1 Şubat 2008 Cuma

İlk Karnemiz

İlk karnemizi aldık biz, veliler resimlerini çekmek istediklerinden dolayı 1. ve 2. sınıflara karneleri konferans salonunda törenle verildi. İşte o günden kareler....
Deniz adının anons edilmesini beklerken....

Deniz sınıf öğretmeninden karnesini alırken....

Deniz karnesini aldıktan sonra incelerken....

Veeee sınıf öğretmeni ile.....


Sınıf öğretmeni ben de isterim bu resimlerden diyince, akşamında hemen e-mail ile gönderdik resimleri. Deniz yazdı e-maili ve şöyle dedi "Öğretmenim tatilde sizi çokkk özleyeceğim"

Bu arada karne nasıl mı??? İlkokul 1. sınıf nasıl olması gerekiyorsa öyle işte:-)))

25 Ocak 2008 Cuma

Deniz ne Okusun?

Bu yazıyı karamelizenin annelerin eğitim imecesi yazısından esinlerek yayınlıyorum. Bu yazı sayesinde biz anneler birbirimiz ile çocuk sitelerini paylaşmıştık....

Malum bugün çocuklar karne alıyor, sömestr tatili başlıyor...Tatilimizn her gününü şimdiden doldurduk. Pazar-Perşembe arası yeğeim zeynep'in okul turu ile Kartalkaya'ya kayağa gidiyoruz, Deniz ben ve Zeynep, babamız gelemiyor maalesef... Kayak bizim için ilk tecrübe, bakalım ben de sonucu çok merak ediyorum. Deniz ise kayaktan çok havuza gireceği için heyecanlı ama ben tüm şartları zorlayıp kayak öğrenmesi için mücadele vereceğim. Bakalım anneler bilir, bizim isteğimiz ile olmuyr hiç bir şey, bakalım kendisi kayağı sevecek mi??? Ben biraz olumsuzum açıkcası...

Kartalkaya sonrası 3 gün İstanbul ziyaretimiz olacak, iş öncesi dostlara bir kez daha merhaba demek ve biraz da işsel meseleler için....

Geriye kalıyor 5 gün bize evde, eh 5 gün dediğin nedir ki, o da göz açıp kapayıncaya kadar geçecektir. 11 Şubat yeni bir sayfa, Deniz okula annesi yeni işe....

neyse efendim konuyu dağıtmayalım, annelerin eğitim imecesi dedik, sömestr tatili dedik, konu nereye gidecek? Deniz Aralık başı itibarı ile okumayı söktüğü için harıl harıl kitap alıyorum ona, yeter ki okusun diye... Önceden de yazmış idim, Bay Majör serisi bu anlamda çok güzel, 2 tanesi kaldı almadığımız onu da karne hediyesi olarak alacağız... Okulumuz da ilk okunacak seriler için de Uçan balık serisini tavsiye ediyor...Bu arada artık ben yavaş yavaş daha uzun klasik romanlara geçelim diyorum, bu anlamda Polyanna'yı, Çocuk Kalbi ve Küçük Prens'i aldım... Polyanna'yı okuduk bile, daha doğrusu ben ona okudum Ekim ayında...

İşte bu anlamda sizlerden kitap tavsiyesi isteyeceğim. eğitim imecesi başlatan canım kankam karamelize'yi, iyi bir kitap takipcisi olduğunu düşündüğüm sevgili deniz'i, benden çok daha fazla tecrübeli bir anne olduğu için sevgili kıymet'i, yine benden tecrübeli sevgili perili köşk'ü ve kızı ile diyaloğunu çok keyifle takip ettiğim sevgili çocuk gibi'yi sobeliyorum. Hadi bakalım tavsiyelerinizi görelim, DENİZ NE OKUSUN?

23 Ocak 2008 Çarşamba

Sobelenmişim, haberim yok!

Sevgili zamandan sızan sobelemiş beni hem de 13 Ocak'da, pes yani daha dün girdim bloğuna ama son iki yazıyı okuyup alttakini okumamışım. Öncelikle Kıymet'den sonrasında hepinizden kocaman özür.

Sobe konusu bana çok tanıdık..."Yapmak zorunda olduğunuz halde yapamadığınız kolay işler" Zira bir önceki yazımda birebir bu durumu anlatmış idim, eeee ne olcak şimdi? sobeye cevap vermemek blog etiğine uymaz, biraz daha düşündüm ve sevgili Kıymet sayesinde listeme yenilerini ekledim... Buyrun bakalım...

*Banyomun asma tavan duyunda problem var, daha önce bakıldığı halde sorun tekrarladı. Derhal site yönetimini aradım elektrikcimiz yıllık izindeymiş dönünce arayacaklar beni. Sağol Kıymet:-))))

*Yine banyomla ilgili eni 23 cm olması gereken bir çamaşır sepetine ihtiyacım var, aylar önce bakmıştım ama bu ende bulamamıştım, tekrar heryere baştan bakmam lazım; var mı bir fikri olan nerede bulurum?

* Bildiğiniz üzere resim baskı konusunda dijital makina çıktı mertlik bozuldu. Ben şahsen bilgisayarımda çok iyi bir tasnifleme yapıp yaklaşık 3 aylık periyotlarla içlerinden çok özelini seçip baskı yapıyorum. Hani ileride kızım evlenirken ona CD leri veririm bana da baskılar kalır diye...Bu anlamda birikmiş son bir kaç ayın baskılarını yaptırmam gerekiyor!

*Bir süre daha home-office işimi bırakmayacağım için son yazışmalarımı basmam gerek yani babamın ofisine gidip 2-3 saatte print outları alıp tasniflemem gerek....

Bir de yapmak istediğim ama bütçesizlikten dolayı aklımdaki işler var, hadi onları da yazayım....

* En yakın zamanda yatak odamıza bir ray dolap almak istiyorum. Bol gözlü, bol çekmeceli bol raflı yeni dolabımıza itina ile giysilerimizi yerleştireceğim....

* E artık salona bir LCD lazım, tüplü TV tarih oldu....

* Şu an salonumda bir üçlü, bir ikili bir de Lazboy TV koltuğu var. Biraz klasik olacak ama keyifli olacak gibi gözüküyor eğer cam önüne iki berjer kondurabilirsem...

* Yine bütçeye bağlı en önemli işlerden biri can dostlarımdan Arzu'yu Hollanda'da ziyaret etmek olacak....Çok özledim çok, denk getirebilirsek Mehtap kankalarla yoksa kendimiz mutlaka 2008 içerisinde gitmemiz gerek....

Valla Kıymet ne iyi ettin de sobeledin bak daha listem bitmemiş meğersem! Kucak dolusu sevgiler............

22 Ocak 2008 Salı

İşe başlamadan....

Yine ortalarda yokum değil mi? Niyesi şu, hani işe başlayacağım ya, kendime "işe başlamadan önce yapılacaklar" şeklinde bir liste yaptım ki Allah'ım çık çıkabilirsen. Ne çok işi varmış yahu biriken; şu anda resmen full time çalışıyor gibi koşturma halindeyim....

Sabahdan öğleye babamın işine yardım ediyorum, ağabeyim bir süreliğine gelmeyince internet bankacılığı işleri bana kaldı, neyseki bugün kendisi gelince bu işten kurtulmuş oldum. Bu arada yaptığım en önemli iş, Deniz'i ilk kez diş kontrolüne ve benimkileri de yıkama -yağlama genel bakıma sokmak oldu. Bir gittim ki ne görelim, diş etlerim berbat hale gelmiş, kemiklerim bakteriler tarafından yenmiş, derhal bir diş eti ameliyatlar serisine vasıl oldum. 2 si bitti Allah'a şükür, kaldı iki tane daha.. Ameliyat olayı berbat, aslında yüksek teknoloji sayesine hiç acı çekmiyorsun ama duyulan sesler, kanlı eldivenler ve dikiş kısmı çok korkunç...En zor kısmı bu galiba, ama sonrasında da ufak tefek işler daha var. 3 hafta oldu başlayalı bu işlere, sanıyorum yaklaşık bir ay daha var işimiz...

Dişçimiz sevgili Yalçın amcamız, babamızın devre arkadaşı olur kendisi, tüm ankara'lılara gönül rahatlığı ile tavsiye olunur yeni klinikleri... işte Deniz'in ilk kontrolü.... Neyse ki onun ağzında her şey yolunda şimdilik..

Bu arada bilgisayarı elden geçirdim, tüm dosyaları kopyaladım, mutfağımn eksik perdesini ve halısını tamamladım, şirket evraklarını hazırladım, arabanın bakımını yaptırdım, aile büyüklerini ziyaret olaylarını tamamladım (artık beni sık beklemeyin mesajını verdim:-)), Fransızca kursunda öğrendiklerimi sıkı bir şekilde gözen geçirdim, sınavdan 85 aldım, evin temizliğini komple elde geçirttim, tüm dolap içleri ve duvarlar dahil sildirdim vs vs... Aklıma ilk gelen bunlar ama listem daha bitmedi, hızlı okuma ve satın almaya yönelik eğitim araştırması yaptım henüz tarih olarak denk gelmedi ama gelirse işe başlamadan önce gitmek istiyorum...Eğer bütçe olursa sırada lazer epilasyon ve bir kaç sağlıksal kontrol daha var... Bu arada yeni işimle ilgili de bir kaç araştırma olayına girdim, eski bilgilerimi tazelemeye çalışıyorum, girer girmez abandone ve de rezil olmayayım diye..

hadi bakalım hedef sağlıklı, zinde ve motive bir şekilde başlamak ve tabii ki başarılı olmak yeni işimde... Bana şans dileyin olur mu?

11 Ocak 2008 Cuma

yine yeniden:-(, :-), ?, !

Hani bir önceki yazımın bitiminde dedim ya 2008'e çok hızlı başlıyorum diye, şimdi bu konuyu açayım...

Son 1,5 aydır görüştüğüm bir firma var idi, 2 mülakat her biri 2,5 'ar saat sürdü ve sonunda kabul edildim. Biraz düşünme payı istedim ve geçen hafta bugün, ben de işi kabul ettiğimi bildirdim kendilerine...

Ne güzel bir haber gibi görünüyor değil mi? siz bir de bana sorun.. İşi kabul etmemle kafam allak bullak, kalbim güm güm, annelik hormanlarım alt üst vaziyetde. 13 ay olacak bu ayın ortasında, tam zamanlı çalışmayalı... Bu 13 ayın hayatıma artıları eksilerinden mutlaka daha fazla. Çünkü 2 aylıkken çocuğumu ellere emanet edip işe gidip 6 yaşı dolduruncaya kadar bakıcılarla çocuk büyüttüm ben. Hem de İstanbul'un ağır koşullarında... Hem de annemin senede sadece 2 kez 1'er hafta kalmasıyla... Hem de ekonomik kriz ile birlikte eşimin iş sorunları ile boğuşarak... Hem de günde 40 km uzaklıkta bir işe giderek....

İşte bu anlamda çok iyi geldi bu ara anne kız ikimize de... Doyasıya öpüş koklaş olduk, gezdik, eğlendik 1 sene boyunca. Kanımca bir çocuğun hayatındaki en önemli en önemli dönemlerinden olan ilkokul 1'in yarısını da birlikte devirmek üzereyiz. Canım ona sürpriz yapmak istedi, çat kapı tenefüsüne giderek kucakladım onu, servise binmek üzereyken "ceee" yapıp arabamla alıp şarkı söyleyerek döndük eve... Öğretmenleri ile yakınen ilişki kurdum bu arada... yıllar boyu yapamadığım şeyleri yaptım, hani çalışırken kıskandığım o ev hanımlarının yaptıklarını yaptım ....

eeee ne oldu da büyü bozuldu? veya bozulmak zorundamıydı ki ben yeni bir işe gidiyorum??? Bilmem ki? Çok düşündüm bu konuyu kendi kendime; 35 yaşındayım, hayatımın en verimli dönemindeyim, böyle evde turarak mı geçmeli hayatım diye çok düşündüm. Aslında evde de oturmuyorum, yani biliyorsunuz, ben Alman bir firmanın Türkiye temsilcisiyim ve home-office çalışıyorum ama yetmedi işte... Manevi anlamda yetmedi çünkü enerjimin hepsini almadı bu iş benim... Daha fazla enerjim var ve bunu iş hayatında açığa çıkarıp hem kendimi daha fazla geliştirmek hem de kariyerime devam etmek istedim...Şimdi bir itiraf duyacaksınız benden; bir de elalem "Aman Nazlı da fıstık gibi işi bırakıp Ankara'ya gitti evde oturuyor" demesin istedim bir yandan da.... Haa bir de işin maddi boyutu var tabii, eşim ticaret yapıyor, çok şükür her şey yolunda ama ya böyle gitmezse??? Özel okulda okuyan bir çocuğum var, bu durumu korumalıyım ve de üstelik hayat standardımızı daha da geliştirmeliyiz diye düşündüm ve iş arayışına başladım....

İyi bok yedim, şimdi ne olcak? Güzel bir ünvan verildi bana, "Satın Alma Müdürü ve Organizasyon ...." sı oldum. (.... düşünülüyor henüz). Maaşım idare eder, iş yerim Ankara standartlarına göre çok uzakta, 27 km kadar....mesai saatleri de kötü bana göre, ama 2 hafta normal saatte 2 hafta 45 dakika geç gideceğim işe, bu durumu kabul ettiler... İşe de sömestr sonrası yani 11 Şubat'da başlayacağım, son kez kızımla bir tatil keyfi yapayım diye düşünerek öyle istedim... Amma velakin, işe başlamayla birlikte, eee çocuğumu sabahları kim bırakacak, evin düzeni ne olacak, çocuğum ödevlerini nasıl yapacak? Çat kapı okula gidemeyeceğim artık hiç, ona hiç sürpriz yapamayacağım.... Gün içinde çat kapı "anne çayı koy ben geliyorum" diyemeyeceğim. Yine gün içinde kocişkomla doyasıya gezemeyeceğim, arada yaptığımız kızlarla öğle tatili kahve keyfi yapamayacağım... yapamadıklarımı düşündükce deliriyorum.... Beni en iyi anlayanlardan biri karamelize olacak, çünkü 9 sene İstanbul'da aynı koşullarda yaşadık ikimizde ve de 10 Ocak'da yazdığı yazı şimdiki duygularımla tamamen örtüşüyor..

Bundan sonra kızımla sadece 1,5-2 saat görüşebileceğimiz aklıma geldikçe oynatıyorum....

Anladığınız dağılmış bir vaziyetdeyim, aslında bir yandan da herşeyin İstanbul'daki gibi zor olmayacağını da biliyorum. Şimdiden ayarladım, Deniz'in çok sevdiği bir ablamız var aylık olarak gelecek artık ve hem ev işlerini kontrol edecek hem Deniz'i karşılayacak. E ailem yanımda istediğim an anneciğim gelebilecek, hatta söz verdi haftada 1 gün kalacak... Eşim iş saatleri uygun olduğu için okul sürprizlerine devam edebilecek benim yerime... Falan filan..

Bunlara rağmen ben tam mutlu olamıyorum, neden neden neden??? Biri bana yardımcı olabilir mi lütfen??? aldım ya o tadı bir kere, hani çocuğunla doyasıya vakit geçirme fırsatını, çok zor geliyor şimdi..Doğum izninden sonra işe ilk gittiğim günü dün gibi hatırlıyorum. Deniz'i emzirdim, öptüm kokladım ağlayarak Emi'ye verdim ve 40 km boyunca ağladım yolda... İşe geldim öğlen 12.00'ye kadar ağladım odamda, hiç unutmuyorum patronum geldi "kızım git git ne olur evine git rahatça toparlan öyle gel" demişti bana... Şimdi de aynı duyguları tekrar yaşıyorum...

Sizce iş hayatıyla birlikte bir kaç ay içinde aşağıdaki kadına döner miyim????

6 Ocak 2008 Pazar

2007'den 2008'e.....

Hani seneyi devirdik ya, geriye dönüp bir analiz yapayım dedim 2007'ye dair....
19 Aralık 2006 taşınma günüm, 9 senelik İstabul yaşantımdan Ankara'ya dönüşüm... Kolay mı oldu, hayır inanılmaz sancılı oldu. 9 senedir çalıştığım işimi, can dostlarımı bıraktım geldim buraya, kalbimin yarısı kaldı orada hala.... Pişmanmıyım? Asla, kanım canım ailem burada, güzel bir yaşam da kurduk burada ama dediğim gibi özlem çok... Ama şundan da çok eminim 2008 çok daha güzel geçecek...

Evet başa dönelim, 16 Aralık'da taşındık, taşınmadan bir kaç gün önce Deniz ile İstanbul'daki evimizde böyle kutulama yapıyorduk biz...


Haa unuttum bu arada aslında eşim Haziran'da geldi Ankara'ya ben ise Aralık'da.. Şirketimiz başka bir gruba satılınca eski patronlarımız rica etti benden yeni birini yetiştirip öyle ayrılmam için.

Neyse taşındık derken yeni yıl geldi, ağabeylerimin 25 kişilik grubu ile şu Arcadium'daki meşhur Kırmızı'da idik ve inanılmaz eğlendik saat sabah 4'e kadar. Üstelik Deniz de bizden aşağı kalmadı ve işte tüm gece böyle eğlendi dans ederek.






















Babası içkiden sarhoş, kızımız eğlenceden....

















O geceye ait kötü bir anı olarak bu resim kaldı elimizde. Çok sevdiğim canım ağabeyim ve eşi boşandılar Haziran'da... İkisi ile de ayrı ayrı görüşüyoruz şimdi; 2007 yılının en kötü olayı idi bizim için...

















Çok sevgili yeğenimiz Tolga'da haftanın yarısı annede, yarısı babada yaşıyor şimdi:-((((( Bu resimde geçen seneki yılbaşı gecesine ait...


Yılbaşının hemen ertesi bayram idi geçen sene, can dostlarımız Mehtap'lar geldi Eskişehir'den ... Kısacık zaman sığdırılmış dedikodular, kikirdemelerle geçirdik bir kaç günü...

Hemen ertesi günü hiç unutmuyorum, Handan^dayız; Deniz Zeynep ablası ile yatakta resim yaparken düştü ve sağ kolu alçıya alındı!


Dolayısıyla Şubat ayını Deniz'e endeksli evde ve sinemalarda geçirdik. Bu arada ben Alman bir firmanın distribütörlüğünü alıp home-office bir iş kurdum. Böylece şehir değişikliği bunalımını yaşamadan atlattım.. Hem de komik bir şekilde 9 sene satın alma müdürlüğü yaptığım şirketime mal satan firmanın aracısı oldum. Düşünüce çok komik geliyor hala....

Bu anlamda hemen hemen her 1,5 ayda bir İstanbul'a gittim, hem eski firmamı ziyaret ettim,hem bu işi geliştirme adına çaba harcadım, hem de dostlarımla hasret gidermeye çalıştım...

Şubat ayında 88 yaşındaki babaannem çok kritik bir Bypass geçirdi, nekahet devresi yaklaşık 3 ay sürdü, biraz sıkıntılı günler yaşadık ama şimdi dimdik ayakta....

Mart ayına kadar kızımla bol bol hasret giderdik, doyasıya yaşayamadığımz 6 senenin acısını çıkarttık. Geç saatlere kadar uyuduk, anneannemizle, dayılarımızla, dedemizle 9 senenin hasretini giderdik, çocuk filmlerini ve tiyatrolarını kaçırmadık, kuğulu parka gidip kuğulara ekmek attık. Mart başında biraz daha düzenli hayata adım atalım dedik ve Deniz ana sınıfına başladı...

Nisan itibarı ile blog açtığım için yılın detayları zaten blogda ama kısaca tekrar bahsedeyim, Nisan ayı annemin sergisi ile koşturmaca şeklinde idi..

Bu arada Ankara'da susuzluk başladı, Allah'a şükür yeterli depoyla bu sıkıntıdan yırttık ama bloğumda da yazdığım gibi hala 1 adet yumurta kaynattığım suyu bile dökmeyen bir kadın oldum ben...

Ben home office iş sahibi, eşim de serbest olunca gündüzlerin tadını çıkardık, avare avare dolaştık, genç turkcell sinema senaslarını kaçırmadık, bol bol tiyatro ve operaya gittik, Cem Yılmaz'ı, Ferhat Göçer'i, Chic Korea'yı kaçırmadık...El ele dolaştık üniverite yıllarımızda dolaştığımız sokakları...

Derken yaz geldi, Bodrum-Şirince Fethiye turu yaptık detayların hepsi bloğumda...

İzmir'de görümcemin evinde bir aile krizi yaşadık, 2007 senesine ait hatırlamak istemediğim bir nokta oldu bu da...

Temmuz ayında ise toplum olarak vurucu darbeyi aldık ayın 22'sinde... Biz aydınlar senelerdeir uyurken onlar çalıştılar ve başardılar, diyecek laf yok boynumuz büküğüz şu anda; ve de yine biz aydınlar uyuyoruz onlar ise daha da fazla çalışıyorlar... Sonumuz, çocuklarımızın geleceği Allah kerim, çok umutsuzum ben...

Eylül ayı da çok önemli bizim için zira kızım ilkokul 1. sınıfa başladı. Çok ama çok istediğim okul denk düştü, çok mutluyuz ve keyifliyiz...Aralık başı itibarı ile okumaya başladı; tabii ki akıcı değil heceleyerek ama gayet iyi gidiyor...

Geldi aralık 20, çok sevdiğimiz bir arkadaşımızı kaybettik acısı hala yüreğimizde...

Yılbaşından bir gün önce patlayan bir aile krizi; hala üstesinden gelemedik, aile içinde keyfimiz çok kaçık aslında...

İşte böyle acısıyla tatlısıyla bir yıl daha geçti... Ama 2008'e çok hızlı başladım, benim için çok değişik, yeniliklerle dolu, bol koşturmacalı bir yıl olacak. Niye mi? E onu da yarın öbür gün yazıcam, çok uykum geldi haydi iyi geceler...

3 Ocak 2008 Perşembe

Yılbaşı Hediyelerimiz

Eh tabii yeni yıl çocuklar için müthiş keyif, şahsen benim kızım yeni yıl yaklaşırken eve gelen herkesin eline bakıyor kendisine ne getirildi diye? Yapma diyorum anlatamıyorum görgüsüz mü olcak bu çocuk nedir:-))))

30 Aralık'da attık kendimizi Toys R us'a, ne istiyorsan seç dedik, bakın benim kızım onca bebek, kızsal oyuncakların içinden ne seçti?


Hemen kurduk inanılmaz da keyifli oynuyor bu oyuncakla.. Zeynep ablası geldi aynı gün,uzun uzun onunla oynadılar; bu arada Zeynep ablamızın yılbaşına özgü yapılmış saçı aşağıda, yazmadan geçemedim ZEYNOOOOO!!!!


Veeee Handan yengemizden yine çılgın hediyeler... Aşağıdaki telefon gerçek bir telefon; çaldığında Miki ve Mini birbirine dönüp dans ederek şarkı söylüyor, arkadaki kalp ışık saçıyor vs... Sempatik ötesi bir telefon, Deniz'in odası için almış ama yar etmedim vallahi... Kızım senin odanda telefon düzeneği yok mecburen burada duracak deyip koridordaki konsola koyup telefonun kişisellikten çıkarıp ortak kullanıma açtım. (Büyüdüğünde ve bu yazıyı okuduğunda kızma bana emi canım? vallahi odanda koyacak yer yok, biraz büyünce zaten senin olacak ama çok sevdim, biraz da ben hevesimi alayım dedim:-))))


Ve yine Handan yengemizden aşağıdaki Miki sabahlığı... Canım benim nasıl sever Deniz'e hediye almayı...


Vee Nadi dayısından Bay Majör serisinden Vivaldi olanı.. Ne alayım sana diye telefon açtığında, Deniz kitap sipariş etmiş...Ağabeyim de bana sorunca ben de bu kitabı sipariş ettim, çok güzel bir CD si var, Vivaldi'nin "Dört Mevsimi" eşliğinde masalı anlatıyor, çok ama çok keyifli bir kitap, tavsiye edilir.
Aynı serinin Mozart versiyonunu da okulun kütüphane görevlisi almış Deniz'e yılbaşı hediyesi.. İnanmayacaksınız ama Deniz'in okuldaki en yakın arkadaşı kütüphane görevlisi Canan abla...


Aşağıdaki terliklerin biri babaanneden biri anneanneden....










Bu arada bana da hediye bol idi ama daha fazla görgüsüzlük yapmayayım; yine de aşağıdaki çok sempatik kurabiye kavanozomu ve de tuzluk-karabiberliğimi yayınlamadan edemedim...


İşte böyle idi bu yılbaşı hediyelerimiz, biz de herkese aldık, mutlulukla dağıttık hediyelermizi, 2008 hepimize uğurlu gelsin!

Tatilimiz

Deniz geçtiğimiz haftada tatil idi, malum okullarında yabancı öğretmen çok olunca onlarda Christmas dolayısı ile tatil yapıyorlar, bunun içinde 1 hafta önce açılıyorlar. Bu sene Christmas bizim kurban ile birleşince 13 gün gibi güzel bir tatil yakaladık. Tatilimizn ilk dört günü yaşadığımız üzücü olay ile keyifsizce geçti. Ancak Deniz bu olayı bilmediği için keyifsizliğme bir anlam veremedi, nedenini sordu ve de sık sık tatilde planladığımız sözleri hatırlattı.

Bu anlamda toparlanıp, Salı günü planladığımız şeyleri yapmaya başladık. Öncelikle her gün yaklaşık 1,5 saat ders çalışıyoruz, zira okul her gün için bir metin okuma, o metni yazma ve ilgili resmi boyama şeklinde bir ödev serisi verdi. Genel de sabah kahvaltı keyfimizden sonra ilk işimiz ödevleri bitirmek. sonrasında ise bakın neler yaptık.

Birlikte TV keyfi yaptık....


Her gün okula birlikte gittikleri arkadaşı Işıl'ı davet ettik evimize, annesi babası çalışıyor, çalışmayan bir anne olarak jest yaptım onlara...Gün boyu birlikte oynadılar, Tv seyrettiler bu komik şekilde..


Derslerini yaptılar...


Anneannesi geldi, evde hep birlikte keyif yaptık....

Deniz'i İstanbul'da sevdikleri için kart yazması konusunda ikna ettim ve bakın neler yazdı...



Bu arada ailecek şu meşhur "Arı" filmine gittik, çok beğendik...


Sonra babası ile Alvin ve Sincap'lara gittiler...


Bu arada kitap okumaya teşvik etmek amaçlı, muhtelif kitaplar almış idim, bunları okuduk. Bir tanesi Ya-pa yayınlarının çıkardığı yeni müfredata uygun, hem el yazısı hem normal alfabe ile yazılı metin okuma serisi. İlk 3'ünü aldık ve okuduk...,


Diğeri uçan balık serisinden "geceyi sevmeyen çocuk" Bu seriyi de okulumuz tavsiye ediyor, çok keyifli hikayeler var içinde ve çok güzel resmedilmiş....

Cumartesi gününü kendimize ayırmış idik, bol sanat dolu bir gün oldu. Bir ay önce biletini aldığımız Rembetiko adlı oyuna gittik ki, mutlaka Ankaralılara tavsiye ediyorum. Kostümleriyle, senaryosuyla, müzikleri ve danslarıyla inanılmaz keyifli bir müzikal...

Aynı akşam da Bilkent Senfoni tarafından düzenlenen yılbaşı konserine gittik. Gerek CSO gerekse BSO'yu takip edenler bu klasikleşmiş yılbaşı konserlerinin ne kadar keyifli olduğunu bilirler...Program herkesin bildiği klasik eserler arasından seçilmiş, mesela John Lennon'un "Here, There, Everywhere"i,Errol Gardner'ın "Misty" si, şu meşhur "Pembe Panther" müziği, Hans Zimmer'in "Gladiator" filminin müziği, Fındıkkıran Bale Suiti, "My Way" ve kapanışta meşhur Strauss valsleri... Orkestra şefinin sempatikliğini anlatmam mümkün değil, eserin ortasında kemancının elinden kemanı kapıp, hem orkestra yönetip hem keman çaldı ki tüm salon gülmekten koptu... Konserin hepsini çektim, buraya Pembe Panter'i koymak istedim...

Bir akşam da yeğenlerimle böyle oynadılar...

Her ne kadar ruh halim çok keyifli olmasa da kızıma mümkün olduğunca keyifli bir tatil yaşattım, dün ise 13 gün tatilden sonra kalkması OFFFFFFFF şeklinde oldu...

haa bu arada yeni yılı da kutladık tabii, yeni yılı ve hediyelerimizi bilahare yazıcam....

27 Aralık 2007 Perşembe

Ölümün acı yüzü

Bayramın ilk günü sabah saat 9.30... Telefonum çalıyor cepten, arayan İstanbul'dan eski komşum ve can dostlarımdan Gülin. Herhalde bayramımı kutlayan ilk olmak istiyor diye düşünerek açıyorum telefonu. Telefondaki ses berbat, "Nazlı Işıl bir çılgınlık yapmış hastanede, ailesinden birinin telefonunu biliyormusun" diyor Kafamdan kaynar sular dökülüyor, elim ayağım boşanıyor... Lise devre arkadaşları arasında bir telefon zinciri oluşturuyorum ama bizden önce bir şekilde ulaşılıyor ailesine....

İlk haberler iyi olduğu yolunda,biraz olsun rahatlıyoruz, sonraki haber kötü; "felç kalacak yaşarsa" deniliyor...

Öğle vakti yine Gülin arıyor ağlayarak ve acı haberi veriyor....

Hıçkırıklara boğuluyoruz telefonda....

Işıl liseden eşimin devre arkadaşı. Eşim ve ben yıkık vaziyetteyiz, ikinci kez yaşadığım arkadaş acısı derinden vuruyor beni....

Sürekli silüeti gözümün önünde ışıl ışıl bakan gözleriyle, muhabbetlerimiz, Işıl'ın özel çipura-kremalı patates davetleri, geç saatlere kadar yaptığımız dedikodularımız, Family Cafe akşam yemeklerimiz, Eylül ayında İstanbul ziyaretimde evinde kaldığım 2 geceye ait birlikteliğmiz, kızıma göstediği sevecenliği, aldığı hediyeler ve daha nice anılar.... Bitmez ki , say say bitmez ki. Söyleyin bana gerçek dostların paylaştıkları biter mi?

Ankara'ya bölük pörçük taşındık biz, eşim haziran'da ben Aralık'da. İşte bu 6 aylık yanlızlığımda öyle yakınlaştık öyle destek gördüm ki unutamıyorum...

Yaşadığım şoktan normal hayata bir kaç gün sonra ancak dönebildim, ağla ağla olmuyor, dal git uzaklara olmuyor, ne yapalım ölenle ölünmez diyoruz ama çok zor, inanasım gelmiyor hala...

Hala hayatta olan anneannesini düşünüyorum, Eylül ayında tanışmıştım onunla. 90 yaşında; hayata bağlılığı, şık giyimi, makyajı ve sohbetiyle çok etkilemişti beni. Işıl'da onu model alırdı hep, her buluşmamızda lafı geçerdi anneannesinin... Şu an ise düşünemiyorum ne haldeler. nasıl katlanacaklar bu acıya bilemiyorum...

hatırlıyormusun Işıl bana verdiğin sözü? Hani Gülin, Mehmet sen kış geçince hafta sonluğuna gelecektiniz? Ne planlar yapmıştık? kader bize feyk hattı, tutamadın Işıl sözünü.........

Çok seviyorum seni birtanem yerinde rahat uyu. Dua ediyorum her akşam annen, anneannene ve tüm sevenlerine... sabır göstermeleri için........

19 Aralık 2007 Çarşamba

Sobelenmişim!

Yeni tanıştığım (sadece blogdan değil, face to face olarak da yani:-))) ) deniz sobelemiş beni, sobe konumuz takıntılar; ilk aklıma gelen şunlar....

* Mutfakta ne yapacaksam yapayım, önce mutlaka mutfağı temizlerim. Yani pis tezgah, dağınık bir mutfakta asla işe başlamam ben!

* Peynir hayatımın "olmazsa olmaz" ıdır. Sabah kahvaltısında mutlaka peynir yenmelidir, ola ki yenmedi (ki yılda 3-5 günden fazla olamaz) akşam yemeğinde mutlaka! Peynirsiz bir gün geçemez benim için....

* Bu sene oluşan yeni bir takıntım var, kızımı servisten alınca yolda yürürken daha eve girmeden defterini çantadan bulup ne yaptığına bakıyorum; resmen takıntı şekline dönüştü, sabredemiyorum eve kadar!!!

* Tek başına yatağa girememe takıntım var, iyigeceler derim ama arkasından en az 1 saat daha otururum; illa eşimle aynı anda gireceğiz, ya bırak işte adam senin beğenmediğin filmi seyredecek, hasta ruhlu kadın:-)))

* Kızımın uyku saati de takıntı bende, 1 saat geç yatmasına dayanamıyorum. Eşim hiç sevmez bu huyumu "takıntılısın ne var biraz gecikse" der ama ben inat ederim... Çünkü sabah Deniz'i yataktan kazıyarak uyandırıyorum!

"Takıntılar" konulu sobenin şartı üç kişi sobelekmiş, haydi bakalım yeni tanıştığım sevgili zamandan sızan, yine yeni tanıştığım ve de yeni sayfasına taşınan müthiş keyifle okuduğum sevgili Bengi, ve de kankamın kardeşi sevgili serap (huuuu nerelerdesin, ebe sobe!) SOBELEDİM SİZİ:-)

17 Aralık 2007 Pazartesi

Mevlana

"Gel, Gel, ne olursan ol, gel!
İster kâfir, ister mecûsî, ister puta tapan ol, gel! Bizim dergâhımız ümitsizlik dergâhı değildir. Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel!"

var mı böle bir hoşgörü, ne güzel bir söz değil mi, şu an tüylerim diken diken TRT 2 'deki Şeb-i Aruz'u seyrediyorum. Bir kaç saat önce de buradan geldim... Olga Bale bu seneki Mevlana Yılı kapsamında sema formunda çok güzel bir modern bale gösterisi hazırlamış, keyifli bir gösteri sundular bize...

Internetden biraz araştırma yaptım ve özellikle şu sayfada okuduklarıma inanamadım. ne olur açın okuyun ve bakın Hollanda'da nasıl kutlanmış Mevlana bu sene...

Aşağıdaki video yine Hollanda kutlamalarından...


Hay allah kahroldum ya bu sene bu kadar imkanım varken nasıl akıl edemedim şu kutlamalara gitmeyi? Neyse Deniz biraz daha büyüsün mutlaka götürmeliyim onu....

Bu arada geçen hafta kızımın okulunda yeni yıl kutlamaları için 3 günlük bir panayır var idi. Ben de hazır fırsatım var iken koştum doğru okula bakalım şu panayırda neler var diye.. Yaklaşık 5 masa kurulmuş lise binasında, bir tanesi UNICEF standı diğerleri ise çocuklara yönelik muhtelif hediyelik eşya.. Neyse konumuz Mevlana saptırmayalım, hani Tevfik Fikret Fransızca öğretim veren bir kurum ya bu anlamda Christmas tatili de var, çünkü okulda çok fazla Franzsız öğretmen var. Ben de Christmas yakın olduğu için, okula giderken okulun Avrupai bir şekilde yılbaşı süsleri ile dolu olacağını düşünürken, lise binasına girdim; bakın neler var idi...






Christmas süsü beklerken Mevlana süslemeleri ile karşılaşmak çok hoşuma gitti doğrusu. Zira zaman zaman Fransız kültürü baskın olabilir mi diye kaygılanırken bu tezimi git gide çürütüyorum. Türk kültürü her zaman baskın, doğal olanı bu ve böyle olmalı...

Mevlana'nın ulvi bir sözüyle başladık yine öyle bitirelim; bu sözü ilk kez duydum ben ve çoook çoook hoşuma gitti, sizlerle de paylaşmak istedim..

Ben dostlarımı ne kalbimle,
ne de aklımla severim.
Olur ya ...
Kalp durur ...
Akıl unutur ...
Ben dostlarımı ruhumla severim !
O ne durur, ne de unutur ...

16 Aralık 2007 Pazar

Severiz...

Biz kocişkomla içmeyi severiz, zaten arkadaşlık ilişkimizin aşka dönüşmesin de üniversite yıllarımızdaki rakı sofralarının önemli katkısı olmuştur...Amma velakin yaşımız ilerledikce rakıdan şaraba doğru da bir geçiş yaptık. Son dört beş senedir de evde bir kaç akşamı mutlaka kırmızı şarap içerek geçiriyoruz, hani kırmızı şarabın antioksidan olduğu ilan edildiğinden beri....Yanında peynir çeşitlerimiz, salatalık, cherry domates ooohh tadından yenmiyor yani, severiz biz başbaşa keyifli içmelerimizi...

Son bir kaç yıldır da içki konusunda bir çeşnimiz daha oldu, o da Mey tarafından üretilen HARE likörleri.... Hepsi birbirinden lezzetli; acıbadem ve ahududu favorimiz idi, çok yeni bir tanesini daha keşfettik. O da Kremalı ve Türk kahveli olanı. Tadı aynı Baileys'i andırıyor...

Bu arada 2 dipnot 1)sanmayın ki alkoliğiz, dozunda içeriz biz ama herkes gibi bir kaç vukuatımız vardır tabiii:))) 2)Likör bardaklarım çok güzel di mi? Geçen sene aynı anda ben Mehtap'ıma yılbaşı hediyesi, o da bana ev hediyesi almıştı bunları...

Hani önümüz bayram ya belki misafirlerinize Türk kahvesi eşliğinde ikram edersiniz diye düşündüm; kalanı da arkasından yılbaşı akşamında itinayla tüketilir:-)))

15 Aralık 2007 Cumartesi

Teşekkür

Dün kalbim heyecan dolu kalktım yatağımdan... Yüreğim kıpır kıpır... Neden mi? Çünkü bir önceki gün çok nazik bir davet aldım sevgili gezicini'nden.. Diyordu ki, "sevgili Nazlı biz yarın blogcu kızlar Liva 'da bululuyoruz saat 12.00 de, sen de gelmek istermisin?" Gelmem mi, koşa koşa, zaten gezicini'ni, zamandan sızan'ı ve bembi'yi keyifle takip ediyorum son zamanlarda; üstüne bir de yüzlerini görüp canlı sohbet harika bir fikir olacaktı... Annem her zaman demez miydi bana "Kızım hayattaki en iyi kolleksiyon arkadaş kolleksiyonudur", bu felsefeyle büyüdüm ben ve bu felsefeyi ilke edindim hayatta.. (bu arada annemin lafı bir düşünüre de ait olabilir tabii tam bilemiyorum:-) )

Tanıdığım blogların yanında yenileriyle de tanıştım; deniz, acemiaşcı, çekirdeksiz üzüm ve sevgili Melike... Sonrası ise keyifli yenen yemekler içilen çaylar, sıcak sohbetler....

Buluşmaya gelirken ve de sohbetimiz başlayınca bu grubun çok öncelerden arkadaş olduğunu ve bunu blog aleminde de devam ettirdiklerini düşünmüştüm. Sorunca öğrendimki bir kuzen eşler dışında herkes birbirini blogdan tanımış; müthiş bir sürpriz oldu bana! İkinci sürpriz ise bu grupta bir de şehir değiştirene kadar devletşah'ında yer alması oldu...

Hiç aklıma gelmeyen başıma geldi, yani sanal alem arkadaşlığından reel hayat arkadaşlığına!!! Çok keyif aldım sizlerle olmaktan ve nazik davetiniz için küçük bir teşekkür etmek istedim buradan, sevgiler....

12 Aralık 2007 Çarşamba

Sosyal Sorumluluklarımız

Kurban Bayramı ve yeni yıl yaklaşırken her zaman kontakta olduğum ve taktir ettiğim bir kaç kurumu sizlerle paylaşmak istedim....

Ben kısmen vejeteryan olduğum ve kurban kesimi fikri bana nahoş geldiği için kurban bayramında kurban kesmiyorum ama bir şekilde bu bayramda mutlaka bir yardım yapıyorum. 3-4 sene kurban bağışımı Mehmetcik Vakfı'na yapmış idim, son 4 senedir de Lösev'e bağış yapıyorum.

Ankara'ya taşındığımızdan beri de ayda bir bir şekilde Lösev'e eski eşya toparlayıp götürmeyi de kendime görev edindim. Tüm tanıdıklarıma haber salıyorum, eski eşyalarını ayıklattırıyorum ve gidip onlardan alıp Lösev'e götürüyorum. Zaman zaman stok fazlalığından alamıyorlar veya yeni eşya istedikleri durumlar olabiliyor ama bir şekilde ben elimdeki fazlalıkları ihtiyacı olanlara ulaştırıyorum. Lösev dağıtımlarını inanılmaz organize bir şekilde yapıyorlar, özel kolilere ailenin tüm fertleri için birer eşya diziyorlar; bir kere rastlamıştım ve çok hoşuma gitmişti...

Bunun yanında Çekül Vakfı çok taktir ettiğim diğer bir kurum. Hatta bu sene yılbaşı hediyesi yerine herkese 7 ağaç kampanyası dahilinde "fidan dikimi" hediye etmeyi planlıyorum. Çekül'ün sayfasını açınca okuyacaksınız " Her birimiz günlük yaşamımızda tükettiğimiz kağıt, kalem, mobilya, yakacak gibi çeşitli gereksinimlerimiz için yılda ortalama “7 Ağaç”ın kesilmesine neden oluyoruz. Bir başka deyişle, her yıl doğaya, “7 Ağaç” borçlanıyoruz. İşte bu anlamda doğaya olan borcumuza karşılık katkıda bulunmak ve de kılık, kıyafet, tabak, çanak gibi artık fazla eşyalarımızın üzerine yeni birini eklememek için bu seneki hediyem 7 ağaç olacak sevdiklerime... (7 ağaç bedeli 30 YTL, bence çok da uygun)

Bu arada tabii ki unutmamamız gereken Tema var, yine "Meşe Projesi" mutlaka hepimizin katılması gereken bir proje... "7 ağaç" fiyatını çok bulanlar yarı fiyatına "meşe projesine" katılabilirler...

Hani hazır hepimiz şu anda ne hediye almalıyım diye düşündüğümüz bir dönemdeyiz ya, hatırlatayım dedim, capitalist sistemin objelerini bir kenara bıraksak da biraz daha faydalı şeylere yönelsek, ne dersiniz?

9 Aralık 2007 Pazar

Hafta Sonumuz

Oldukça yoğun bir hafta sonu geçirdik. Ne zaman Deniz'den büyük çocuğu olan birisi ile konuşsam hep ilkokul yıllarında hafta sonlarının doğum günleriyle geçtiğinden söylerler. Hakikaten de durum öyle galiba, zira bizde de başladı doğumgünleri; Cumartesi gününe iki doğum günü düştü, biri sınıftan arkadaşı diğeri de tenisten...

Hal böyle olunca Eray Cumartesi günü ben Fransızca kursunda iken Deniz'i ilk doğum gününe bıraktı.. Kurstan sonra ben de uçarak gittim Taycan'ın doğum gününe (süper anne ruhu var ya bizde:-))) kaçırmayız hiç bir etkinliği... )

Geçenlerde çocuk gibi de yazmış idi ve ben de onu tamamen onaylamış idim. Aslında benim kızım da çok fazla yoğun animasyonlu doğum günlerinden hoşlanmıyor. Takip ettim; kimi oyunlara katılıyor, kimlerine katılmıyor... Deniz de biraz değişik bir kız çocuğu, mesela tüm çocukların bayıldığı balon oyunlarından hoşlanmıyor çünkü balon patlayacak diye ödü kopuyor! Eh balonsuz da parti mi olur diyeceksiniz, vallahi siz de haklısınız... Ama ne yapayım sevmiyor işte... Sonra müzik eşliğinde dans etmeyi de sevmiyor. Tabii benim bloğumda yazdığım "Shakira Deniz" yazımı okuyanlar, Nazlı pes yani dansı sevmeyen çocuk bu mu diyecektir ama vallahi hayatında yaptığı tek dans o işte.. Zaten yazımda da yazmıştım nasıl şok olduğumu Deniz'i görünce öyle...

Neyse konuyu dağıtmayalım aslında kızım bu doğum günlerinde an geliyor eğleniyor, an geliyor bakıyorum sessiz sessiz bir köşede oturuyor. Ben şimdiye kadar doğum günlerini İstanbul da oturduğumuz sitenin kamelyasında yaptım, tam yanında da çocuk parkı vardı, salıyorduk çocukları kendi haline; vallahi çok daha fazla eğleniyorlardı...Yani bizler hem kendi ayakları üzerinde duran çocuk yetiştirelim derken, bir yandan onları doğum günlerinde bile doğal ortamlarına bırakmayıp bir lidere teslim ediyoruz! Tabii herkes böyle yapınca sistemin içine giriveriyorsunuz, bakalım biz nasıl yapacağız bu sene; görünen o ki doğum günleri hep böyle animasyonlu kutlanıyor.

Taycan'ın doğum gününde sınıftan pek çok anne ile sohbet etme olanağı bulduğumuz için keyifliydi bizler için. İşte aşağıda Taycan ve Deniz'in resmi... Bu arada övünmeden geçemeyeceğim ama kızım pek bir şeker idi bu kıyafetiyle.


Bu doğumgünü bittikten sonra yol aldık doğru Elif'in doğum gününe... O da yine bir parti evinde idi Çayyolu'nda...İşte orada aklı çıktı Deniz'in çünkü erkek çocukları sürekli balon patlatma yarışına girdiler ve Deniz hemen çıkmak istedi. Neyse ki sonra ortam biraz sakinleşti ve o da daha keyifli vakit geçirdi...

Aşağıdaki arkadaşı Işıl, Deniz Işıl'ın annesi ve babası ile birlikte okula gidiyor her gün...

Saat 5'e doğru eve geldik, gelirken Zeynep ablamızı (tanımayanlar için yeğenim olur kendisi) da aldık ve çam ağacını süslemeye koyuldu abla kardeş...


İşte bittiğinde böyle oldu ağacımız. Bu seneki ışıklarımız şarkı söyleyen cinsten oldu hem de; Zeynep fazla olduğu için bizim ağaca getirmiş gelirken...

Sonrasında ağabeylerimin arkadaşından bir maç daveti aldık, kızları evde bırakıp doğru maç izlemeye... Zeynep ablamız sağ olsun, gerçek ablalık yapıyor Deniz'e; bu sayede beni 2. çocuk yapma zahmetinden kurtarıyorlar Tolga ağabeyisi ile birlikte:-))Maç sonucu 2-o FB lehine olunca keyfime diyecek yoktu vallahi Cumartesi...

Pazar sabahı ise okulun ayarladığı ve tüm salonu kapadığı "harikalar kumpanyası" adlı çocuk oyununa gittik. Çok güzel bir oyundu ve tüm çocuklar çok eğlendi...

Eve gelince bir gün önceden sözleştiğimiz üzere Zeynep ablamızı da alıp kuaföre gittik, Zeynep sadece kahkullerini kestiriken benim kızıma da yeni bir model yaptık... Para pa pamm, işte kahküllü Deniz!!!

Tatlı kızım





















Mevlüt sonrası eşarbımı kızıma takmış idim, eşim pes yani bu resmi bloğa yayınlamadın mı diye sitem edince hemen koydum....

7 Aralık 2007 Cuma

Ruhumdaki huzur....

Ruhum dingin, müthiş huzur kaplı bugün tıpkı üstümden tonlarca kiloluk bir yük kalkmış gibi... Tahmin edeceğiniz üzere özel bir sebebi var, evet bugün mevlüt okuttum evimizde. İlk kez yaptım bu işi, ne zamandır istiyordum aslında hem tüm ölülerimiz adına hem yeni evimiz ve yeni hayatımız adına. En sonunda geçenlerde eşimin annesinin İzmir'den bizi ziyarete gelmesi ve kayın babamın ölüm yıldönümü olan 25 Kasım onun ziyaretine denk gelmesi vesile oldu bu mevlüde...

Çok genç hepi topu 24 yaşında, modern ve muhteşem sesli bir hafız okudu duamızı. Dua boyunca aklımdan geçti hep kayın babam, anneannem ve büyükbabam.

Kayınbabam inanılmaz sakin, yavaş hareketli, hep pozitif ve eşine karşı çok hürmetkar bir adamdı... Eşim de pek çok yönünü ondan almış, ruhu şad olsun..

Büyükbabam; beş vakit namazında, hacı, oldukca dindar ama inanılmaz zeki ve akıllı bir adam... Tarih, coğrafya konusunda üstüne yok, her zaman çok okuyan ve okuduklarını çevresindekilere çok güzel aktarabilen bir kişilik, ruhu şad olsun...

Veee anneannem, o kadar özel bir kadın ki kelimeler kifayetsiz kalır onu anlatmaya.. zamanında eşine çok az rastlanır, Almanca, İngilizce bilen ve rahatlıkla konuşabilen, 70 yaşına kadar bilfiil Akdeniz'de bir otelde idarecilik yapmış, torunlarını elinden tutup operalara, sinemalara götüren bir Cumhuriyet kadını idi o; ruhu şad olsun...

Mevlüdün bir başka yönü de Deniz'e dinimize ait bazı şeyleri aktarabilmek. Çocuklarımıza pek çok şeyi söz ile anlatamıyoruz ama yaşayarak, model olarak anlatabiliyoruz aslında. Ben de ona evde sevdiklerimizle, topluca dua etmenin iyi bir şey olduğunu arada sırada bunu yapmamız gerektiğini anlatmaya çalıştım, en azından kulağına kar suyu kaçırdım... Her ne kadar modern bir hayat sürsek de bazı değerlerimizi, geleneklerimizi mümkün olduğunca çocuklarımıza aktarmalıyız diye düşünüyorum...

Sonuç olarak şu anda ruhum dinginlik, huzur ve mutluluk dolu....

5 Aralık 2007 Çarşamba

Yılbaşı yaklaşırken....

Dün gündüz vakti attım kendimi Cepa'ya hadi şöyle kalabalık olmadan yılbaşı vitrinlerine bir göz atayım diye... Sonra birden eski yılbaşılar geldi aklıma, çocukluğumun yılbaşıları...

Ne vardı ne yoktu o zamanlar.... Aşağıdaki gibi bol süslü yılbaşı ağaçlarımız yoktu, sadece TV lerde, filmlerde görürdük bu ağaçları...

İçine küçük hediyeler koymak için yapılan şimdi envai çeşitde bulunan kumaş Noel Baba çizmeleri de yoktu....


Evimizin kapısına astığımız çelenklerden de yoktu....Dün ise biraz çarşıya çıkıp biraz daha yılbaşı süsü alsam mı ağacımıza dediğim anda neye uğradığımı şaşırdım, seçenekler o kadar çok ki şaşıp kalıyor insan...

yazımın başında dedim ya aklıma eski yılbaşı akşamlarımız geldi diye, peki nasıldı eski yılbaşılar hatırlayalım bakalım...İlk aklıma gelen şey Zeki Müren konuşması; nasıl merakla beklerdik heyecanla... Hani saat 11.55'de Zeki Müren çıkar o ağdalı Türkçesiyle "kutlu olsun efendim" li muhteşem bir konuşma yapardı....


Vee saatin 12.00 olmasıyla başlardı Nesrin Topkapı dansı...
Çok net hatırlıyorum, aylar öncesinden başlardı okullarda, evlerimizde Nesrin Topkapı muhabbeti, acaba bu sefer ne dansı yapacak, nasıl giyinecek diye.... Hepimiz TV karşısında kuruyemiş yerken ağzımız bir karış açık Zeki Müren'i ve Nesrin Topkapı'yı beklerdik. Hey gidi günler hey...

Şimdi ise Avrupalı gibi olduk, 1 ay öncesineden çoğumuz başlıyoruz ağacımızı yoksa evimizi yılbaşı süsleri takalım diye...Akşamları otellerde, restaurantlarda binbir çeşit aktivite var seç seçebilirsen.. Bir heyecan bir heyecan...Kızımın aklına da dün düşmüş ne zaman ağaç süsleyeceğiz diye, hafta sonuna söz verdim, Fransızca kursum, onun tenis kursu, yine onun 2 adet doğum günü partisi ve okulca gidilecek tiyatrodan vakit bulduğumuz ilk fırsatda ağaç süsleyeceğiz hafta sonu!

3 Aralık 2007 Pazartesi

Keyifli hafta sonumuz

Hafta sonu kaçamağı yaptık İstanbul'a Cumartesi-Pazartesi arası. Eşimin mezun olduğu GS Lisesi'nin meşhur pilav günü vardı Pazar günü. Özlediğimiz dostlarımızın pek çoğunu bu vesile ile görebilmek amaçlı çıktık cumartesi öğleden sonra yola...

Cumartesi akşam saatlerinde İstanbul'da idik, hiç vakit kaybetmeden kızımı, Eren ve İrem ile birlikte Kader ablalarının güvenli ellerine teslim edip, oturduk denize nazır rakı sofrasına can dostlarımızla...

Biz gecenin keyfine böyle varırken rakı masası başında geç saatlere kadar;

çocuklarda kendi içlerinde keyifli bir geceyi böyle noktalamışlardı biz döndüğümüzde...

Pazar sabahı Mehtap'ımın evinde yaptığımız hızlı bir kahvaltı sonrası Deniz 'i adaşı Deniz'in evine bırakıp biz de doğru pilav gününe doğru yol aldık.
Eray arkadaşlarını gördü mü pilav günlerinde dünyayı unutuyor, başlıyor muhabbetli yatılı gecelerinin anıları... Her pilavda ayrı bir anı duyuyorum sohbetlerinde, o kadar çok şeyi paylaşmışlar ki yıllar boyu, anlata anlata bitiremiyorlar. Ben de Deniz'i yatılı mı versem diye düşünmuyor değilim:-)

Pilav sonrası ise doğru Beyoğlu'nda bir kafeye gittik muhabbetin devamı için..

Sonrasında akşam 5 çayına sevgili eski komşum Gülin'e uğradık. Yine muhabbet, muhabbet, birlikte yaşanan nice güzel günleri andık... 6 aylık Mehmet'imizi sevdik...


Akşam yemeğine ve tekrar yatıya doğru kankam karamelizenin evine. Kendimizi her zaman evimizde gibi hissettiğimiz, birlikte İstanbul'da yaşarken sık sık yaptığımız şarap eşliğinde akşam yemeğimizi yedik.. Deniz ve Eren öyle güzel oynadılar ki doyamıdılar birbirlerine, aynı yatakta yatıp saatler boyu masal anlattılar birbirlerine kıkır kıkır..

Detaylı resimleri görmek isteyenler aşağıdaki linke bir tık yapsınlar lütfen...
http://picasaweb.google.com/anteksltd/IstanbulGezimiz

Az da olsa hasret giderdik dostlarımızla, güzel bir hafta sonu geçirdik hep birlikte sağ olun,var olun!