ölenle ölünmez diyoruz ama çok zor, inanasım gelmiyor hala...
Hala hayatta olan anneannesini düşünüyorum, Eylül ayında tanışmıştım onunla. 90 yaşında; hayata bağlılığı, şık giyimi, makyajı ve sohbetiyle çok etkilemişti beni. Işıl'da onu model alırdı hep, her buluşmamızda lafı geçerdi anneannesinin... Şu an ise düşünemiyorum ne haldeler. nasıl katlanacaklar bu acıya bilemiyorum...
hatırlıyormusun Işıl bana verdiğin sözü? Hani Gülin, Mehmet sen kış geçince hafta sonluğuna gelecektiniz? Ne planlar yapmıştık? kader bize feyk hattı, tutamadın Işıl sözünü.........
Çok seviyorum seni birtanem yerinde rahat uyu. Dua ediyorum her akşam annen, anneannene ve tüm sevenlerine... sabır göstermeleri için........
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)